Sızıntı Arşivi

Ekim 1988 · s. 348 · 5 dakikalık okuma

Zombiler Uyanırsa

Muammer Gökçin · Edebiyat

Asrımızda kitlelere en çok tesir eden vasıtalardan birisi de basın-yayındır. Basın-yayın, kimi yerde namuslu ve sağduyulu insanların elinde halka hizmet gayesini güttü ise de; birçok defalar yığınları belli maksatlara doğru sürüklemek, onların sırtından ceplerini doldurmak ve meşum emellerine halkı alet etmek isteyenlerin kirli ellerinde oyuncak olmaktan kurtulamamıştır.

Basın sektörünün en kuvvetli kanadı olan gazetecilik vasıtası ile edipler edepsizliğe başladığından beri, kitleler müstehcen neşriyatın sebep olduğu bunalıma itilirken, gazete sahipleri servetlerine milyarları eklemişlerdir.

Batıdaki müstehcen neşriyatın tesirlerini yakından takip eden memleketimizdeki edipler de, aynı metodu, dini ve ahlaki bakımdan cahil yetiştirilmiş halkımız üzerinde tatbike koyuldular.

Neşriyatla içimize giren batının bu; ruhları kadavralaştırıcı, aklı alabora edip düşünceyi katledici, kalbi şer meşcereliği haline getirip hisleri dumura uğratıcı kahrolası rüzgârı, ne maksatla, kimler saldı? İşte 1905 tarihli Yahudi Konseyinin protokollerinin 12. 13. ve 14. maddeleri:

‘Matbuat şu yolu güdecektir: İhtirasları körüklemek, Parti hodgamlığını takviye... Bugünün gazeteleri faydasızdır, yalancıdır ve çoğu neye hizmet ettiklerini bilmezler. Biz onların sırtına semer vuracak, ağızlarına da kuvvetli gem takacağız. Gazeteler bizim kontrolümüz haricinde hiçbir şey yapamayacaklardır. Bu netice şimdiden elde edilmiştir. Çünkü dünyanın her tarafından gelen haberler, hep bizim merkezlerimizden alınmaktadır. Yahudi olmayanlar arasında matbuatımız namına tutulan ajanlar, bizim bizzat neşrini muvafık gördüğümüz şeyleri bize danışarak ve bizden müsaade alarak gazete sütunlarında münakaşa edecekler ve biz de, bu münakaşaların husule getirdiği gürültüden istifade ederek, kendimizce lüzumlu göreceğimiz tedbirleri alacağız ve bunları halk efkârına bir emri vaki gibi göstereceğiz. Yakın bir gelecekte matbuat vasıtasıyla, müstehcen sanatı ve aşırı spor iptilasını aşılayacağız. Bu hareket, kafaları, zihinleri bizimle mücadele etmekten alıkoyacaktır. Yahudi olmayanlar kendi zekâları ve düşüncelerinin mahsulü olan kararlar ve hükümlerden yavaş yavaş uzaklaşacaklardır. Milletlerin efkârını türlü hayali, yeni ve sözüm ona, terakkiperver nazariyeler üretmeye sürükleyeceğiz. İşte bizim bu, terakki, modern hayata intibak ve medeniyet kelimelerimizdir ki, Yahudi olmayan budalaları serseme çevirmiştir. Gelişmiş memleketlerde çılgın, kirli, müstekreh bir edebiyat vücuda getirdik. Biz, dünyanın bütün dizginlerini elimize aldığımız zaman dahi bu müstehcen edebiyat bir müddet daha devam edecektir. T ki, Yahudi olmayan milletlerin hayâsızlığı bizim mümtaz vakarımız karşısında daha ziyade göze batsın.”

Bu dönecek olan müthiş dolapları, oynanacak oyunları basiret gözüyle gören Asrın Dellalı ve Beyin Kurucusu “Batılı tasvir, saf zihinleri idlal eder. Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır.’ diyerek önce gazetecilere şöyle seslenir: “—Ey gazeteciler! Edipler edepli olmalı, hem de edeb-i İslamiye ile müteeddip olmalı. Ve onların sözleri, kalb-i umumi-i müştereki milletten bitarafane çıkmalı ve matbuat nizamnamesini vicdanındaki hiss-i diyanet ve niyet-i halise tanzim etmeli.” Daha sonra büyük bir endişe ve heyecanla masum vatan gençlerine haykırır: Ey bu vatan gençleri! Frenkleri taklide çalışmayınız! Aya Avrupa’nın bize ettikleri hadsiz zulüm ve adavetten sonra, hangi akıl ile onların sefahat ve batıl efkârlarına ittiba edip emniyet ediyorsunuz. Agah olunuz ki! Siz ahlaksızcasına ittiba ettikçe, hamiyet davasında yalancılık ediyorsunuz!.. Çünkü şu surette ittibanız, milliyetinize karşı bir istihfaftır ve millete bir istihzadır!

Heyhat! Küfrün hoyratlığı, dalaleti ve azgınlığı durmak bilmedi. Yığınlar zombiler haline getirildi. Onların ayılmaması için elden gelen yapıldı. Ya Zombi nedir? Zombiler kimlerdir? Bir de siz dinleyin işte zombiler hikâyesi: Haitili zenginlerden biri, bulduğu ilacı bazı kimselere içirmiş. Bu ilacı içenler, kendilerinden geçip, derin bir uykuya dalarmış. Öyle bir uyku ki, onları gören öldü zannedermiş. Yakınları ağlar, sızlar nihayet götürüp ölülerini mezara bırakırlarmış. İlacı bulan zengin de gidip mezarı açar ve kurbanını evine getirirmiş. Ya ilacın tesiri geçince veya bir başka ilaçla baygın adam ayıltılır, uyandırılırmış. Fakat bu adam mazisini hatırlayamadığı gibi, düşünemezmiş de... Bir çeşit robot olurmuş. Bunlara Zombi” denirmiş. Menfaatine düşkün zengin adam, böyle zavallılardan, bir işçi grubu meydana getirmiş; bunları pirinç tarlalarında çalıştırırmış. Yani boğaz tokluğuna işçi bulmak, başkalarının gözyaşını içki diye içmek... Bir gün, bu zengin adam iş icabı bir yere gitmiş. Zombilere bakmasını, onlara iş göstermesini karışma tembih etmiş. Kadıncağız, işin sırrını bilmiyormuş. Zombileri alıp, karnavala götürmüş. Zombiler akrabalarını, akrabaları zombileri tanıyamazmış. Fakat zombileri bu halden kurtarabilecek tek ilaç tuzmuş. Merhametle bilgisizlik el ele verince, kadıncağız yediği tuzlu fıstıklardan zombilere dağıtmış ve yemelerini istemiş. Tuzlu fıstığı yiyen zombiler, akrabalarını ve evlerini hatırlamışlar. Koşarak yuvalarına dönmeye çalışmışlar. Öyle koşmuşlar, öyle koşmuşlar ki, kimisi yollarda düşüp ölmüş, kimisi evine ulaşmış... Duruma idari makamlar el koymuşlar. Araştırma neticesinde, herşey olduğu gibi ortaya çıkmış ve Haiti Cumhuriyeti ceza kanunlarına bir madde ilave etmiş: “İnsanları zombi yapanlar idam edilir.” diye.

Bizim zombilerimize ne olacak? Onlara da tuzlu fıstık veren birisi çıkacak mı? Bir ayılırlarsa halimiz nice olur? Daha doğrusu halkı zombi yapanların hali nice olur.

Genç kuşakları ihmal edip nefsanîliğin karanlık labirentlerinde yapayalnız bırakanlar, onların her gün biraz daha yozlaşmalarına seyirci kalanlar, kitleleri milli kültür ve milli düşünceden mahrum bırakanlara alkış tutanlar, gününü gün etmek isteyenler, ülkenin dört bir yanına kozmopolitik tohumlarını saçarak milli şuur ve milli mefkûreyi öldürenler, özünden ve ruh kökünden uzaklaşmayı marifet ve medeniyet sananlar, ilim yuvalarını bu cehennem zakkumunun meşcereliği haline getirenler... Yıllarca can alıcı hasımlarımızı dost bilip onlara dostluk türküleri söyleyenler, göz göre göre bütün değer hükümlerimizi yerle bir edip hâlihazırdaki şu hazin manzarayı hazırlayanlar... Cismaniye bedeni hazlarını, herşeyin önüne geçirip çılgınlık ve hezeyana girenler, bunların haline imrenip, kelebeklerin kendilerini ateşlere attıkları gibi, gidip gidip günahlara gömülenler medeniyet deyip yenilik deyip çeşit çeşit yabancı düşünceye pey—çekenler, olup biten bunca şey karşısında, bir kerecik olsun irkilmeyen ve ürpermeyenler, en alttakiler onlarında altındakiler, en üsttekiler onların da üstündekiler, bir gün mutlaka ettiklerine nadim olup ağlayacaklardır. Bir gün mutlaka, bu nesile de tuzlu fıstık veren birisi çıkacak, böylece onlar da hakikatleri anlayacaklar ve koşa koşa asıllarına döneceklerdir.

Muammer Gökçin-A. Kadir Sema

Kaynaklar:
1. İğneli Fıçı, Cevat Rıfat Atılhan 1979, Kit-San.
2. Davet, Hekimoğlu Ismail, Tür-Dav.
3.Lem’alar ve Dıvan-ı Harbi Örfi.
4. Tarih Boyunca Vahudilik ve Türkler, Prof,Dr. Hikmet Tanyu.