Sızıntı Arşivi

Ekim 1988 · s. 350 · 5 dakikalık okuma

TAURİ'den Mesaj

Taner Sağlam · Astronomi

Her sabah rahmet pırıltılarını üzerimize serperek doğan güneşin ve gecelerin esrarlı karanlığında ta uzaklardan muzipçe tebessüm eden yıldızların bebeklik günlerini merak ediyor musunuz? O halde, bakınız bir yavru yıldız bu taze macerasını (hal diliyle) nasıl anlatıyor:

Sizlere 500 ışık yılı uzaktan seslenmek istiyorum. Adım, daha doğrusu bana ve bana benzeyen arkadaşlarıma verdiğiniz isim: TAURİ. Bütün insanlık ırkınızın geçmişine nispeten yaşlı olmama rağmen,100.000 yaşında bir yıldız olarak daha yumurtadan yeni çıkmış sayılırım.

Yakın zamana kadar—Yakın dediğim şöyle 5–10 bin yıl önce— en kuvvetli optik (mercekli) teleskoplarınızla bile göremeyeceğiniz bir safhada, kuluçkadaydım. Tıpkı bir civciv gibi, etrafımı saran geniş ve kesif gaz kütlesinin açılacağı anı bekliyordum. Ben o yaşlardayken gökyüzünü araştıracak teknolojiniz yoktu. Zaten daha birkaç yıl öncesine kadar bir yıldızın bebekliği nasıldır bilmiyordunuz. Çünkü çevre katmanımız, ışığımızın size ulaşmasını engelliyordu. O zamana kadarki araştırmalarımızda, muazzam enerjimizin kaynağını, bizlerin nasıl vücuda gelip ne şekilde dağıldığımızı bulmaya çalışmıştınız. Neticeye ulaşmanız benim için olmasa bile sizin için çok uzun sürdü. Yüzyılların, bin- yılların teknoloji ve bilgi birikimi lazımdı bu iş için. Doğuş safhalarımız hariç hayatımızı iyice öğrenmiştiniz ama hala uzayı’ körebe” bakışı ile izliyordunuz. Bir şeyler olduğunu seziyor ama göremiyordunuz. Işık vasıtasıyla bizi görmeniz mümkün değildi. Başka dalga boylarındaki şualarla araştırma yapmak gerekiyordu. En uygun olanı “Infrared” (Kızılötesi) ışınlarıydı ama bir merhamet cilvesi olarak atmosfer perdeniz onların size ulaşıp zarar vermesine mani oluyordu. Bu konuda neticeye ancak atmosferin dışında varabilirdiniz.

Nihayet, 1960tan beri uğraşa uğraşa 1983 Ocak’ında Amerikan, Hollanda, İngiliz ortak yapımı IRAS uydusunu yerleştirmeyi başardınız. Infrared ışınlarını alan bu uydu—teleskop şimdiye kadar neredeyse bütün uzayı tarayarak daha önce bilmediğiniz yarım milyardan fazla cisim keşfetti. Birdenbire karşılaştığınız bu kaynak bolluğu karşısında şaşırmıştınız. Artık, geriye Astreoid’lerden gelen galaksilere kadar değişen bu nesnelerden, hangilerinin ön yıldız olduğunu bulmak kalmıştı. Arşivin zenginliği sayesinde, geniş malumat sahibi olduğunuz bu dönemleri yaşayan birisi olarak, isterseniz bir de benden dinleyin:

Bütün yıldızların teşekkülü, yıldızlararası uzaydaki dağınık gaz yığınlarının, sanki bir “Toplan emriyle belli bir bölgede yoğunluk kazanmasıyla başlar. Merkez yavaşça dönerek sıkışırken; (açısal momentumu koruması gereken) dış bölgemiz, doğru merkeze yapışmak yerine, binlerce derece sıcaklıkta çekirdek, etrafında 12 derece civarındaki sıcaklığıyla neredeyse Güneş Sistemi genişliğinde diske benzeyen bir kuşak ve en dışta da -200 derecede dönüşle iç kısma doğru yaklaşan gaz bulutu gibi üç tabakadan oluşur.

Daha ileri safhalarda, yüzey sıcaklığımız Güneşinkine kadar ulaşır. Fakat merkez sıcaklığımız henüz Hidrojen—Helyum termonükleer reaksiyonu için yeterli olmadığından, biz daha farklı bir metotla enerji elde ederiz. Sanki görünmez bir nefes mangalı tutuşturmak için üfler gibi, çevre gazları çekirdeğe doğru savurur durur. İnanmak zor ama bu cehennemi sıcaklık, savrulan gazların çekirdeğe çarpıp durmalarından sonraki Kinetik enerji-ısı dönüşümünden meydana gelir. Üflenen köz nasıl daha parlak olursa, bir yıldız da bu sırada daha parlak olur. Güneş de dem bu safhalardayken on kez daha fazla ışık veriyormuş. Şu anda bu dönemi yaşayan bir kardeşim ise, güneşin ellide biri kadar olmasına rağmen 3 kat parlak görünmektedir. Adını merak ettiyseniz ezberleyebileceğinizi hiç zannetmiyorum İRAS–043.652.535

Bundan sonraki yıllarda garip bir deveran cereyan eder. Çevredeki soğuk gazları eme eme doyum noktasına ulaşan yıldız çekirdeğimiz, muhafaza ettiği gazları dışlamaya başlar. Bu püskürme, çevresinde yoğun gaz kütlesi ihtiva eden disk yer aldığı için ekvatordan değil kutuplardan olur. İRAS’ın gözlediği yıldızların yarısı da aynı dönemdeydi.

Yüz bin yaşına geldiğimizde kalın gaz kütlesi tamamen disk etrafında toplanır. Yumurta kırılmıştır. İçinden çıkan 7 Tauri’yi optik teleskopla görebilirsiniz artık. Şu ana kadar ki hayat maceram böyle. Herhangi bir aksilik olmazsa bundan sonra olacakları da zaten biliyorsunuz. Çekirdek harareti on milyon dereceye ulaşınca Hidrojen—Helyum dönüşümü başlayacak. Böylece ben de termonükleer reaksiyonla çalışan normal bir yıldız haline geleceğim. Bir kaç milyar yıl sonra ise bıraktıklarımla yeni yıldızlara menşe olmak üzere ya nazikçe sönüp dağılacak ya da azgın bir süpernova patlamasıyla terhis olacağım. Ama korkmayın, kılınıza bile zarar vermeyeceğim, eğer o zaman yaşıyor olursanız. Zaten şu ana kadar kâinat sayısız patlamalara, bombardımanlara, tarrakalara şahit oldu. Hangi bir tanesi derinizde ufak bir yanık oluşturup kulağınızda ince çınlama meydana getirdi ki korkmanıza sebep olsun? Sanki gizli bir el tarafından korunuyorsunuz; bir kısım inat kurbanları anlasa da, anlamasa da... Anlama kabiliyetinden mahrum o zavallılara bazen ne kadar acıyorum. Bazen de kemikleşmiş inatlarıyla içime alıp yakasını geliyor. Teleskopların arkasına geçiyorlar da bir görmüyorlar. Bilgi için çalışıyorlar. Böyle olunca da en muhteşem en harika faaliyetlere tepkileri kuru bir hayrette kalıyor, bazen onu bile esirgiyorlar. En basit bir atoma, biz yıldızların yakıp kavurucu enerjisini sağlayacak işler gördürmek ne demektir sorarım size? Denizleriniz kadar gazyağı, dağlarınız kadar odun ve kömür yaksanız, sadece güneşin bir günlük enerjisini karşılayamazsınız.

Biz yıldızlar sizlerle ki yaslanmayacak derecedeki büyüklüğümüz, enerjimizle en ufak bir isyana, karışıklığa sebebiyet vermeden Kudret-i Sonsuza itaat ederken sizlerdeki bu gurur da neden? Teknolojinizle, çözdüğünüz sırlarla mı övünüyorsunuz? Kat ettiğiniz mesafenin ancak okyanusta bir damla olduğunu neden hala anlamıyorsunuz? Büyük vaatlerle uzaya yolladığınız IRAS, T. Tauri’lerin etrafındaki gaz kütlesi disk yapısında mıdır? Güneşin bütün dalga boylarında yaydığı enerjiyi bu sınırlı sahada nasıl elde ediyor? Bunlar sonra nasıl gezegenlere dönüşüyor? T Tauri ne zaman nükleer füzyona başlıyor? gibi yüzlerce soru işaretini beyninize çakmadı mı? Hiç bir teleskopla görülemeyen disklerimizi incelemek üzere hazırladığınız James Cark Maxwell ve 989’da işe başlayacak Mabble Uzay teleskoplarıyla sorular silsilesinin biteceğini sanıyorsanız aldanıyorsunuz? Sizden biri (Fransız matematikçisi M. Poincar) ne de güzel söylemiş:

“Her yeni keşif, tasavvur ve tecessüm ettirme kabiliyetimizin yetersizliğini gösteren, bir bilinmeyenle bizi karşılaştırmaktadır. Artık hislerimize sığabilen gerçek kâinatı aşıp gerçek ötesi bir kâinata, metafiziğe dâhil bir âleme girmekteyiz.”

Eğer şu ruhsuz materyalist bakış açısından vazgeçebilseydiniz, her keşifle hayretten hayrete sürüklenecek, bütün kâinatın koro halinde okuduğu Birlik manzumesiyle sermest olacaktınız. “Ne kadar hassas planlanmış!” “bu ne müthiş Kudret!’ diyerek kendinizden geçecek, ebedi huzura kavuşacaktınız.

Teleskopların arkasına, metafiziği de kavramış insanların geçmesi dileğiyle.

Deneyen: Taner Sağlam