Eylül 1991 · s. 358 · 2 dakikalık okuma
Zerre

Zerre; halkın tarifiyle, en küçük varlık.
"Düşünmezler mi?" diyen ilahi vahyin ikazı ile düşündüm zerreyi... O zerre ki; kainatın özeti. Küçüklüğe sığdırılmış büyüklük.
O zerrenin içinde fırtınalar kopuyor, depremler oluyor. O zerrenin içinde milyarlarca can “BİR”i teşbih ediyor. O zerrenin içinde bir İlahi cazibeye kapılan trilyonlar dönüyor, dönüyor. Döne döne asıllarına kavuşacakları ümidiyle, şevkle, azimle ve aşkla dönüyor.
O küçüklük gözümü karartıyor, zihnimi sarsıyor. Beynimde çizilen düşünce sınırları daha ötesini, ötelerin ötesini tahayyül etmemi engelliyor. Kim bilir sonra hakkında ne ilahî sırları düşünemiyoruz?
Bir zerrenin içinde dönen trilyonlardan bahsettiğimde, benim fazla düşünmekten aklımı kaçırdığımı sanan bîr dostumun şaşkın bakışlarını hatırladım bir anda... Bu satırları okuyanlarda da aynı intiba uyanmış olabilir, konuyu biraz daha açayım;
"Dünyanın içinde bulunduğu Samanyolu, Samanyolu' nun içinde bulunduğu galaksi ve o galaksinin bağlı olduğu sonsuzluklar âleminin üzerinden bakan herhangi iki göz.
O akıllara durgunluk verici manzaranın içinde,
Milyarlarca insanın yaşadığı dünyamızı,
Bizim zerreyi gördüğümüz küçüklükte görmez mi?"
Herhalde bu sorumun cevabı "evet" olmalıdır.
Sonsuzluklar içindeki dünya,
Dünya içindeki zerre ile mukayese edildiğinde ne garip gerçek ortaya çıkıyor.
Meselâ: Sonsuzluklar içinde dünya bir zerre ise.
Zerre ölçüsünde ve zerrenin İçinde var olduğunu farzettiğimiz canlılara göre de yalnız dünya bile tek başına bir sonsuzluk ölçüsündedir.
Hiçbir ilmî sohbette bulunmadığım ve yaşımın da hiçbir ilmî kitabı okumaya müsait olmadığı ilkokul 1. sınıftayken,
Annem evi süpürünce ayağa kalkan toz, pencereden vuran güneşle daha da açık şekilde göründüğü zaman, "Bu toz zerrelerinin herbiri ayrı bir dünya ve bu oda da tozlar için sonsuz gökyüzü ölçüsünde" diye düşünürdüm.
O çocuk zihnimde düşündüklerim, fezanın uçsuzluğu fikrinin her geçen gün hayretler verici ölçülere ulaşması ile birlikte gelişti, büyüdü ve Yaradan'ın büyüklüğünü daha da iyi anlamama, kavramama vesile oldu.
Zerre: Evet o ki;
Gözle görülmediği halde, bir babanın huy, karakter, şekil, özellik ve güzelliklerini yüklenen.
Anne karnındaki dokuz aylık halden hale geçişten sonra insan olan Zerre, insandan kopan o zerre ki; insanın bütün özelliklerini ihtiva ediyor. Niçin kâinattan kopan bir parça da (zerre) bütün bir kâinatın özelliğini üzerinde toplamasın.
Eğer bütün bir kâinat bir zerrede özetlenmişse, o zerreye kainatı sığdıran kuvveti tahayyül etmek güç, insan aklı için imkânsız ve bu konuda biz ancak O'nun bildirdiği kadarını biliyoruz.
Zerre; sonsuzluğun tersine tezahürü, küçüklükte sonsuzluk... Evet işte burada yeni bir mefhum. Nedir "küçüklükte sonsuzluk"- Küçüklükte sonsuzluk mefhumunu kavrayabilmek için büyüklükte sonsuzluğu düşünelim.
Dünya, Güneş sistemi, galaksiler... Bu galaksilerden trilyon tane daha. Bu genişlik, bu büyüklük, bu derinlik ve bu çap. Tahayyül edebildik mi? Evet. Peki, aklımızın aldığı, hayalimizin kavradığı bu büyüklük gibi trilyon büyüklüğü de tahayyül et... Ve sonra hepsini tekrar trilyonla çarp. Büyüklüğün büyüklüğü.
Gelelim küçüklüğün büyüklüğüne:
Gözünle göremediğin, en gelişmiş mikroskoplarla dahi zor görülebilen bir zerreyi milyarda birinin trilyonda birini de kentrilyona böl ve elde ettiğin varlığın nabzına parmağını bas, ağzına kulağını daya ve işit: Allah Büyüktür.
Fezanın sonsuzluğundaki büyüklüğü ölçü alarak, zerrenin küçüklüğündeki büyüklüğü kavrayabilen veya hayal edebilenlerin yapacağı ilk iş; alnını secdeye koymak ve Yaradan'a beden ve ruhuyla teslim olmaktan başka ne olabilir?