Mart 1988 · s. 53 · 2 dakikalık okuma
Zamanla Bütünleşme

Zamanla bütünleşme; kişinin buutlar mahbesinden kurtularak ‘an’ denen zaman parçalarını, yaşanmış hayatın terkibiyle mescedip yekpare ve bölünmez bir ‘an’’ haline getirmesi ve billur mahfaza zamana, hadiselerin gümüşten kafesini geçirerek eşya ve hadiseleri zarf, zamanı ise mazruf yapabilmesi ve ruhu ten cenderesinden kurtarıp madde cidarlarını zorlayarak manayı maddenin önüne takdim etmesidir.
Zamanla bütünleşmenin en kısa ve hatası en az olan yolu sancılı tecrübelerdir. Zaten bazen bizi talihimize güldüren bazen da bize kanlı gözyaşları döktüren bu tecrübelerdeki iç sezişler değil mi? 0 sezişler ki, hayatın kendi bağrından kopup gelmişlerdir… Ve bütün rahmani rüyalar ilham dolu düşünce ve görüşler onun sükûtundaki sessiz feryatta gizlidir.
Gönlü nur tufanına tutulmuş ve vicdanı iştiyakın fırtınalarına maruz kalmış nice zamanla bütünleşenler vardır ki, hissiz ve samit infialler karşısında, duyup duyuramamanın, hissedip anlatamamanın ızdırabıyla daima hayatlarından bizar yaşar fakat; ‘‘insanların en hayırlısı, onlara en çok faydalı olandır” ölümsüz fermanının manasına dahil olabilme nasibini elde edebilmek gayesiyle yine de kendileri için ölümden bin beter şu hayatı yaşamadan edemezler. Hâlbuki kalmakla gitmek arasında muhayyer bırakılsalar ve böyle bir tercih hakkı onlara verilmiş olsaydı; hiç düşünmeden gitmeyi, kalmaya tercih edecekleri muhakkaktı. Çünkü tek rehber ve eşsiz önder kabul ettikleri İki Cihan Serveri öyle yapmıştı.
Zamanla bütünleşmeyen insan hamle ve aksiyondan mahrumdur. Bütün çırpınışlar zavallı gayretçik; galibiyetleri yarını olmayan gizli mağlubiyet; vecd ve istiğrakları ise sadece bir titremeden ibaret bu insanlar hep eşya ve hadiselerin kabuğunda dolaşır ve bir türlü öze nüfuz edemezler. Öteler ötesine ait kanaatları yaralı olduğu gibi bütün benlikleriyle bağlandıklan dünyaya ait düşünce, görüş ve bakışları da gayet sığdır. Ne diyeyim? Her türlü derinlik, feraset ve kiyasetten nasipsizdirler!...
Zamanla bütünleşme, elbette kabiliyet ve istidat ister. Ne kadar gayret gösterse de müstaid olmayanların böyle bir mazhariyete ermesi düşünülemez. Çünkü istidatlar ayrı ayrıdır. Her istidat kendi sının içinde zirveye ulaşabilir ancak; belki bir istidadın diğerinin yerine geçmesi söz konusu değildir. Sadi: ‘Zenci hamamda yıkanmakla ak olmaz!’ sözüyle bu hakikati ne güzel vecizelendirir!...
Bu iki zümre arasındaki farklılığın mevcudiyeti normal sayılsa bile bu farklığın derinleşmesini en küçük daireden en büyük daireye kadar içtimai hayatta çeşitli ve onulmaz rahnelerin açılmasına sebebiyet verir. Bu da ya zamanla bütünleşemeyenlerin fikir ataletinden ya da diğerlerinin, gördükleri tehlikenin aceleciliğiyle ‘en zayıfınızın yürüyüşüyle yürüyün düsturunun terk etmelerinden kaynaklanmaktadır. Kim bilir belki de her iki sınıfı mazur gösterecek sebep ve saikler vardır?..
Şemseddin Nuri