Sızıntı Arşivi

Mart 1988 · s. 54 · 7 dakikalık okuma

Sigara Ve Kulak Burun Boğaz Hastalıkları

Şerafeddin Alan · Dr. · Tıp

Solunumla alınan hava vücutta ilk önce kulak—burun—boğaz (K.B.B) organlarıyla temas eder. Bu yüzden solunan kirli havanın tesiri öncelikle buralarda görülür. Kirli havadaki zararlı maddeler ya doğrudan kulak—burun—boğazda tesirini gösterebilir veya kan yoluyla taşınarak ulaştığı dokularda zarara yol açabilir. Çalışılan vasatta havayla karışmış olan bilhassa toz şeklindeki partiküller ve gazlar, solunum esnasında akciğerlere kadar giden bir yol izlerler. Bunların bir kısmı akciğerlere ulaşmadan tutulur ve atılmaya çalışılır. Bu durumda, bulundukları yerde tesirlerini gösterirler.

BURUN

Burun, solunum koku alma ve konuşma gibi vücut fonksiyonlarında önemli rol oynar. Bu fonksiyonlarla burun içinde mükemmel ve aynı zamanda hassas yapılar dikkatimizi çeker. Damar ve sinir ağlarıyla örülmüş olan bu yapılar minimal enerji—maksimal kazanç fizyolojik prensibi içinde çalışırlar. Solunumla ilgili olarak dışardan alınan hava önce burunda filtre edilir. Yabancı maddeler ve mikroorganizmalar burun içindeki ince tüycükler ve içindeki mikropları öldürücü enzimlerin bulunduğu burun içi sıvısı tarafından tutulup vücuda sokulmazlar. Burnun yan duvarlarındaki içi kan dolu süngerimsi yapılar, hava ile temas ederek havayı vücut ısısına yakın bir dereceye getirirler ve %70 nispetinde nemlendirirler. Bu süngerimsi yapılar sempatik ve parasempatik sistem tarafından o kadar mükemmel bir şekilde idare edilir ki çok değişik hava şartlarına göre kendilerini derhal ayarlarlar ve akciğerlere giden havanın her haliyle ihtiyaca uygun hale gelmesini sağlarlar. Solunumla alınan havanın kokusu da burun içindeki özel sinir uçlarıyla algılanır. Burun içi sinirler mayın tarlası şeklinde döşenip diğer sinirlerle sıkı bir ilişki içinde olduğundan bu durumun alınan havanın özelliğine göre gerek akciğerlerin açılması, gerekse kalbin çalışma süratinin düzenlenmesi üzerinde önemli rolü vardır. Burnu irrite edici bir madde koklandığında hapşırma hareketiyle—ki bu hareket kompleks refleks bağlantıların bir neticesidir—derhal bu madde dışarıya atılmaya çalışılır. Ayrıca konuşma esnasında, kişiye has olan ses özelliğinin bazı kısımlan da burunda şekillenir. Burun tıkalı olduğunda nasıl bir sesin ortaya çıktığını hepimiz biliriz.

Burna ait kısaca izah edilen bütün bu hassas mekanizmalar buradan normal havanın geçmesine göre ayarlanmıştır. Sigara içildiğinde yanıp havaya karışan maddeler, solunum havası ile birlikte içeri girerek burnun normal fonksiyonlarını aşikar bir şekilde bozarlar. Mukoza üzerindeki küçük tüycükler, bu maddelerle fazla temastan dolayı giderek fonksiyonlarını kaybederler ve böylece akciğerlere kaçabilen yabancı madde sayısı artar. Enzimler de aynı sebeplerle mikroorganizmalar üzerine fazla tesirli olamazlar. Koku ayırımı da giderek zorlaşır.

Böylece zayıflayan burun içi direncinden dolayı alerjik rinit, vazomotor, rinit, nezle ve gribe yakalanma nispeti artar. Sigara, alerjide belirtilerin daha erken zamanda görülmesine yol açar. Sigaradan dolayı süngerimsi yapılar katılaşmaya başlar, burun içinden havanın geçişi zorlaşır, bu sefer hava ağızdan alınmaya başlar ve hiçbir süzgece tabi tutulmadan akciğerlere gönderilir. Kuru ve soğuk olan hava ağız içi ve gerisini tahriş ederek hiçbir tedaviye cevap vermeyen farenjitler ortaya çıkar. Bu havanın pek tabii olarak akciğerler üzerine büyük tesirleri de olur.

Burun yan duvarlarında sinüs denilen içleri burun içi mukozası ile kaplı fonksiyonlarını hala bilemediğimiz yapılar mevcuttur. Bunların havalanması burun yoluyla olur. Sigaraya bağlı burun içi değişikliklerinde de havalanma bozulunca, sinüslerin iltihabı, yani sinüzit başlar. Şiddetli baş ağrılarıyla ortaya çıkan bu patoloji, bazen kısa sürede ölüme kadar gidebilen komplikasyonlara sebep olabilir. Ayrıca yine sigaraya bağlı devamlı irritasyondan dolayı şekil değiştirip metaplaziye uğrayan burun içi ve sinüslerde kanserler görülür. 330 vakalık bir sinüs kanseri serisinde hastaların hepsi orta derecede, yansına yakını da aşırı derecede sigara içmekteydi. Bölgenin özelliğinden dolayı bunların tedavisi oldukça güç olup kişiyi uzun süre aktiviteden alıkoyar ve hastalığın gidişi de kötüdür.

Yine burunla alakalı olarak, burnun gerisinde bulunan ve orta kulakla irtibat sağlayan östaki borusu da bu değişikliklerin tesiri altında kalır ve neticede orta kulak iltihapları ve işitme kayıpları gelişir. Burun pasajını kapayan orta bölme bozuklukları da buna eklenince müzmin orta kulak iltihabından dolayı hasta şifa arar durur.

DUDAKLAR VE AĞIZ İÇİ:

Gıdaların ilk durak yeri ve konuşmanın şekillendirildiği yer dudaklar ve ağız içidir. Sigaraya bağlı olarak öncelikle, uzun süreli tazyik ve tahrişten dolayı dudak mukozasında değişiklikler ve dudak kanserleri görülür.

Dil üzerinde bulunan tad cisimcikleri de bu tahrişten etkilenirler ve uzun süre sigara içenlerde tad duyusu zayıflamaya başlar. Dişlerde karakteristik kalıcı izler teşekkül eder. Kişi ağız içinde devamlı kekremsi bir tat duyar. Dil, ağız tabanı ve ağız içi mukozasının zamanla yapısını değiştirdiği görülür. Bu bölgede görülen kanserlerin sigara içenlerde içmeyenlere göre % 90 gibi büyük bir nispette fazla olduğu dikkati çekmektedir.

İÇ KULAK:

İşitme ve denge ile alakalı olan iç kulak vücudun bir bakıma hem fonksiyon, hem de yapı olarak en hassas yeridir. Zira bu yapı ve fonksiyonlar sayesinde hem değişik frekans ve şiddetteki sesler ayırt edilebilmekte hem de en ufak hareket ve pozisyon değişiklikleri hissedilebilmektedir. Bu derece hassas yapıların beslenmesindeki en küçük bir aksaklık derhal işitme kaybı, bulantı—kusma ve baş dönmesiyle kendini göstermektedir.

Ani sağırlık veya iç kulağın enfarktüsü de denilen durum, aşın heyecan, yorgunluk, virütik enfeksiyonlar ve sigara tesirlerinin de ilave olmasıyla iç kulak arteriyol sisteminin blokajına bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Değişik derecelerde görülen bu ani işitme kaybı, o taraf kulağın tamamen fonksiyon dışı kalmasına kadar yarabilmektedir.

Kendisini baş dönmesi ve işitme kaybıyla gösteren ve bazen hastayı hayat boyu tedirgin eden Menier hastalığı denilen durumda da iç kulak sıvılarının artmasına sebep olan faktörler arasında yine sigara ön sıralarda gelmektedir. 640 vakalık bir Menier serisinde hastaların % 20’si aşırı derecede sigara kullanmaktaydı. Sigara dumanının içinde bulunan karbon monoksit, akciğerlerden kırmızı kan hücrelerine geçerek hemoglobine bağlanır ve üçte birini bloke eder. Neticede eritrositlerin oksijen taşıma kapasitesi üçte bir nispetinde azalır. Dolayısı ile iç kulak fonksiyonları bozularak kalıcı işitme kayıpları ve baş dönmeleri ortaya çıkar.

GIRTLAK:

Gırtlak veya latince ismiyle larenks, havanın akciğerlere gelmeden önceki son, akciğerlerden çıkarken de ilk durağıdır. Gırtlağın şimdilik bildiğimiz fonksiyonları arasında şunlar mevcuttur:

— Solunum için hava yoludur.

— Konuşma için esas temel elementler burada meydana gelir ve yukarılarda şekillenir. Akciğerler jeneratör, gırtlak vibratör, ağız ve burun ise rezonatördür. Çocuk, kadın, erkek ve kişiden kişiye değişen ses özellikleri esas olarak buradan kaynaklanır.

— Ağır bir yük kaldırılacağı veya el ve ayaklara kuvvet verilmesi söz konusu olduğunda göğüs içi basıncının artarak bir süre muhafaza edilmesi, ses tellerinin gırtlağı kapatarak akciğerlerde havayı hapsetmesine bağlıdır.

— Hıçkırma, haykırma, ağlama, iç çekme, homurdanma hallerinde, haz, teessür ve dehşet gibi hissi durumların tezahüründe gırtlağın büyük rolü vardır. Gırtlağı alınan kişiler, höpürdeterek kahve içme zevkinden artık tamamen mahrumdurlar.

Sigara içilme durumunda, solunum havası içine karışan maddeler gırtlağı örten mukozayı tahriş ederler. Bu tahriş ve diğer bazı faktörlerle önce larenjit denilen iltihaplar meydana gelir, boğaz ağrısı ve ses kısıklığı gelişir. Uzun süre sigara kullanma durumlarında bu mukozada bir seri değişiklikler başlar. Bu değişikliklerin sonunda kanser gelişir. Bunların ilk safhalarında sigara bırakıldığında bu seri tamamlanmaz ve mukoza normale döner.

20 yıl önce erkek—kadın arasındaki gırtlak kanser nispeti 12 ye 1 iken günümüzde kadınların da bu kötü alışkanlığa başlamaları sebebiyle bu 6 ya 1 şeklinde değişmiştir. Wynder ve arkadaşlarının yaptığı bir çalışmaya göre günde 35 veya daha fazla sigara içenler hiç sigara içmeyenlere göre 7 defa daha fazla gırtlak kanserine yakalanma riskine sahiptirler. Aynı şekilde günde 35 ve daha fazla sigara içme yanında alkol de alanlarda hiç içmeyenlere göre bu nispet 22 ‘ye fırlamaktadır.

İstanbul Üniversitesinde yapılan iki ayrı çalışmada, 437 ve 142 vakalık gırtlak kanserli hastaların hemen hepsi sigara içiyordu. Bir başka çalışmada 1000 gırtlak kanserli hastadan sadece l0’u hiç sigara içmeyen kişilerdi. Alkol de beraber olunca sigaranın bu tesiri bir buçuk kat artmaktadır. Gülhane Askeri Tıp Akademisinde kanserli 481 hastada yapılan araştırmada gırtlak kanserine birinci derecede sigara ve alkolün sebep olduğu tespit edilmiştir. Sigara alışkanlığına 395 vakada (% 82,1) rastlanmıştır. Bunların günde ortalama bir buçuk paket sigara içtikleri ve bu alışkanlıklarını yaklaşık 32 yıl sürdürdükleri anlaşılmıştır. En uzun süre ile sigara içen hasta 60 yıl boyunca günde ortalama 3 paket sigara içtiğini ifade etmiştir. 38 vakada sigara yanında pipo alışkanlığı mevcuttu. Püro ve piponun da aynı derecelerde tesirli olduğu görülmüştür.

Ses kısıklığı ve nefes almada güçlük şeklinde kendini gösteren gırtlak kanseri, erken teşhis edildiğinde tedavi sonucu hasta normale yakın olarak hayatını devam ettirebilir. İlerlemiş durumlarda gırtlağın yansı veya tamamı alınmak zorunda kalınır. Bu durumda kişi sesini kaybeder. Boynun ön tarafına açılan delikle nefes almaya başlar. Senelerin birikimi olan balgamlar da buradan dışarıya atılmaya çalışılır. Bu durum ne o kişi, ne aile, ne de çevresi yönünden hoş bir manzara değildir. Çoğu zaman derdini ancak yazıyla anlatabilir. Gayretli olanlar yemek borusu konuşması denilen boğuk bir konuşma şeklini öğrenebilirler.

Netice olarak, görüldüğü gibi basit bir alışkanlıkla başlayan sigara, KBB sahasında sebep olduğu hastalıklar ve bilhassa kanserlerden dolayı, zaten kısa olan insan ömrünü daha da kısaltmakla kalmayıp, bu kısa sürede başka önemli ve yararlı şeyler yerine hastalıklarla geçmektedir. Sigara içenlerde ekseriye 40 yaşından sonra başlayan bu rahatsızlıklar insan hayatın en verimli çağını meşgul etmektedir. Bir yandan bu kadar değerli emek ve iş gücü kaybı olurken diğer yandan bunların tedavileri dolayısıyla da milyarlarca lira değerindeki milli servet boşuna kaybolmaktadır. Aile içindeki diğer fertlerde bundan dolayı oluşan moral bozuklukları da bu bilânçoya eklenmelidir. Yani, tedavi esnasında ve sonra kaybedilen işgünleri, tedavide harcanan zaman ve para kayıpları da dikkate alınacak olursa bu durumun cidden üzerinde durulmaya değer bir mesele olduğu anlaşır. Yabancı memleketlerde sigaraya karşı dikkati çeker derecede bir mücadele başlatılmıştır. Değişik kurum ve kuruluşlar bu işi yüklenerek, sigaranın her yönüyle zararlı olduğunu çeşitli vesile ve vasıtalarla geniş kitlelere duyurmaya çalışmaktadırlar.

Bu konuda aynı hassasiyetin bizim toplumumuzda, bizim insanımız tarafından da teessüs ettirilmeye başlanması sevindirici ve geleceğimiz açısından ümit vericidir.

Doç. Dr. Şerafeddin Alan