Sızıntı Arşivi

Mart 1988 · s. 51 · 3 dakikalık okuma

Ve Balıklar da İşitiyor

Arif Sarsılmaz · Prof.Dr. · Zooloji

Bütün hayvanların tabiattaki rollerini en iyi şekilde oynaması ve nesillerini devam ettirebilmesi için, çevrede meydana gelen değişikliklerin en hızlı bir şekilde hissedilip, en uygun cevabin verilmesi gerekir. Ancak bu şekilde her canlı gıdasını temin eder, eşini bulur, düşmanlarından korunabilir.

Çevremizde cereyan eden hadise ve görünen dünyamıza ait eşyanın pek çoğu farklı dalga hareketlerinin bir tecellisidir. Aydınlık ve renkler farklı ışık dalgalarından, konuşma ve gürültü farklı ses dalgalarından, zelzele gibi sarsıntılar farklı titreşimdeki sismik dalgalardan, sıcak ve soğuk farklı ısı dalgalarından meydana gelmektedir. Her farklı dalgayı alıcı, hususi cihazlar, her hayvanın yaşadığı vasata, şekline, beslenmesine ve bütün fizyolojik hususiyetlerine uygun, onlarla birlikte teşkil edecek şekilde muhteşem bir kudret ve ilmin eseri olarak ihsan edilmiştir.

Sineğe uygun göz ile aslana uygun göz çok farklı olduğu halde her ikisi de ışığa hassas olup görme işini yapar. Tavşanın kulakları kendisine ne kadar yakışıyorsa, serçenin ve kurbağanın da işitme cihazları vücutlarına o derece münasip şekilde gizlenmiştir.

Işık ve ses dalgalarının sudaki ve havadaki yayılma, kırılma ve yansıma kanunları farklı farklı olup; hayvanın yaşadığı vasata uygun göz ve kulak yapısı yanında, bunların çalışma mekanizmaları da aynı ilim ve kudret kaynağından programlanmıştır.

Bu öyle bir programdır ki, her türlü şart ve hayat şekli nazara alınarak nakşedilen ilahi ilim ve kudretin cilveleri, ayrı ayrı buutlarda değişik biçimlerde tecelli etmektedir. Balığın, kurbağanın, yılanın, atmacanın ve tilkinin görme fonksiyonları temelde aynı olduğu halde gözlerinin yapısı ve işleyişi pek çok bakımdan farklıdır. Temelde benzer görme fonksiyonunun oluşu, bunları Yarata’nın bir oluşuna ve bütün omurgalıların aynı kanunlar çerçevesinde planladığına delil teşkil etmektedir. İnce yapıya ait harika sanatlardaki farklılıklar ise Onun her şeyi hata eden ilmini ve sonsuz kudretini gösterir. Memeli hayvana balık gözü uymayacağı gibi, kuş da kurbağa gözü ile göremez. Çünkü bu hayvanların yaşadıkları vasat, beyin yapıları, beslenme şekilleri ve düşmanlarından korunma usulleri farklı farklıdır.

Ses dalgalarını hissetme yani işitme fonksiyonu da omurgalı grupları içinde temelde aynıdır. Bilhassa kara omurgalılarında birbirine daha çok benzer, iç ve orta kulak yapıları hepsinde hemen aynı olmasına rağmen, memelilerde sesleri toplamaya yarayan kıkırdaktan bir kulak kepçesi mevcuttur. Bu sayede çeşitli yönlerden gelen sesler en uygun şekilde yakalanarak orta ve iç kulağa nakledilir. Kara omurgalılarındaki bu benzer işitme cihazlarına rağmen, deniz omurgalısı olan balıklar biraz daha farklıdır.

Önceleri balıkların işitip işitmedikleri bilinmiyordu. Daha sonra yapılan terbiye metoduna dayalı laboratuar tecrübelerinde balıkların da sesleri işittiği anlaşıldı. Terbiye metodunda akvaryumda bir ses çıkarılırken balıklara yem verilir, böylece balık bu sese alıştırılır, her ses çıkarılışında yem verilen balığın sonunda yem verilmeden de aynı ses çıkarıldığında geldiği görülmüş ve böylece balıkların da işittiği anlaşılmıştır.

Georgia Teknoloji Enstitüsündeki Peter Rogers ve onun gibi düşünen araştırıcılar balığın dıştan görünen kulakları olmamasına rağmen kendilerine lazım olacak kadar işittiklerini daha birçok fizyolojik ve anatomik tecrübelerle ispatlamışlardır. Balıkların karnında bulunan gaz keseleri onları bir şamandıra gibi su içinde istediği derinlikte tutmaya yarar. Köpekbalıkları ve dil, pisi, kalkan gibi dip balıkları hariç bütün balıklarda mevcut olan yüzme kesesi işitme sisteminin bir kısmını meydana getirir. Suyun içinde kolayca yayılan bilhassa düşük frekanslı dalgalar balıkların gövde içindeki sıvıları ve gaz kesesini titreştirir, bu titreşim kese boyunca ilerleyerek kafatası kemiklerine kadar iletilir. Asıl işitme işini yapan iç kulak, beynin iki yanında ve gözlerin gerisinde kafatası kemikleri arasına yerleştirilmiştir. Balıkların iç kulağı diğer omurgalılardan daha az karışık olan sadece üç yarım daire kanalından ibarettir. Bu yarım daire kanallarının birleştiği yerde esas işitmenin meydana geldiği corti organı bulunur, titreşimler bu organın kirpikli, duyu hücreleri ve üzerindeki zar vasıtasıyla hissedilerek işitme sinir yoluyla beyine kadar ulaşır. Denge hissi de işitme ile çok yakından alakalı olup, bu da iç kulaktaki sıvılar ve otolit denilen kireçtaşlarının hareketiyle ayarlanır.

Balıklar tarafından hissedilebilen ses titreşimlerinin sahası insanlarınkinden çok değişiktir. Bu sayede bir balık kendisine yaklaşan balıkçıyı görmese de kıyıdaki ayak sesini duyar duymaz kaçar.

Hayvanlar alemine ait büyük kitabın balıklar sahifesinden bir satırdaki bu kadar hassasiyet ve muhteşem sanat, suyun derinliklerinden fezanın derinliklerine kadar her yerde kendini ilan eden sonsuz bir ilim kudret ve merhameti göstermez mi?

Doç. Dr. Arif Sarsılmaz