Sızıntı Arşivi

Haziran 1991 · s. 214 · 3 dakikalık okuma

Zamanı Anlamaya Doğru

Sinan Erzurumlu · İnceleme

Zaman, düşüncenin, bedenin ve ruhun içinde yüzdüğü bir mefhum. Buna bilim "artık bir boyuttur" diyor. Yani herşeyin onun ile değer kazandığı veya kaybettiği bir sayaç. Öyle bir sayaç ki; madde onun içinde tanımlanıyor ve bir ma'nâ ifade ediyor. Aksi halde bir varlığı zamansız düşünmek mümkün değildir diyoruz ve o kadar ki; düşünme fiilini dahi zamandan mücerret hale getiremiyoruz. Demek ki mevcut olan herşey zaman içerisine yerleştirilmiş, bir başka deyişle herşeye kendine has bir oluş kazandırılmış. Fakat bu akışı en iyi şekilde idrâk eden ve bir sona doğru yaklaştığını yaşayarak anlayan sadece insandır. Niçin? Çünkü kendisine idrak etme kabiliyeti (şuur ve akıl) tam anlamıyla sadece insana verilmiştir. Bu idrakle insana kendisine ebediyetle muamele olmayacağı haber verilmiştir ki, bu sonu olmama demektir.

İşte insan, bu sonu olmayan hayata aday ise görevini yapması ve yapmaması gerekenleri iyi öğrenecek ve öğrendiklerini hayatına tatbik etmek zorunda olduğunu hissedecektir. Bu mecburiyet hissinin kuvvetliliği, ne için yaşadığını idrak etme derecesi ile orantılıdır.

Ötelere namzet bir insanın her ânını dolu geçirme hassasiyeti içinde olması şarttır. Kendisine bir ölçü ile verilen ömrün, ölçülü bir şekilde değerlendirilmesi gerekeceğinden, bu o insan için yegâne gaye olacaktır. Hamlenin sürekli ileriye yönelik olması şuuru içinde zamana gereken önemi gösterecektir. Zamanı ilâhî çizgide dolu dolu geçirmeye yönelik bu hassasiyet, kim bilir belki onu zamansızlığa götürecek ilk adım olacaktır.

İnanan insan zamanının ne denli önemli olduğuna da kavradıktan sonra "bir gününün diğer gününe eşit olması halinde zarar da olacağız" düsturu ile kol kola girip, hedefini belirlemiş insandaki iç huzuru ile adım adım mutlu sona yaklaşacaktır.

Madem ki zaman bu kadar önemli, inanan bir insanın zamanına karşı ilk vazifesi, mallarını korumak için nasıl dikkatli oluyorsa zamanını korumak için ondan daha dikkatli, daha hassas olması ve o zamandan hem öteler için hem de dünyası için en iyi şekilde istifade etmesini bilmesidir.

Ömer b. Abdülaziz'in, "gece ile gündüz seni yeyip bitirmekte, sen de onlarda çalış, mukavemet et, kazan" buyurur. Çok defa dillerde dolaşan bir söz vardır. Çeşitli toplantılarda, eğlencelerde, oyun masalarında saatlerce oturan, bu insanlara "ne yapıyorsunuz" dediğimiz zaman, açıkça alacağımız cevap "hiç, vakit öldürüyoruz" olacaktır. Bu miskin, acınacak insanlar bilmiyorlar ki aslında vakitlerini öldürmekle kendi hayatlarını öldürmekteler. Bu aslında öyle bir "YAVAŞ İNTİHARDIR" ki herkes görmekte ve duymakta fakat ne yapıyorsunuz dememektedir. Çünkü işin ciddiyetini kavramışlardır.

Büyük bir insan olan Allame el Münavi'nin dediği gibi "İnsan tacirdir. Sermayesi sıhhat ve zamandır. Çünkü bu ikisi kazanç ve başarı araçlarıdır. Bunlar iyi değerlendirilemediği takdirde de ana sermaye yitirilmiş olur."

İnanan insan için "gece ve gündüzün gelip geçmesinde ibretler vardır." Bunlardan ibret almalı. Çünkü gece ve gündüz her yeniyi eskitmekte, her uzağı yakınlaştırmaktadır. Şairin dediği gibi:

-"Gece ve gündüzün tekrar edip durması gençleri kocattı. Gece, gündüzü ihtiyarlatınca ardından genç bir gün daha geldi."

Zamanı düzenlemek, işleri önem derecesine göre bölümlere ayırmak bir bakıma zamana hükmetmektir ve onu istediği gibi yönlendirmektir. İşlerimize zaman ayırırken, sıhhatimize ve mubah olan zevklerimize de zaman ayırmalıyız. Hz. Ali (ra) "Gönüllerinizi eğlendiriniz. Çünkü kalb hoşlanmadığı şeyde kör olur" buyuruyor.

İnsanın herhangi bir işi rasgele bir zamanda yapması mühim değildir. Asıl mühim olan, işin münasip bir zamanda yapılmasıdır. İnsan yaşadığı andan başka geleceğini düşünmekle yükümlüdür. Zaten onun fıtratında ebediyet arzusu vardır. Nasıl insanoğlu geçmişten yararlanabilmesi için hafızayla rızıklandırılmışsa, geleceğe hazırlanabilmesi için de hayal gücüyle rızıklandırılmıştır.

İşte bu şuur ile fert, aile ve hatta devlet planında iç muhasebeler yapılmalı zaman içerisindeki kayıp ve kazançlar ele alınmalıdır. Eğer ferde kazandırılan bu şuur, aile ve topluma intikal ettirilirse maddî ve manevî huzur her ikisinin ihtiva ettiği önem nispetinde gerçekleştirilmiş olur.

Ne mutlu zamanın gerçek kıymetini idrak edip onu en iyi kullanmasını bilenlere.