Haziran 1991 · s. 215 · 1 dakikalık okuma
Bu Yiğitler
BU YİĞİTLER
Bir tulû’ kadar gurubu seyretmek de tatlı,
Rûh, bir kısım sihirli duygularla kanatlı;
Her gurûb, bir tulû'a emare bu alemde,
Karanlığın arkasında ışıktan bir perde.
Gecelerde gökler pırıl pırıl çehresiyle,
Hep bir türkü söyler o müthiş hendesesiyle..
Sessiz, durgun ve dupduru iklimiyle sema,
Bize göz kırpar ve arkasında ayrı bir dünya..
Hazân kış güfteleriyle gelir, bestesi bahar,
Karın-buzun bağrında mayalanır çemenzâr!
Gurûbda sırlı renklerle tüllenir yamaçlar,
Öteden gölgeler gibi salınır ağaçlar.
Bir başka âlemden gelip sarkmış gibi dal dal,
Herbir dalda ebediyeti seyreder hayal...
Bir gizli pancur açılmış sanki öteden;
İnsan sıyrılabildiği sürece ülfetten,
Uhrevî besteler duyar gönlünün sesinden,
Cennet nağmeleri dinler kendi nefesinden.
Coşar ve şahlanır ruhlar vuslat hayaliyle,
Yârın ışıklarla süzülen yâl ü bâliyle..
Ruh bu rüya âleminden uyanmak istemez;
Bu âleme erenler asla geriye dönmez!
Gözleri süzgün, O'nu görür, O'nu sezerler,
Ellerinde âşk kâsesi hep mahmur gezerler.
Sonsuzluk şarabiyle sermest ebedî rindler,
Her zaman ışık türküsü söyler bu yiğitler...
***