Ağustos 1997 · s. 326 · 3 dakikalık okuma
Zaman Tünelinin Teleferiği Hayal
İlyas Üzüm · Dr. · Psikoloji

Hayal, insanın madde ötesi boyutunun en önemli yanlarından ve en güzel zihni tasarruflarından biridir. Çünkü, bu sayede insan, ufkunun genişliğini görür, özlemlerine menfez bulur. Çarpıcıdır hayâl. İnsanı dar dünyasından koparıp bambaşka ufuklarda gezdirir. Güzel duygulardan birisidir de. Çünkü insan, hayalle güzel iklimlere kanat açar, türlü güzelliklere ulaşır.
Hayâl, eski edebiyatımızda bazen ata benzetilir. O günün şartlarında en ideal, en hızlı ulaşım vasıtası olan at nasıl ki binicisini istediği yere süratle ulaştırırsa, hayâl de süvarisini istediği tüm güzelliklere ulaştırır. Evimizin önünde devamlı hazır bekleyen, bir an önce binilip mahmuzlanması için sabırsızlanan, gemini küçük hareketlerle çevirdiğimizde her an, her yöne doğru gidebilen en hızlı, en güzel bir attır. Hayâlimizi şeytanın bazen ihtiyarımızın haricinde kulağımıza fısıldayıp, arzu etmediğimiz manzaralarla kirletmesini istisna edecek olursak, günümüzde belki attan daha çok uzay gemisine benzetmemiz gerekecek. Kaptanı siz olan uzay gemisi. Bu gemi ile birkaç saniyede uzaya çıkıp, meselâ içinde 6 milyar insanın yaşadığı yer küresini bir futbol topu gibi görebilirsiniz. Aynı gemi ile güneş sistemini geçerek gezegenlerin güneş etrafinda sapan taşı gibi döndüğünü izleyebilirsiniz. Geminizi kolayca istediğiniz gök cisminde karaya çeker, astronomi bilgileriniz ışığında dilediğiniz inceleme ve araştırmayı gerçekleştirebilirsiniz. Bugün uzay araştırmalarında henüz güneş sistemi dışına insan gönderilmesi tasarı halinde bile değilken, siz hayal geminiz ile bütün kâinatı dolaşır, istediğiniz galaksinin kara sularına girer, istediğiniz limana uğrayabilirsiniz. Denilebilir ki, bu gemi ile gidemeyeceğiniz hiçbir ülke, demir atamayacağınız hiçbir liman yoktur. Önceleri bir ata benzetilen, günümüzde mekânda seyahat adına bir uzay gemisi ya da uzay dolmuşuna benzetilen hayal, zamanda seyahat adına da zaman tüneli teleferiğine benzetilebilir. Zira hayâl dış dünyadaki yolculuk vasıtamız olduğu kadar, bizi kadar, bizi yaşadıklarımıza götüren esrarlı bir araçtır. Bir bakıma o, bizim tüm yaşadıklarımızın filmleştirildiği hayat kasetimizi geriye doğru sarar ve istediğimiz karede durdurur. Öte yandan hayâl sadece kendi geçmişimizi değil, aynı zamanda -bilgilerimiz çerçevesinde- kendi toplumumuzun, hatta bütün toplumların tarihlerini gözler önüne getiren, başka bir ifadeyle, bizi tarihin her dönemine götüren zaman tüneli aracıdır. Biraz daha netleştirerek söylemek gerekirse; hayâl, zaman tünelinin bütün alanlarına açılan teleferiktir. Bu teleferiğe binerek sadece üzücü olayların yaşandığı soğuk iklimlerin karlı-buzlu boyutuna değil, aynı zamanda bu buzlu tepelerden yeşil vadilere, oradan sıcak ovalara akıp giden boyuta da gönlümüzce yolculuk yapabiliriz.
Hayâl duygusu neye benzetilirse benzetilsin, aslında o, bizi dikey ve yatay olarak bütün mekânlara ve zamanlara götüren, harika bir araçtır. Meselâ; “Allahuekber” deyip Allah’ın sonsuz büyüklüğünü ifade ettiğinizde, bu araçla (O’nun) uçsuz-bucaksız fezâ âlemine giderek, bu büyüklüğün tecellisini adeta gözünüzle yakından görebilirsiniz. Aynı şekilde, O’nun büyüklüğü karşısında kıbleye yönelip namaza durduğunuzda, hayalen Kâ’be’yi görüp ibadetinizi huşû içinde gerçekleştirebilirsiniz. Keza bir namaz vakti hayalen yeryüzünü görecek kadar yükselip dünyanın her yerinde sizin gibi O’nun yüceliği karşısında el bağlamış, O’nu tesbih ve tahmid eden milyonlarca insanı takip edebilirsiniz. Ya da, hayal teleferiği ile zaman tünelinin “Asr-ı Saadet” boyutuna seyahat edip Hz. Muhammed (sav)’ın huzurunda tevhid dersleri alabilir, ashabıyla ders arkadaşı olabilirsiniz. Dahası, onlarla birlikte tevhid mücadelesine çıkar, mesela, Bedr’in Ashabı arasında yerinizi alabilirsiniz.
Asr-ı Saadet’e yolculuk ve Ashâbla Bedir’de omuz omuza olmak kuru bir hayâlin ürünü değildir. Hayâl, tasavvura açılan kapıdır. Tasavvur ise, kendisine yaklaşanı taakkula götürür. Taakkul, olup-bitenlerin akılla sınırlı kalmasını yeterli görmez, diğer melekelerini ve araştırma şevk ve güçlerini de devreye sokarak ilme yöneltir, sonra, kalb ve vicdanında bulduğu tasdik merkeziyle imana ulaşır veya vicdanda tahkike yürür. Neticede insan, bilgi, hayal, düşünce, akıl ve iman sebebiyle bütün mekân ve zamanla temas kurar, kâinat kadar açılır, zaman kadar genişler ve bütün mekân ve zamanı elinde tutan Allah’a samimi bir kul olur.