Haziran 1987 · s. 9 · 3 dakikalık okuma
Zaman İpleri

Herşey büyük zaman denizinde kendi hususi zamanıyla yaratılıyor. Kainatın, güneşin, dünyanın birer zamanı, yani ömürleri vardır. Hareketlilik olunca zaman olur, veya zaman olunca hareketlilik olur. Hareketlilik bir nevi zaman enerjisidir. Eğer kâinat için veya dünya için bir ömür tayin edilmişse onlar o sının aşamazlar, sonuçta ölüm meydana gelir. Madde bu enerjisi bitince ya yok olur veya buut atlar, zamanın, bizim âlemimizdeki gibi geçmediği bir başka aleme gider. Burada sınırlı olan zaman enerjisi belki orada sınırsız olur. Buradaki dört buut, orada çok buut olur. İnsan da maddi yapısı itibarıyla bir zaman enerjisine sahiptir. İnsan için de sınırlı olan bu enerji kendisine tayin edilmiş miktarı aşamayacaktır. Ceset çürüyüp dağılacak, ve belki bir başka alemde, çok buutlu bir mekânda ruhla yeniden bütünleşecektir.
Kâinatın yaratılışıyla başlayan büyük zaman akımı içerisinde, bizlerin de akan zamanlarımız veya uzanan zaman iplerimiz var. Her bir insan için ilk yaratılışıyla başlayan bu zaman, enerjisi miktarınca akacak, veya zaman ipi (ömür), enerjisi miktarınca uzayacaktır. İnsanların hayatları, büyük bir zaman seli içerisinde tek tek, kendi benliğiyle akıp giden küçük küçük zaman parçacıklarıdır. Büyük zaman enerjisi içerisinde insan için tayin edilmiş olan zaman, çok küçük fakat gaye olarak çok büyük mânâlan içermektedir. Her insan zamanı, adeta büyük zaman akımına bedel..
Bir sona doğru akıp giden büyük zaman seli içerisinde bir dalgacık hükmünde olan insan, kendisi isteğinde olmadan geldiği bu dünyada niçin yaşar acaba? Kendi zaman enerjisini nasıl değerlendirmelidir? Fiziki ve biyolojik olarak yirmidört saata bölünmüş olan zaman ipini hangi renge boyamalıdır?
İnsan için, sınırlı da olsa, kendisine verilmiş olan bu zaman enerjisi en büyük nimettir, Yaratıcı'nın ihsanıdır. Bu enerjiyi biz kazanmadık, ama biz harcıyoruz. İsteğimiz dışında sahip olmuş olduğumuz bu enerji bize bir emanettir. Kainatın zaman akımı içerisindeyiz, ama bu enerjiyi bize kâinat vermiyor, çünkü ona da bu enerjiyi başkası vermiş. O halde zaman enerjisinin nasıl kullanıldığı hakkındaki hüküm, emanet anlayışı içerisinde, onu bize veren Yaratıcı'nın hükmüne bağlanıyor Bir kere harcama imkânı verilmiş olan bu enerji, yaratılma gayesine en uygun şekilde kullanılmalı, saniyelerine kadar değerlendirilmelidir. Verilmiş bir enerji, ancak tayin edilmiş bir hedefe doğru, yine örneklenmiş hayat çizgisi üzerinde yaşanmalıdır. İnsan böylece beşeri kaynaklı, karanlık hayat gayesi labirentlerinde boşuna dolaşmaktan da kurtulabilir. Zaman enerjisi bizim için yirmidört saatlik dilimlemelere tâbi tutulmuştur. Her bir gün, yeni bir hayat başlangıcı gibi gelir insana. Böylece bir ömürlük zaman enerjisi her gün kendisini bütün ağırlığıyla hissettirir insana. Dinlenme ve uyku da vücudun fizyolojik bir ihtiyacı olarak zaman enerjisinde harcanır. Geceyi dinlenme zamanı kılan Yaratıcı, gündüzü de bizim için dilimlemiştir. Gün, dilimlenerek adeta sayısı artırılmakta, insan ruhunda her bir dilimde yeni bir günün enerjisini hissetmektedir. Yeni bir faaliyet için ertesi güne değil, bir sonraki zaman dilimine (vakt) bakmak gerekecektir. En mühim hadise de, günü, günün başlangıcını, ortasını ve sonunu, geceyi; insan kendisi için ihsan edilmiş vakitler olarak değerlendirecek ve bu dünyanın içinde, dünyanın işlerinin karmaşasında, günün mühim anları olan bu vakitlerde insan, Yaratıcı'sına yönelip gününü doya doya yaşayacaktır. Ruhta bir tembellik veya atalet olmayacak, o vakitler, insan için sürekli bir dinamizm kaynağı olacaktır.
Bir günde insan beş defa yenilenmiş olacaktır. İşler ve hadiseler içerisinde kararmaya yüz tutmuş olan ruh dünyası, bu vakitlerde yeniden aydınlanacak ve sonsuzluğa uzanan zaman ipine insan adeta aydınlık halkalar geçirmiş olacaktır. Geçmişteki aydın olan bu ip, gelecekte de sonsuz aydınlık mekanına doğru uzayıp gidecektir. Böylece emaneti değerlendirmiş bir varlık olarak insan, sınırlı bir hayatta, sınırlı zaman enerjisiyle sonsuzluğa açılan bir hayatı yaşamış olacaktır. Ve zaman enerjisinin bitimi, onun için yeni bir âlemin kapısının açılması olacaktır. Her insan, emanetin kıymetini bilmeli ve hakikî sahibinin yolunda harcamanın mesuliyetini taşımalıdır.
Murat Yıldırım