Sızıntı Arşivi

Haziran 1987 · s. 5 · 6 dakikalık okuma

Zıtlık İçinde Ahenk

Şerafeddin Alan · Dr. · Tabiat

ha87-6.jpgha87-5.jpg

İlk insan olan Adem (a.s)'dan itibaren insanlar, çoğalmaya başlayınca toplu halde yaşamak ihtiyacını duymuşlar ve aralarında derhal iş bölümü gelişmiş ve cemiyet nizamı belli kaidelere bağlanmış. Böylece gelişigüzelliğin getireceği kargaşadan kurtulunmuş. Bu durum, şöyle veya böyle idealle gelişigüzelIik arasında günümüze kadar sürmüş gelmiş. İnsanı diğer canlılardan ayıran irade diye bir mefhum mevcut. Bu mefhum işe karıştığından, ya Yüce Yaratıcı tarafından koyulan nizamlara tâbi olunmuş ya da yeni prensipler tesis etme gibi gidiş gelişler, zikzaklar, iniş çıkışlar olmuş, olagelmektedir de. İradenin işe karışmadığı diğer canlılarda, bu nizam önceden programlanıp bilgisayara yüklenen ve bir düğmeyle idare edilen cihazların çalıştırılması kadar basit—ifade kolaylığı yönünden bu kelime kullanılmıştır— ve son derece düzenli olarak cereyan edegelmiş ve etmektedir. Bu, bir arı ailesinde, balık sürüsünde, karıncalarda kolaylıkla müşahede edilebilir. Tabii bütün bunlar canlının —insan dahil— dış alemle ve kendi cinsleriyle uyumu yönünden olan hayat tarzlarında cereyan eden durumlardır ve belli bir nizam, intizam ve prensipleri gerektirmektedir, ideal de olsa derme çatma da olsa.

Hadiseye biraz daha yakından bakılırsa, yani avluda dolaşma yerine evin içine girilirse insanı hayrette bırakan manzaralar, diğer bir ifadeyle nizamlar manzumesi görülecektir. İradenin büyük miktarda devre dışı kaldığı bu iç alemde cereyan eden vakalar, sistemlerin çalışması, uzaktan kumanda edilerek yapılan işlerin aynısı, belki onların daha mükemmeli olarak vasıflandırılacaktır. Bir kan damarı içine girildiğinde, akşam saatlerinde boğaz köprüsü üzerindeki trafikten daha kesif bir trafiğin varlığı tesbit edilir. Bir yandan alyuvarlar, diğer yandan akyuvarlar, aradan kanın diğer şekilli elemanları süratle vazifelerini ikmal için ilerlemektedirler. Birisi akciğere gidecek, diğeri iltihaplı yere imdada koşacak, bir diğeri kanayan yerdeki deliği kapatmak için siren bile çalmadan derhal orada bulunacak. Ayrıca uzun yollarda ve kavşaklarda levhalara da gerek duymadan hangi madde nereye taşınacaksa; böbreğe mi, göze mi, beyne mi oraya yolunu şaşırmadan taşınacaktır. Ayrıca bu, geniş, uzun ve çok kavşaklı yollarda trafik polislerini de görmüyoruz. Hücrelerin beslenmeleri bir pazar yerini çok gerilerde bırakır. İhtiyaçlar alınır, fazlalıklar verilir, hem de itişip kakışma, sıra derdi, kavga döğüş ve haksızlık olmadan. Dolayısiyle buralarda da belediye zabıtalarına lüzum kalmamıştır. Her sistem kendine düşeni en mükemmel bir şekilde, en az enerjiyle (iktisat) ve tam zamanında yerine getirmekte; dolaşım sistemi, boşaltım, solunum sistemleri gibi... Bu bilgisayarlı iç örgü sayesindedir ki canlı, ayakta kalabilir ve dış alemle alaka kurabilir. İç âlemde görülen bu mükemmel hâdiseler her canlıda aynı kanunla çalışırlar. Yani bir solunum sistemi, bir dolaşım sistemi hep aynı prensiplere dayanır. Demek ki bu kadar çeşitli canlılar arasında geçerli ortak kanunlar vardır.

Değişik canlılarda, bu iç alemde cereyan eden hadiselerin daima ortak kanun ve prensiplere dayandığı araştırıcıların her zaman dikkatlerini çekmiş ve tesbit ettikleri hususlar olmuştur. İlim ve teknikte gelişme kaydedildikçe bu mekânizmalar da daha iyi görülebilmekte ve bu ortak kanunlar daha iyi açığa çıkarılmaktadır. Bu mevzuu ile alakalı her sahada oldukça çok misaller vardır. Enteresan ve alaka çekici bir misal zürafa ve yılanla alakalı olanıdır. Gerek yapı gerekse hareket ve yaşama tarzı yönünden birbirine oldukça zıt gibi görünen bu iki canlının dolaşım sistemleri aynı prensiple vazifelerini ifa ederler.

ha87-8.jpg

Bu iki canlı başlarını yukarı kaldırdıklarında beyne gönderilecek kanın kalb-beyin arası uzun mesafeyi katederken yerçekimi tesirini yenmesi gerekmektedir. Bu pozisyonda zürafanın ayakları, yılanın da kuyruk kısmının aynı tesirden dolayı şişmesi (su toplanması) gerekirdi. Fakat bu sonuncu hadise gerçekleşmez. Yetişkin bir zürafanın boyu ortalama 5 m. olup kalbi, bu yüksekliğin ortasındadır. Dolayısiyle başa giden kan, 2,5 m. yüksekliği tırmanmak zorundadır. Yani kalb, bu şartlar altında oksijenli kanı beyne ulaştırmak zorundadır. Bu durum, jet pilotlarındaki aşırı hıza bağlı değişikliklerin aynıdır. Her iki halde de beyin gayet güzel beslenir ve herhangi bir bozukluk meydana gelmez. Zürafanın karotis (şah daman) arterine konan aletlerle ölçülen kan basıncı neticesine göre zürafanın normalde hipertansiyonlu olduğu tesbit edilmiştir. Böylece yerçekimi tesiri yenilebilmekte ve kan beyne ulaştırılmaktadır. Nasıl cihazlarda elektrik enerjisi yetersiz kaldığında onu yükselticilerle takviye ederiz, aynen bunun gibi burada da tansiyon yükseltilerek (iradi değil, uzaktan kumanda ile!) bu engel aşılmış olur. Buradaki bir diğer mekânizma, boyundaki kan akımı, kapalı bir devre olup bir sifon gibi fonksiyon görmektedir. Zürafa başını kaldırdığında, kalb yerçekimi kuvvetine karşı zorlanır, beyne gelen kan burada dolaştıktan sonra yerçekimi tarafından bir bakıma emilir gibi kalbe iner. Bu hareket U şeklindeki bir boru içindeki sıvının hareketine benzetilebilir. Bu durumda bir taraftaki yerçekimi kuvveti diğer tarafla dengelenmiştir ve dolayısiyle sistem içindeki sıvı kalbin çalışmasıyla rahatlıkla istenilen yere gönderilebilir. Hipertansiyonla da damarların kapanması önlenmektedir. Su içmek isteyen zürafa, başını eğince kafa içi basıncı aniden yükselir, bu hareket birkaç defa tekrar edilirse damar esnekliği bozulabilir. hatta damar yırtılabilir ve hayvanı ölüme götüren tablo gelişebilir. Bunu da engelleyen mekanizmalar mevcuttur. Yani, uzaktan kumanda eden sistem bütün teferruatı düşünmüş ve ona göre mekanizmalar koymuştur. Kan damarlarının içinde bulunduğu beyin—omurilik sıvısı, aynı basınç değişikliklerinin tesiri altına girer. Dolayısiyle damar içi ve dışı basıncı eşitlenir ve sözü edilen tehlikeler oluşmaz. Ayrıca zürafaya tehlikelerden korunması için başını fazla alçaltmaması öğretilmiştir. Dolayısiyle ağaç yapraklarıyla beslenir ve başı yukarda uyur. Su içeceği zaman ön ayaklarını açarak başını eğer, böylece boynun ani dik inişi olmaz. Beyinden kanı getiren büyük toplar damar içinde de kapakçıklar vardır ve baş öne eğildiğinde kanın geri beyne kaçışı engellenmiş olur.

Ayaklarda kan toplanmasına nasıl mani olunur?

Bu sefer, alt tarafta su toplanmasına sebeb olabilecek, bir taraftan yüksek tansiyon tesiri diğer taraftan yerçekimi gibi bir kuvvet karşımıza çıkar. Bu durumda damarların bile yırtılması düşünülebilir. Ayaklardaki kan damarı cidarları kas fibrillerinden oldukça zengindir ve çapları dardır. Bu durumda yukarıda sözü edilen tehlikeleri bertaraf eder ve dolaşım rahatlıkla sağlanmış olur. Aynı sebeblerden boyundaki damarlar da aksine olarak geniş ve cidarları çok incedir, böylece kan kolayca aşağı iner.

Yılanlarda durum nasıldır?

Bunların da uzun vücutları vardır. Başlarını kaldırdıklarında zürafadaki aynı durum meydana gelir, baştaki kan basıncı azalır, kuyrukta artar. Su, kara ve ağaçlarda yaşayan sürüngenlerde hayat tarzlarına göre kan basıncı değişiklikleri bahis mevzuudur ve bu durum hayvanın uzunluğundan ziyade vücut eğim açısına bağlıdır. Meselâ aktif, tırmanıcı siyah yılanda (pituophis melanoleucus) topraktaki bir yılan çeşidine göre (crotalus viridis) kan hacmi değişiklikleri daha az olur. Siyah yılan, başını kaldırdığında kan basıncı %25 oranında düşerken diğerinde bu düşüş %69'dur. Yatar vaziyette ise, siyah yılanda kan basıncı 47 mmHg, diğerinde 30 mmHg'dır. Zira siyah yılan diğerinden daha fazla hareket eder ve böyle bir mekânizmaya ihtiyacı vardır(!), o da uzaktan kumanda sistemiyle yine kendine verilmiştir. Ayrıca bu yılanda da zürafa gibi hipertansiyon vardır, kuyruk tarafında damar çapı küçük ve cidarları kuvvetli, başa doğru çap geniş ve cidarlar incedir (hep aynı kanun!)

Netice olarak, bu ve bunun gibi diğer canlılar hem iç hem dış durumları yönüyle, akşam saatlerinde boğaz köprüsünde oluşan kalabalık trafikten daha kalabalık bir hayat çizgisinde, düzensizlik olmadan, trafik polisine ihtiyaç duyulmadan, kendi içlerine en güzel mekânizmaları koyanın kılavuzluk ve kumandasıyla hayatlarını insanların imreneceği bir düzen ve nizam içinde sürdürüp gitmektedirler. Keşke insanlar da iç âlemleri gibi dış âlemlerini de O Yüce Kumandan'ın kumandasıyla hep o aynı kanunla tesbit ve tanzim edebilselerdi de başlarına gelen ve gelecek felâketlerden kurtulabilselerdi... Heyhat demiyoruz. Zira insanlık, bu ezeli ve ebedi kanunu anlama yoluna çoktan girdi ve topyekün girecektir ümidindeyiz. İşte o zaman hayat, gerçek hayat, insanda gerçek insan olacaktır

Dr. Şerafeddin Alan