Sızıntı Arşivi

Haziran 1987 · s. 11 · 3 dakikalık okuma

Bulutlar ve Sun'i Yağmur

Ahmet Altınçay · İnceleme

ha87-13.jpg

Yirmi seneden beri belli bölgelere yağmur yağdırmak için bulutları mecburi bir istikamete sevketme esasına dayanan teşebbüsler yaygın haldeydi. Bu teşebbüslerle, kimyevi reaksiyonlar vasıtasıyla bulutların bulundukları yerlerden daha yükseklere çıkarılması düşünülüyordu. Böylece kontrollü şekilde istenilen yerlere yağmur yağdırılabilecekti.

ha87-12.jpg

Fakat birdenbire bütün bu teşebbüsler durduruldu ve bu işten vazgeçildi. Sebeb olarak da şunlar söyleniyordu: "Böyle kimyevi reaksiyonlarda yağan yağmur, ekinlere hatta toprağa zarar verir. Onun getireceği sadece musibet ve felakettir. Getireceği götüreceklerinin yanından çok hafif kalır.''

Gerçekten suni yağmur ameliyesinde, bulutların kesafeti aniden arttığı için yağmur sağanak şeklinde boşanır ve bir afet halini alır. Bundan da hem mahsüller zarar görür hem de sel baskınları felakete yolaçar.

ha87-14.jpgAyrıca devletler arasında konulmuş şöyle bir kanun var. "Yağmur ve dolu bulutları, devletlerin sınırlan içinde akan nehir sulan gibidir." Çünkü onlar fıtri bir kanunla, ihtiyaç olan mıntıkalara taksim edilmiştir. Sun'i yağmur bu fıtri taksime engel teşkil eder. Hatta yer yer tecavüze, sel baskınına ve kuraklığa sebeb olur. Çünkü bulutlar hep belli yerlere sevkedilirse, bunun dışındaki bölgeler yağmurdan mahrum kalacak ve kıtlıkla karşı karşıya gelecektir. Onun için nehirlerin suyundan normal şekilde faydalandıkları gibi bulutların getireceği rahmetten de fıtri olarak bütün devletlerin insanları istifade etmelidirler. İşte bunun için sun'i olarak yağmur yağdırma teşebbüsleri devletler arası bir kanunla durdurulmuştur.

Yüksekten seyreden bir uçağın penceresinden dışarıya bakıldığı zaman, bulut tabakalarının eşsiz manzarası görülür. Onlar, renkleri ve şekilleri çeşit çeşit, sürat ve kesafetleri ayrı ayrı, cisim ve hacimleri başka başka olarak akıp giderler. Dikkat edildiğinde, yüksek bulut tabakalarının, ince ve şeffaf olduğu farkedilir. Fakat bu vaziyetlerinden dolayı yağmur taşıdıklarına ihtimal verilmez. Aşağıdakiler ise, neredeyse yere değecek şekilde ve yeryüzünü siyah—beyaz bir elbise gibi saracak halde görünmektedir. Eğer bu bulutların alt tarafları da görülseydi, yeryüzü ile onlar arasında, saçılmış şeffaf parçalar oldukları anlaşılırdı. İşte bunlar yeryüzünü sulamak üzere hazır olan bulutlardır. Bunlar rüzgârla yakın yerlere doğru sevkedilir. Yükseklerde bulunan bulutlar ise, kendileri için mukadder olan uzak yerlere doğru hızla hareket ederler.

Bulutların gökyüzünde dağılışı, yön ve sürat bakımından, havada yol alan uçakların gidişine benzer, uzak memleketlere giden uçak, çok yüksekten ve süratli bir şekilde yol alır. Fakat yakın şehirlerarasında sefer yapan uçaklar ise, öbürlerine göre daha az süratle hareket ederler. İşte bulutlar da böyledir. Evet onlardan bir kısmı teşekkül ettikten sonra uzak bölgelere yönelerek süratle esen rüzgârların çizdiği hava akımlarıyla yol alarak yükseklere çıkarlar. Bir kısmı da, yakın memleketlere alçaktan, küme küme ve peşi peşine giderler.

İşte "eşyalar arasındaki fıtri dağılma" kanununa göre, yağan yağmur ile, ona ihtiyaç duyan yeryüzü arasındaki denge... Rızka muhtaç kimseler ile, yeryüzündeki rızk kaynakları arasındaki denge... Yeryüzündeki bolluk ve ona umumi surette duyalan ihtiyaç dengesi... Bütün bunlar insanoğlunun sonradan koyduğu veya kendisine göre ayarladığı bir kanun değildir. Hayır, insanın zaten buna gücü yetmez.

Birkaç asır önce ortaya atılmış "eşyalar arasındaki fıtri dağılma" prensibini çok Önceleri hem "Kâinatta miktar aynı kalmakla beraber, maddenin şekil değiştirmesi" kanununu bin yıl önce, çölde yetiştiği için bulut ve yağmuru çok az gören Hz. Muhammed'e (s.a.v) kâinatın Hâlık'ı, şu şekilde vahy ediyordu:

"Hiç bir şey yoktur ki onun hazineleri bizim yanımızda olmasın, ama biz onu bilinen bir miktar ile indiririz." (Hicr 21)

"Gökten belli ölçü ve miktar da su indirdik de onu yerde durdurduk." (Mü'minun 18).

"Rüzgarları ve yer ile gök arasında emre hazır bekleyen bulutları evirip çevirmesinde elbette düşünen bir topluluk için (Allah'ın varlığına ve birliğine) deliller vardır." (Bakara 164)

"Görmedin mi Allah bulutları, sürer, sonra onların arasını te'lif eder (bulutları birbirine geçirerek aralarındaki boşlukları doldurur). Sonra bunları birbiri üstüne yığar, (sıkıştırır) arasından yağmurun çıktığını görürsün." (Nur 43)

"Allah, rüzgarları gönderir, bulutu kaldırırlar, sonra da onu gökte dilediği gibi yayar ve parça parça eder, arasından yağmurun çıktığını görürsün." (Rum 48)

İşte meallerini verdiğimiz bu âyetlerin ifade ettikleri esaslar kâinatdaki sirkülasyona göre cereyan eden İlâhi İradenin Kanunundan başka birşey değildir.

Bundan seneler önce yeryüzünün bazı yerlerindeki suların noksanlaşması meselesine hal çaresi arayan alimlerin aklına, milyonlarca seneden beri yeryüzünün kutuplarında teraküm etmiş buz dağlarını eritmek geldi. Bunun için de atom bombası atmaktan başka çare yoktu. Bunu gerçekleştirdikleri taktirde, neler ortaya çıkacağının hesabını yapmaya başladılar. Neticede baktılar ki, böyle bir durumda çok korkunç su taşkınlıkları, bir kaç insan boyuna ulaşacak şekilde sular bütün karaları kaplayacak. Böyle olunca da yeryüzündeki denge bozulup hayat sekteye uğrayacak işte bundan dolayı, bu fikirlerinden vaz geçtiler. Tıpkı sun'i yağmur yağdırma fikirlerinden vaz geçtikleri gibi.

Ahmet Altınçay