Kasım 1988 · s. 396 · 2 dakikalık okuma
Yolların Ayrımındaki Zat'la
Sızıntı · KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNDE

Çevremize bakıp varlığı dinlediğimiz, eşyayı inceleyip hadiselerle halleştiğimiz dört bir yandan yükselen seslere uyanıp vicdanımızı dinlediğimiz zaman, her tarafta baş döndürücü sanat eserleriyle, kendi hüner ve kendi sanatkârlığını sergileyip göstermek isteyen, pırıl pırıl süslü, ziynetli ve göz kamaştırıcı tablolarıyla kendini tanıttırıp sevdirmek murad eden; semavi sofralar halinde önümüze koyduğu en lezzetli, en kıymetli nimetleriyle bizlerde teşekkür ve sena duygularını uyaran; ağızların en ince zevklerini, iştihaların meşru her nevini tatmin edecek şekilde her çeşit ihsan ve ziyafetleriyle gözlerimizi, gönüllerimizi doldurup, o geniş şefkat ve himayesine karşı bizleri anlayışa, ibadete sevk eden mevsimlerin değişmesi, gece ve gündüzün birbirin takip etmesi gibi akıllara durgunluk veren haşmetli icraatıyla biricik mabut olduğunu göstererek akıl sahiplerini imana, teslime ve itaate çağıran… her zaman iyiliği ve iyileri himaye, fenalığı ve fenaları izale ve semavi tokatlarıyla zalim, gaddar ve yalancıları mahvı perişan ederek hakkaniyet ve adaletle tecelli eden bir Zat’ın varlığını seziyor, duyuyor ve O’nu eksiksiz ve kusursuz tanımak istiyoruz.
Evet. O’nun, kendisini bize tanıttırıp şükür istemesine mukabil, bizler O’nu tanımayıp nankörlükte bulunursak, bize insan denmeyeceği gibi, O’nun lütuflarından istifade hakkını da kaybederiz. Onun içindir ki Yüce Yaratıcı, eşya ve hadiseleri konuşturup kâinatla varlığını ruhlarımıza duyurmanın yanında nezdinden gönderdiği peygamberlerle de aynı hakikatleri teyit etmiştir.
Evet, önümüze serdiği bu muhteşem sergilerde, bahsi geçen gayeler gibi, pek çok maslahat ve hikmetleri takip eden yücelerden yüce Yaratıcının; bu maksat ve gayelerini gürül gürül ilan edecek, onları her ruh ve vicdana duyuracak bir kısım dellalları, tarif edicileri ve teşrifatçılarının bulunması elzemdir. Yoksa o sergi ve meşherleri temaşaya davet ettiği aziz misafirleri ne eşyanın hakikatini, ne ifade ettikleri manaları, ne de işaret ettikleri yüce gerçeği anlamayacaklardı.
Bu itibarladır ki Allah, tarihin hiçbir devrini bu aydınlık insanlardan mahrum etmediği gibi insanlığı da onların nurundan ve feyzinden mahrum bırakmamıştır. Bu dellal ve rehberlerin hepsi de Hak katından gelmekte beraber, içlerinde en gür seslisi, en müthiş iradelisi, en çaplısı ve avazını dünyanın dört bir yanına duyurarak arş-u ferşi çınlattırıp her tarafı velveleye veren ve gelmiş geçmiş peygamberlerin yolunu bir şehrah haline getiren Hazret-i Muhammed’dir (s.a.v.) ve bu mevzuda onun eşi ve menendi yoktur.