Kasım 1988 · s. 399 · 2 dakikalık okuma
Hayvanlarda Cemiyet Ruhu

Bir tabiat araştırıcısı olan Georges Blond,1858 yılında sayıları 100.000’e yakın bir bizon sürüsünü karda gıda ararken görür. Bizon sürüsü, aç bir kurt sürüsü tarafından takip edilmektedir. Georges Blond, bu takip esnasında kurtların bizonlara bazen bir metreye kadar yaklaştığını ve bizonların durmayıp devamlı surette hareket ettiklerini, takibin ikinci günü bitmek üzereyken, bizonların önlerine çıkan bir uçuruma tereddütsüz bir şekilde peş peşe atladıklarını anlatır.
Buna benzer vakalar diğer hayvanlarda da müşahede edilmiştir. Zebralar, antiloplar, atlar, kuşlar ve balıklar sürüler halinde yaşarlar. Mesela göçmen kuşlar; kuzeye, sonra tekrar güneye olmak üzere yılda iki göç yapar ve göçü başladıkları aynı bölgeye dönerek bitirirler. Irmakta doğan Som balıkları, gruplar halinde denize göçer, sonra üreme mevsiminde yumurta bırakmak üzere aynı akarsuya dönerler. Balarıları, karıncalar, kral kelebekleri, termitler, yaban arıları gibi bazı böcek türleri de toplu olarak ve hiyerarşik bir düzende yaşarlar, hem de mükemmel bir ahenk içinde.

Bazı araştırıcılara göre, mitokondriler de hücre içinde yardımlaşarak müşterek hayat süren minik canlılardır. Hücre içinde oksijenin yakılarak kullanılmasından mesul olan mitokondrilerin, kendilerine has bir üreme mekanizmaları vardır.
Canlılardaki bu şaşırtıcı müşterek yaşayışa; Euderina denilen çok küçük bitki benzeri bir organizmada da rastlanır. Canlı, suda yaşar ve toz parçası kadar küçüktür. Euderina türünün birlikte yaşayan 32 hücresi vardır. Bu canlı türünde her hücre bazen tek başına da yaşayabilir. Hücreler, kamçılarıyla suda hareket ederler. Fakat daha sonra tekrar birleşerek hayati ehemmiyet taşıyan gıda alımı, boşaltım, sindirim ve üreme gibi vazifeleri aralarında bölüşürler. Sonra her hücre, kamçılarını topluluğun hareketi doğrultusunda kullanır.
Güney Afrika’da yaşayan termitler ise, temeli 2 m. derinlikte, 10 metre yukarıya doğru yükselen üstü kapalı yuva yaparlar. Bu ölçüler insan tarafından yapılan 4.500 m. yüksekliğindeki bir binaya karşılık gelir. Termitler karanlıkta yaşar ve kraliçe dâhil bu durumda hiçbiri göremezler. Yine de tünellerde yani yuvalarda, koku ve duyma kabiliyetleri sayesinde kendi bölümlerini bulurlar. Fakat yabancı termit ve düşmanların saldırılarını hayatları pahasına defederler. Yuvalarında işçi ve asker olmak üzere iki grup mevcuttur.
Her iki grup da üreme kabiliyeti olmayan erkeklerden meydana gelir. İri çeneleriyle tanınan asker termitler, çok büyük oldukları için kendileri beslenemezler; bu işi arkadaşları olan “küçük işçi termitler” yerine getirir. Kral ve kraliçe termit, yuvanın en derin kısımlarında yaşarlar. Kral pek birşey yapmaz. Kraliçe ise yağlı bir kurda benzeyen iri vücuduyla, bulunduğu yerde zorlukla hareket eder. Yuvada her gün binlerce işçi ve asker termit öldüğünden, kraliçe bir sene içinde 10 milyona yakın yumurta bırakır. Eğer kraliçe herhangi bir sebeple ölecek olursa, bu haber yuvanın son bölümlerine kadar acil olarak yayılır. Korkunç bir paniğe kapılan termitler, ne yapacaklarını bilmez ve başıboş bir hale geldiklerinden, birkaç gün içerisinde tamamen ölürler.
Peki, bu termit yuvasının böyle akıl almaz bir şekilde çalışmasını sağlayan nedir? Bu soru arı kovanlarının muhteşem düzeni için de geçerlidir. Görüldüğü gibi en küçüğünden en büyüğüne kadar, canlılarda da ahenk içinde yaşama kabiliyeti mevcuttur. Bu da, akıl ve şuur gibi büyük nimetlerle donatıldığı halde; bir arada yaşamayı hala öğrenememiş olan insanı düşünmeye sevk etmelidir.
Tarık Erçelik