Temmuz 1988 · s. 236 · 1 dakikalık okuma
Yolların Ayrımındaki Zat'la
Sızıntı · KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNDE

O Zat, Hakk’a bağlılık, dua ve ibadette eşi olmadığı gibi peygamberlik vazifesini tebliğ ve halkı, Hakk’a davete gösterdiği yüksek metanet, harika sebat ve cesarette dahi dengi ve benzeri yoktur.
Evet, büyük devletler, büyük dinler hatta en yakın akrabalarına kadar kendi oymak ve kabilesi, akla-hayale gelmedik en şiddetli düşmanlıklarla O’nun karşısına çıktıkları halde, zerre kadar sarsılmaması, telaş ve tereddüt göstermemesi ve hele korkaklığa asla düşmemesi… Değil tereddüt, telaş, korkaklık; tek başına bütün dünyaya meydan okuması ve âlemşümul mücadelesini zafere ulaştırması, hatta bu kadar ağır şartlar altında getirdiği o ilahi mesajı dünyanın yarısına ve insanlığın büyük bir kısmına tebliğ etmesi davet ve irşadda dahi O’nun eşi-menendi olmadığını gösterir. Evet, O yaşadığı döneme ait çeşit çeşit düşünce akımları, inanç sistemleri, ruhani reislerin bilgi dünyaları ve daha binbir muaraza, muhalefet ve inkâr karşısında, o dağları yerinden söküp atacak müthiş imanı, o cihanları yeniden şekillendirebilecek harika yakini ve hiç birşey karşısında “pes” etmeyen cihanpesendane iradesiyle karşıladı, hesaplaştı ve geçtiği yolun bir kenarına itiverdi.
Bütün bunları yaparken de, rüyalarında dahi bir lahza, tereddüt, şüphe, vesvese ve zaafa düşmedi. Yakini, itikadı, itminanı ve Hakk’a itimadıyla daima herkesin önünde bulundu; bulundu ve bütün hayatı boyunca inancın zirvelerinde dolaştı… Hem öyle bir dolaştı ki, başta sahabe olmak üzere her biri birer iman ve maneviyat kahramanı sayılan bütün evliya ve asfiya, inançta, itikatta, itminanda hep O’nu rehber kabul edip, O’nun aydınlık iklimine koştu ve O’nun feyizleriyle yenilenip ayrı birer buuda ulaştılar.