Sızıntı Arşivi

Temmuz 1988 · s. 238 · 3 dakikalık okuma

Okyanus Tabanındaki Motifler

Ömer Salih · İnceleme

Hidrotermal (sıcak yeraltı suyu kaynakları) okyanusların soğuk ve karanlık derinliklerine hayat imkânı sağlıyorlar. Bu sıcak su kaynaklarının, güneş ışığının dahi ulaşamadığı derinlikler hayat getiren bir nimet olduğu, bu kaynaklar çevresinde, bugüne kadar bilmediğimiz muazzam bir canlı dünyanın var olduğu yapılan son araştırmalar sayesinde anlaşılmıştır.

Bugüne kadar yeryüzündeki canlı hayatın sadece fotosentez yani güneş ışınlarından elde edilen enerjiye bağlı olduğu sanılmaktaydı. Fakat okyanus tabanlarındaki sıcak su menfezlerinin kompleks organlara sahip hayvanlar için bile gerekli enerjiyi temin edebildiği anlaşılmıştır. Evrimci biyologları bu konuda çıkmaza sokan husus ise bu hayat şeklinin bütün dünyada nasıl yayıldığıdır.

İlk olarak on yıl kadar önce yapılan araştırmalarda, okyanusların ortalarında birbirlerine bağlı olarak uzanan çok uzun çatlakların olduğu ve yerkabuğunun alt tabakalarından gelen lavların, buralardaki suyu ısıtarak sıcak bölgeler oluşturduğu tespit edilmiştir. Doğu Pasifik’te suyun 2500 m. derinliklerinde dev solucanlar, hızla hareket eden yengeçler ve geniş midye yataklarından oluşan bir araziye rastlanmıştır.

Genellikle, hiçbir canlının yaşayamadığı derin okyanus tabanlarının aksine bu kaynaklar etrafında binlerce büyük hayvan hayatını rahatça devam ettirmektedir. Denizlerin diğer derin kısımlarında yiyecek azlığından dolayı, çok az hayvan yaşayabilmektedir. Işığın ulaşamadığı bu bölgelerde, gıda zincirinin birinci basamağını meydana getiren fotosentetik bitkiler ve mikroorganizmalar yaşayamazlar. Buradaki canlılar, sadece daha yukarılardan dökülen besinlerle iktifa etmek zorundadırlar. Okyanusların en derin yerlerindeki bu sıcak su kaynakları, değişik birer enerji kaynağı durumundadırlar. Buralardaki gıda zincirinin en alt basamağını, enerjisini güneş ışığı yerine kimyevi reaksiyonlardan sağlayan (kemoototrofik) bakteriler meydana getirir. Bu durumda reaksiyon, kaynak suyundan elde edilen kükürt bileşiğinin yanması şeklinde gerçekleşir. Birçok hayvan, akıntıyla hareket eden veya menfez etrafındaki kayalara tutunan bu bakterileri doğrudan yiyerek beslenirler. Fakat menfezin tam ağzında yaşayan bazı hayvanlar bu bakterileri dokularında barındırırlar ki, her iki organizma da bu müşterek hayattan istifade eder. “Rahmeti Sonsuz bu hayvanlara, bakteri için çok müsait bir kültür vasatı bahşetmiştir. Buna karşılık, bakterilerin bir kısmını sindirerek veya bakteri hücrelerinden sızan organik maddelerin bir kısmını emerek hayvanlar da beslenmesini sağlamış olur. Bu muazzam münasebetin başarısı, bu hayvanların büyüklüğünden ve çokluğundan rahatça anlaşılmaktadır. Aynı çevredeki birkaç tür ise etoburdur ve bakterileri besleyen bu hayvanları yiyerek hayatlarını devam ettirirler.

Bu menfezler etrafındaki canlı hayatın enteresan yanlarından biri de, buralardaki hayvan topluluğunun (fauna) oldukça yeni yaratılmış olmasıdır. Evrimci görüşe göre, bu hayvanların, normal derin su canlılarından evrimleşmiş olması gerekir. Ancak durumun hiç böyle olmadığı anlaşılmaktadır. Kaynak etrafındaki hayvanların, çevredeki diğer hayvanlarla çok az benzer yanları vardır hatta bu hayvanların çoğunun familya ve sınıfları dahi farklıdır.

Normal derin su hayvanlarının bu kaynaklar etrafında yaşayamamasının, bu suların onlar için zehirli oluşundan kaynaklandığı sanılmaktadır. Hidrojen sülfür{in çok az miktarları dahi onlar için öldürücü olmaktadır. Suda erimiş metaller de oldukça zararlıdır. Buralarda yaşayan hayvanlara, bu zehirlerden korunma kabiliyeti bahşedildiği için onlar hayatlarını rahatça devam ettirebilmektedirler.

Sıcak su kaynaklarının olduğu bu bölgeler, sanki okyanusun diğer kısımlarında ayrılmış küçük adacıklar gibidir. Fakat diğer adaların aksine, bunların ömrü oldukça kısadır; belki birkaç yüzyıl kadar. Bazı kaynaklar kayboldukça, başka yerlerde yenileri ortaya çıkar. Onun içindir ki, burada yaşayan hayvanlar, kendi “adaları” yok olduğunda ya kendilerine yeni adalar bulacaklar veya ölüme mahkûm olacaklardır. Adalar arasındaki mesafe arttıkça, birinden ötekine göç etmek oldukça zorlaşmaktadır. Buna göre faunalar arasında gittikçe artan farklılıklar olması beklenmektedir, ama durum hiçte böyle değildir. Uzaklık arttıkça mevcut nevilerin bulunma nispeti değişmekte, bazı türler kaybolmakta yerine yenileri çıkmaktadır, fakat eksen hepsi çok sayıda ortak özelliklere sahiptirler.

Bu benzerliklerin nereden kaynaklandığını araştıran uzmanlar şu neticeye vardılar: Sıcak su menfezlerinin çoğu okyanusların ortasından uzanan ve birbirlerinin devamı halinde bulunan yerkabuğu çatlakları üzerindedir. Erimiş kayalar, bu bölgelerde satha çok yaklaşmakta ve suya hem ısı hem de madeni eriyik vermektedirler.

Bu okyanus ortası çizgiler, Kuzey Atlantik’ten Doğu Pasifik’e Avustralya’nın güneyinden Hind okyanusuna ve Güney Afrika’ya kadar çok geniş bir ağ oluşturmaktadır. Kaynakları kaybolan hayvanlar, bu yolu takip ederek rahatça kendilerine yeni yuvalar bulabilmektedirler.

Marina Çukuru civarında yapılan araştırmalarda, 3550—3750 m. derinliklerinde bazı sıcak su kaynaklarına rastlanmıştır. Daha derinlerde de bu çeşit kaynaklar olduğu sanılmaktadır, fakat şimdilik daha derinlere ulaşılamadığı için durum tam olarak bilinememektedir

Kaynakların tam ağzında, metal sülfatları 250°C ’de çökelmektedir. Çevrede yaşayan hayvanlar kaynağın tam ağzında değil de sıcaklığın aşağı yukarı 25°C olduğu kısımlarda bulunurlar. Bu derinliklerde normal deniz suyu 1,6°C ’de sabit olarak kalmaktadır.

Dünyamızın en ücra köşesinde dahi insanı hayrete düşüren faunalara rastlıyoruz. Bütün bu canlılar Rahman’ın kudretini bizlere bir kere daha gösteriyor.

New Scientiest’ten Derleyen: Ömer Salih