Sızıntı Arşivi

Mart 1988 · s. 68 · 2 dakikalık okuma

Yolların Ayrımındaki Zat'la

Sızıntı · KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNDE

O harika Zat, kâinatın dört bir yanından yükselen milyonlarca lisanlarla, varlığını ve birliğini ruhlarımıza duyurmak isteyen Yüce Yaratıcı’nın, cihanda en yüksek, en parlak hakikat olması ölçüsünde, O’nu gösterip ilan eden, en güçlü bir dil, en nurani bir delil olduğu gibi, ikinci dirilişin de en aldanmaz şahidi, en sağlam vesilesidir.

Evet O Zat, getirip gönüllerimize yerleştirdiği iman ve hidayet hediyesiyle, bizler için ebedi saadet yollarını açıp ruhlarımızın sonsuza uyanmasına sebep olduğu gibi; duası, niyazı ve o derinlerden derin ibadetiyle de, ötelere ait ruhani ve cismani saadetlerin, insanoğluna armağan edilmesine en birinci şefaatçi olmuştur.

Zira O, en samimi teveccüh ve dilekleri, en yürekten yalvarış ve yakarışları, en halisane zikir ve fikirleri, en kamilane iman ve ibadetleriyle o kadar umumi ve o kadar herkes için olmuştur ki; kulluk hisleriyle iki büklüm olup rabbisine her yönelişinde, adeta küre-i arz el bağlayıp O’nun arkasında durmuş; ay, güneş, yıldızlar, O’nun dua ve münacatıyla velveleye gelmiş; bütün kev-ü mekânlar koşup O’nun ayağına kapanmış ve O’na namazgâh olmuş; bilumum varlık O’nun dilek ve taleplerine “evet ya-Rabbi ver biz dahi aynı şeyleri istiyoruz…!” diye, O’nun o içten o hüzünlü, o Hak sevgililerine yaraşır şekilde yalvarış ve tazarrularına iştirak edip “âmin!” demişlerdir.

Zira O, bütün insanları, hatta topyekûn varlığı, aşağıların aşağısından, kıymetsizlikten, faidesizlikten kurtarıp, yükseklerin yükseğine, kıymet ve değerliğe ulaştırma gibi, öyle yüksek maksat ve yüce gayeler için yalvarıp yakarmış…yürekleri rikkate getirecek öyle tatlı bir şive, öyle şirin bir eda ile sızlanmıştır ki, O’nun bütün varlık hesabına bu iç-çekip incelemelerine karşı, topyekûn mevcudat, hatta arş ve kürsi vecde gelip “ver Allah’ım ver! O’nun istediği hepimizin istediğidir” diye dua ve dilekte bulunduklarını söylemek hiç de mübalağa olmaz…

Şimdi, hiç mümkün müdür ki, her şeyi görüp bilen, her şeye sonsuz lütuf ve ihsanlarda bulunan; hatta en küçük bir varlığın en ehemmiyetsiz arzu ve isteklerini yerine getiren Yüce Yaratıcı, yeri, göğü, velveleye veren bu en şümullü, en lüzumlu, en samimi, en yürekten dua ve dilekleri duyup cevap vermesin? İnsanlık için ebedi saadete giden yolları açmasın ve onlar için cennet saraylarını yaratmasın…?

Şayet gayenin büyüklüğü, vasıtaların küçüklüğü ve neticenin azameti insan dehasının üç ölçüsü ise, modern tarihin en büyük şahsiyetlerini dahi, Hz. Muhammed'le (s.a.v) mukayeseye kim cür'et edebilir ki? Carlyle