Sızıntı Arşivi

Mayıs 1988 · s. 146 · 2 dakikalık okuma

Yeşil Dünyanın Sırları

Tevfik Alemdar · Botanik

İnsan gönül gözüyle çiçeklerin çehrelerinde parıldayan manadan ağaçların dal ve yapraklarında cilvelenen canlılık ve güzellikleri görebilse her şeyin ötelere ait bir gizli hayat kaynağından geldiğini anlayıp, tabiatın muhteşem güzelliği karşısında büyülenip kendinden geç memesi mümkün mü?

Bitkilerin sinir sistemi ölmemesine rağmen dokunma duyguları mükemmel bir vaziyet arz etmektedir. İşte bunlardan bazıları; Küstüm otu en hafif bir dokunmada veya sallantıda yapraklarını kapatır. Sırçak veya Kadın tuzluğu çiçek dozu keselerini korumak için tehlikeyi sezdiği anda taç yapraklarını kilitler.

Süs bitkisi olarak yetiştirilen Maranta kendisi için uygun yere konulmadığı zaman yapraklarını aşağıya doğru sarkıtarak hoşnutsuzluğunu bildirir.

Kantoron bulutsuz havalarda çiçek açar. Keçi sakalında çiçek açma zamanı saat ile kadardır.

Kökleri bir noktada irtibatlandırılan ak kayak ve ova akağacı fidanlarından birinin yapraklarının bir kısmı yolunduğunda fenol ürettiği ve birkaç saat sonra öteki fidanında fenol üretimine başladığı gözlenmiştir.

Bazı bitki türleri hangi tür karıncaların bal özü peşinde olduklarını bilirmişçesine bunlar çevredeyken kapanmakta ve ancak saplarında karıncaların tırmanmasını önleyecek kadar çok çiğ toplandığında açılmaktadır. Akasyalar ise salgıladıkları bal özlerini karıncaların istifadesine sunmakta buna karşılık karıncaların mevcudiyeti sayesinde otobur hayvanlardan korunmaktadır.

Bitkilerin, döllenmesini temin edecek böceklerin özelliklerine uygun biçimlerde olmaları, hususi renk ve kokularla bu böcekleri cezbetmeleri, onları sevdikleri bal özüyle mükâfatlandırmaları, böcekleri tuzağa düşürüp ancak tozlaşma, tamamlandıktan sonra çıkışlarına müsaade etmeleri rastgele mi olmaktadır?

Bir cins orkidenin taç yapraklarını bir sinek türünün dişisine çok benzetmesi, böylece döllenmenin sağlanması rastlantı mıdır?

Gece açan çiçeklerin gece güvelerini ve gece uçan kelebekleri daha iyi çekebilmek için beyaza bürünmeleri, akşam karanlığında daha güçlü koku yaymaları, leş zambağının yalnızca sineklerin bol bulunduğu yörelerde çürümüş et kokusu yaymaları buna karşılık rüzgârla döllenen bitkilerde bu özelliklerin bulunmaması tesadüf müdür?

Bitkilerin çoğu korunmak için ya dikenler, ya acı bir tat, fena bir koku ya da düşman böcekleri örseleyip öldürmeye yarayan yapış- kan salgılar gibi savunma mekanizmalarıyla donatılmışlardır.

Pravda muhabiri V.Chetkoy “Yaprakların bize söyledikleri’’ başlıklı makalesinde şahit olduğu hadiseleri şöyle dile getiriyordu:

“Moskova’daki ünlü Timiryazev Tarım İlimleri Akademisi’nin suni iklim laboratuarındaydık. Arpa filizi kökleri sıcak suya daldırıldığında adeta çığlık atıyordu. Hem de gözlerimin önünde. Bitkinin sesi, ancak son derece hassas bir elektronik aletle kaydediliyordu. Yine de geniş kağıt şerit üzerindeki dipsiz gözyaşı ırmağı apaçık görülüyordu. Yazıcı uç çıldırmış gibi titriyor ve arpa filizinin ölüm acısını kağıda döküyordu.”

Bitkilere hayran kaldığını ifade eden muhabir makalesini şöyle tamamlıyor: “Newton elmanın daldan neden yere düştüğünü açıklamıştır. Ama elmanın oraya nasıl çıktığını açıklamayı hiç düşünmemiştir.”

Gerçekten de düşünülmesi gereken bir hadise değil mi?

Tevfik Alemdar