Sızıntı Arşivi

Mayıs 1988 · s. 143 · 7 dakikalık okuma

İş Ve İşçi Anlayışımız

Mehmet Şehriyar · Dr. · Sosyoloji

İnsanoğlunun yaratılışından bugüne kadar, çalışanlar ve çalıştırılanlar daima varolmuşlar; iktisadi ve içtimai ihtiyaçlarını karşılamak için mal ve hizmet üretiminde bulunmuşlardır. Bu üretim, dünden bugüne gelişen ve değişen ekonomik ve teknolojik şartların hızla artmış ve çalışan insanlar için vida çeviren insan, mutlu robot, beyaz ve mavi yakalılar gibi yeni mefhumlar ortaya çıkmaya başlamıştır.

Üretim tarzı ne kadar değişirse değişim, insan gücü veya emek üretimin temel faktörüdür. Üretimi planlayan, yönlendiren, kontrol eden ve pazarlayan, insan fikri ve gücüdür.

İŞ

‘‘İş” kelimesi sözlükte, işlemek, icra etmek, tasarruf etmek ve amel etmek gibi manalara gelir. “Amel” kelimesi, Arapça “ami” kökünden gelmekte olup, iş ve sanat manasınadır. “Fiil”den daha hususi bir manada; ister fikri ister bedeni, ister iyi ister kötü olsun canlılardan kasıtlı olarak sadır olan işlerdir. Arapçada umumiyetle çalışmak ve iş yapmakla ilgili başka terimler de vardır. “Say”, “fa’l” ve “cehd’ vs. bunlar arasında sayılabilir.

Yüce Kitabımızda bu kelime umumiyetle iş, hareket ve davranış manasında kullanılmaktadır. İş (amel) kelimesi ve türevleri üçyüz altmış ayette geçer (1). Buna birkaç misal verebiliriz:

“…Onun meyvesinden ve kendi ellerinin yaptıklarından yesinler diye...”(2).

“İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.’‘(3)

“İnanıp iyi iş yapanlara Allah (cc) ücretlerini tam olarak verecektir. “(4).

“Biz elbette, iman edip işini iyi yapanların ücretini zayi etmeyiz.’’(5).

Görülüyor ki, İslam, iş (emek) kelimesine daha geniş mana vererek her türlü çalışmayı (en basit bir iş olan yer kazmaktan, en büyük devlet makamlarında vazife yapmağa kadar) iş olarak kabul etmiştir. Bunların aralarında, meslek, otorite ve liyakat yönünden farklılık olmasına rağmen hepsi iş adı altında toplanır. Bu zaviyeden bakılırsa toplum, çalışanların tamamının biraraya gelmesinden meydana gelmektedir. Çalışanları bu manada düşündüğümüzde, toplumu komünist ve kapitalist sistemlerce olduğu gibi bir takım gruplara ayırmamış ve neticede sınıf mücadelesine sebebiyet vermemiş oluruz. Çünkü insanlar her ne kadar güç, kuvvet, çalıştıkları işin sahasının genişliği ve darlığı, aldıkları ücret ve maaş yönünden aralarında fark varsa da, yaratılış yönünden eşittirler. Bir ferdin veya grubun diğerine imtiyazı yoktur.

İŞÇİ

Nüfusun artması, ihtiyaçların çoğalması ve işbölümünün gelişmesi neticesinde, insanların bütün işlerini kendilerinin yapması düşünülemez. Bu bakımdan mutlaka başkalarının yardımına ihtiyaç vardır. Bu yardımın devamlı meccanen yapılması beklenemez. Bu taktirde, başkalarına nakdi ve ayni bir ücret karşılığı iş yaptırma durumu ortaya çıkmaktadır. Biz buna işçi (amil) demekteyiz.

İşçi, bugünkü iş hukuku mevzuatında ‘bir hizmet akdine dayanarak herhangi bir işte ücret karşılığı çalışan kişi” olarak tarif edilmektedir. İslam Hukukunda işçi “ecir” kelimesi ile ifade edilmektedir. Ecir, icare yani kira akdi ile tutulan kimse demektedir. Bundan anlaşıldığına göre ecir, emeğini kiralayan kimsedir. İcare, her sözleşme gibi icab ve kabulden ibarettir. Borç doğuran bir husus olup, tarafların serbest iradesi ile ortaya çıkar. Yapılacak işin ne olduğunun, ne suretle ve ne kadar zamanda yapılacağının bilinmesi şarttır. İşçi “has emin”dir. Yani elinde kasıt olmadan telefine sebeb olduğu şeyi tazmin etmez. (7).

Modern iktisadi düşüncenin “işçi” anlayışı ile İslam’daki işçi manasında kullanılan “amil” kelimesi muhteva bakımından farklıdır. Amil kelimesi, bugün kullanılan işçi kelimesine göre daha geniş bir mana ifade eder. Bunun için, İslam’da emeğini başkasına kiralayan bütün çalışanlar, aynı statü içinde değerlendirilmiştir. Bugünkü uygulamadaki gibi işçi, memur, olma veya olmama gibi ayırımlar yapılmaksızın bütün çalışanlar aynı hükümlere tabi tutulmuş, ancak iş ve mesleğin durumuna göre emeğin değeri üzerinde durulmuştur.

Ayrıca Islam Hukukunda tarım işçileri için, çiftçi manasında “fellah” kelimesi de kullanılmıştır. Bu konuda Er-Remli (ölümü: 1004/1595) şöyle der: “Tarım yapılan bir toprağın yarar ve zararı, toprak sahibine aittir. Çalışan kimse sadece işçilik ücretine hak kazanır.”(9).

Hususiyle iş akdinin geçerli olmasında, işin mahiyetinin, başka bir ifade ile işçinin yapacağı işin belirlenmesi ile çalışma süresi ve ücretin tesbiti şarttır. Ücretin önceden tesbiti konusunda Yüce Rehberimiz şöyle buyurmaktadır:

“Kim bir işçiyi kiralarsa, O’na vereceği ücreti bildirsin.”(l0).

Ücret nakit para dışında (ölçü veya tartı yahut da sayı ile alınıp satılan şeylerden) olursa bunun cins, nevi, miktar ve sıfatını beyan etmek lazımdır. Ücrette anlaşmazlığa yol açacak ölçüde belirsizlik bulunursa, akit geçersiz olur. Bu durumda, işçi çalışmış bulunursa “ecr-i misil” (emsal ücret) e hak kazanır. İşçinin ücret ve diğer haklarını daha geniş bir şekilde ileride açıklayacağımızdan, burada Batı’nın, bilhassa mülkiyet ve serbestiyet devrine kadar iş ve işçi anlayışının ne denli hak ve hakikatten uzak olduğunu bahsetmeden geçemeyeceğiz.

KÖLECİ SİSTEMDEN KAPİTALİZME

Avrupa’nın köleci sistem ve derebeylik (Feodalite) anlayışı içinde iş ve çalışma, hür olmayan insanlara aitti veya bunlar tam bir esaretle toprağa bağlı köle haline getiriliyordu. Eğer köle bu araziyi terkederse firari köle sayılıp, kanun onu kuvvet zoru ile “ateşle dağlanmış olarak” kaçtığı toprağa iade ederdi. Köle sahipleri kölelere elli kırbaça kadar dayak da atabiliyordu.

Yunan ve Roma düşüncesinin köle ve insan anlayışı bu kadar bayağı ve insanlık dışı iken, İslam Dünyası’nın bunlara verdiği değeri ve insanlığı anlamak için bir misal verelim:

Ashabı-ı Kiram’dan Ebu Zer (r.a) bir gün hizmetçisi ile aynı tip elbiseyi giyinmiş olarak yolda giderken Ma’rur bin Süveyd’e rastlar. Ma’rur, bir örnek giyinmelerinin sebebini sorunca, Ebu Zer Resul-ü Ekrem (s.a.v) devrinde zenci bir köleyle tanıştığını, O’na annesinin siyah olduğunu hatırlatarak hakaret ettiğini, durum Hz. Peygamber’e (s.a.v) intikal edince O’nun şöyle buyurduğunu nakleder:

“Köleler Allah’ın sizin elinizin altında bulundurduğu kardeşlerinizdir. Onlara yediğinizden yediriniz, giydiğinizden giydiriniz. Onlara üstesinden gelebilecekleri yükü yükleyiniz. Eğer ağır yük yüklerseniz, onlara yardım ediniz.”(11).

Roma ve Yunan felsefesinde bedeni çalışma da, can sıkıcı, istenmeyen ve nefret edici bir iş olarak değerlendiriliyordu. Bu durum, Batı’da yüzyıllarca devam etti. 18. yüzyılın sonlarında başlayan ve çeşitli sahalarda dalga dalga kendini gösteren sanayi inkılabı, üretime makineyi sokmak suretiyle o zamana kadar geçerli olan feodal düzenin ekonomi ve çalışma şartlarını kültürel ve siyasi yapıya tesir etmiş ise de, kapitalist sistemin iş ve işçi anlayışı toprak köleliğinden fabrika köleliğine dönüşmüştür. Batıda siyasi sahada mutlakıyetçiliğin, içtimai sahada meslek teşkilatlarının sisteminin yıkıldığı ve iktisadi sahada üretimin büyük ölçüde insan gücüne dayanmaktan kurtulduğu bu dönemde toplumlara hakim olan liberal fikirler teknolojik gelişmenin doğurduğu yeni içtimai şartlar karşısında kişiler arasında olduğu kadar, kişilerle toplum, toplumla teknolojik seviye arasında da bir uyum sağlamaktan hasıl olan uçurumu kapatmaktan aciz kalmışlardır.

Uzun çalışma süreleri ve sıkıcı bir iş ortamında mekanikleşen üretim faaliyetlerinde her türlü ferdi kabiliyetlerini kaybedecek makinenin basit bir parçası haline gelen işçi, robotlaşmış, işine ve çevresine yabancılaşmıştır. İşçi, bu psikolojik hadise yanında üretimden payına düşen gerçek nispeti de alamadığı için sefaletle karşı karşıya kalmıştır. Doğrudan doğruya sanayi inkılabına bağlanabilecek iki önemli hadise (işçilerin yabancılaşması ve fakirleşmesi) karşısında, kapitalizm klasik liberalizmin tesiri altında ferdi mülkiyet hakkını baş tacı yaparken, işçilerin işlerine ve çevrelerine yabancılaşmasını ve sefalete düşmesini seyretmekle yetinmiş, sosyalizm ise kapitalizmin tersine ferdi mülkiyetin kaldırılmasını ve kollektif bir toplum hayatına geçilmesini hatalı bir şekilde çözüm yolu olarak ortaya atmış ve uygulamaya geçmiştir (12). Pek çok çözüm yolu (yönetime ve kar’a katılma gibi) birer sosyal politika tedbiri mahiyetinde ortaya çıkmış ise de, her iki sistemdeki aksaklıklar ve anlayışsızlıklar giderilmiş değildir. Yaşadığımız yüzyıl boyunca maddi refah sağlanmış olsa bile, manevi tatminsizlik ve mutsuzluk iki dünyada da devam etmektedir. Halen komünist dünyada milyonlarca insan kamplarda sefalet içinde yaşamaktadır.

Komünist dünyanın bir uydusu olan Romanya’da da Komünist Partisi, hürriyetleri kısıp, halkı her evde sadece tek odada yaşamaya ve en çok kırk mumluk bir ampul kullanmağa zorlarken, işçilere de haftada sadece yarım gün tatil yapma hakkı vermekte, fazla çalışma için mesai ücreti ödememekte ve bu tarz uygulamalarla da halkı ve işçileri sefalete ve yoksulluğa sevk etmektedir.

Öte yandan kapitalist dünya “Modern Endüstriyel” adı verilen sistemi ile sermaye ve emeği iki düşman kampa bölüp , “Grev ve Lokavt” silahlarını kullandırarak toplumda devamlı huzursuzluklara yol açan bir düzen meydana getirmektedir.

İş ve işçi dünyasını anlamada ve yaklaşmada hala güçlük çeken Batı aleminin yirminci yüzyıldaki durumu işte böyle. Hâlbuki Miladi altıncı yüzyıldan, ondokuzuncu yüzyıla kadar İslam Dünyası’nda işsiz kalan her müslim ve gayrimüslime işsizlik sigortası aylığı ödenirken, doğan her çocuğa sütten kesilinceye kadar maaş bağlanmaktaydı. İşçi ve işvereni aynı sofrada yemek yemeğe teşvik ederek, çalışan insanın beden ve fikri gücüyle gönlünü elde etme yol ve metotlarını göstermekteydi. Ayrıca İslam, işçi işveren münasebetlerini kalıcı ve sürekli ahlaki esaslarla pekiştirdiğinden sınıf çatışmalarını önlemiştir.

Dr. Mehmet Şehriyar

KAYNAKLAR
1) bn-i Manzur, LiSSfl ül-Arab, Beyrut. 1955.
2) Yasin ayet 35.
3) Necm, Syet: 39.
4) Al-i Imran, Syet: 57.
5) Kehf, Syet: 30.
6) lslam’da Toprak Mülkiyeti, s.35.
7) Mecelle-i Ahk5m-’ Adliye md.421’611.
8) öztürk ğbdülvahab ve diğerleri, “lılam’da Emek ve işçi-işveren Münasebetleri”, st. 986, s: 325.
9) a.g.e., s:370.
10) a.9.e., 5.377.
11) a.g.e., 5:403.
12) Cubuk, Ali”Sosyl Politika ve Sosyal Güvenlik”, Gazi Ünv. yay.no:21