Sızıntı Arşivi

Şubat 1992 · s. 18 · 3 dakikalık okuma

Yeniden Doğuş

M. Ramazanoğlu · Dr. · Din Ve Ahlâk

sub92

Yüce da'vâ, da'vâların da'vâsıdır. Kendi dışındaki sistem ve da'vâlar gibi kuru bir taklit da'vâsı değildir yüce da'vâ; kaynağını ölmüş ve çürümüş dallara, susuzluktan çatlamış toprak ve dudaklara su veren, hayat veren, ruh veren bengisu kaynağından alan orijinal bir da'vâdır. İçte derinleşmek, sığ kabuk ve çürük posa da'vâcısı olmamak ve fert fert çoğalmak, bir iken iki, iki iken dört, dört iken sekiz ve derken binler, yüzbinler, milyonlar olmak: İşte hedef noktası budur yüce da'vânın.

Yılmamak, bıkmamak ve dönmemek; dünyada tek başına kalsa bile, korkmamak; "hakiki imanı elde etmişliğin havası içinde gerektiğinde tek başına bütün dünyaya meydan okumak!" Böylesine bir "metafizik gerilime'' sahip olmayanın ve gevşeme gösterenlerin tahammül edemediği bir da'vâdır bu.

Pasif değil, içinde büyük bir enerji saklayan baraj suları gibi, sakin, aheste bir şekilde yoluna ve işine devam etme da'vâsı. Bazen bu sakinliğimiz karşısında bize pasif damgasını vurabilirler, olsun, biz yine bu iddiacılara bir cevap verecek kadar da olsa vakit kaybetmeye tahammülü olmayan da'vâya sahibiz. Da'vânın asrımızdaki baş temsilcisinin dediği gibi "Vazifemiz hizmettir, kavga değil" "Biz muhabbet fedaileriyiz husûmete vaktimiz yok".Bizi kırabilirler, dövebilirler, hatta zindanlara tıkabilirler. Biz, benlik da'vâsının değil, rahmet ve şefkat da'vâsının temsilcileri olarak düşmanlarımıza bile, bize kin ve haset besleyenlere karşı bile "eğer da'vâmızın potasında akıl, vicdan ve benliklerini eritirlerse, onlara da hakkımızı helal ediyoruz" deme büyüklüğünü gösteririz. Bu da'vâ büyük ve geniş düşünenlerin da'vâsıdır, günübirlik düşünenlerin değil!

Şartlar ne kadar ağır olursa olsun, fırtınalar ne yönden eserse essin durmadan ve asla geri adım atmadan ilerlemeye devam etmek, kararlı ve vakur olmak, hedefinden şaşmamak, şaşırmamak ve şaşırtmamak da'vâmızın en başta gelen özelliği yıkıcı ve kırıcı olmadan, yapmak ve tamir etmek da'vâsı. Ne kadar çetin bir iştir bu!

Muhabbet fedaisi bu da'vâya gönül veren, ruh veren, hayatını ve gerekirse hiç çekinmeden canını veren kimsedir. Onun gelip geçici, suni ve parlak gösterilerle işi yoktur. O "olmak" içte ve dışta olmak da'vâcısıdır. Aksiyon adamıdır, reaksiyon değil. Bu yüzden toplum er ya da geç bir gün, yavaş yavaş değişme sonucunda muhabbet fedailerinin ufuk çizgisine yaklaşacak ve hatta bu çizgiyle kaynaşacaktır.

Muhabbet fedaisi bir sabır kahramanıdır aynı zamanda. Sabrı, "bir işi ne bir dakika önceye alma aceleciliği, ne de bir dakika sonraya bırakma tembelliği; işi kıvamında ve kemalinde yapma olgunluğu" olarak kabul eder. O hep bir ipek böceği gibi kozasını örmekle meşguldür.

Onu, hakikata gözlerini kapayanlar görmezlikten gelecektir hep. Ama bu, tarih boyunca karanlığa sevdalı aydınlık düşmanlarınca yapılagelmiş bir boykottur. Ve bilir ki, muhabbet fedaisi, karanlık, hep ışıkla yırtılagelmiştir tarihte. Bir kez daha böyle olacaktır. Çünkü İslâmiyet bir güneş gibidir, üflemekle sönmez, bir gündüz gibidir, gözünü kapamakla gece olmaz. Gözünü kapayanlar sadece kendilerine gece yaparlar."

Makamlar, mansıplar, rütbeler önemli değildir muhabbet fedaisine. "Adsızlık ve ünsüzlük" alçak gönüllüğünü seçmiştir o. Yapmak, hep yapmak, kırmadan-dökmeden yapmak ve sonra bir kenara çekilip, bütün bu işleri kendine yaptıran Zât'a (cc) şükretmek; çileye, hizmete ve külfete talip olmak, ganimet zamanı ise gerilerin gerisine çekilmek, onun en belirgin vasfıdır.

Muhabbet fedaisine "yeni insan" da diyebiliriz. Yeni insan, kendi barikatlarının mahkumu ve kendi zincirlerinin" heva ve heveslerinin tutsağı insanları bu barikatlardan kurtaracak ve insanlığa insaniyet-i kübra olan İslâmiyet'e giden yolu gösterecektir. Hürriyete aşıktır yeni insan: "Ekmeksiz yaşayabilir, ama hürriyetsiz yaşayamaz." Bunun içindir ki; köleleştirme simgeleri olan putlar, yani, insana tapma, mala tapma, ırk ve sınıfa tapma gibi her türlü suni ve yanlış tapınmalar, bir inanç yiğidi olan yeni insanın eliyle bir kez daha mağlup edilecek ve insanlık geniş ve gerçek bir hürriyet havasına kavuşacaktır. Karşılarına çıkan herşeye maddenin perspektifinden bakıp mânâyı unutanlar ve dünyayı herşey sayanlar, ancak bu hürriyet sayesinde esirlikten kurtulabilecektir.

Bekliyoruz... Bekliyor ve inanıyoruz ki, küçük dairede insan ve büyük dairede toplum muhabbet fedaisinin sunduğu da'vâ karşısında öylesine büyük bir uyanış yaşayacaktır ki; ''yeraltında sanılan sütunlar yeryüzünde yükselecek" ve bunlar yeni bir çatının, yeni bir dünyanın temel direkleri olacaktır.

Muhabbet fedaisinin getirdiği, daha doğrusu muhabbet fedaisiyle gelen "yeni dünya düzeninde" aşağılık duygusu altında ezilenler, açlığa mahkum edilenler, sömürülenler, haksızlığa ve zulme uğrayanlar, yurtlarından ve yuvalarından kovulan insanlar olmayacaktır.

Evet, şimdi bir temel yükseliyor, azgın bir kışın arkasından müjdelenen bahar geliyor ve koskoca Asya kıtası "yed-i beyza-ı İslâm'a teslim olmaya" hazırlanıyor. Ne mutlu o güne ulaşanlara ve o günün özlemiyle yanıp tutuşanlara.

"Rabb'lerinden onlara bir selâm vardır".