Şubat 1992 · s. 15 · 4 dakikalık okuma
Saati Durdurmak
Ö.Fahri Osmanoğlu · A.Gör.Dr. · Anatomi

Yaşlılığın, tecrübe birikimi ve kimilerine göre emekliye ayrılma gibi bazı avantajlarının yanısıra, sıklıkla beraberinde fizikî bir yetersizliğe de yol açtığı herkes tarafından bilinmektedir.
Geçtiğimiz yıllarda yapılan çalışmalarda, hormon tedâvisi, egzersiz ve diyetin vücuttaki tedrici gerilemeyi geciktirebileceği, hatta durdurabileceği görülmüştür. Osteoporoz (kemikte, kemiğe sertliğini ve dayanıklılığını veren kalsiyum miktarının azalması durumu) ve artrik (eklem iltihabı) gibi bazı yaşlılığa mahsus hastalıkların tedâvisi de artık ufukta belirmiştir. İhtiyarlama hakkında her sene büyük adımlar atılarak yeni gerçekler ortaya konmaktadır.
Tabiî olarak hipofiz bezinden salgılanıp, büyüme, gelişme ve yaşlanmayı çeşitli yönleriyle düzenleyen büyüme hormonu, günümüzün en çok araştırılan mevzûlarından biri haline gelmiştir. Wisconsin Tıp Fakültesi'nden Rudman ve arkadaşları, yaşları 61 ila 81 arasında değişen bir grup erkeğe çeşitli dozlarda bu hormondan verdiler. Sonuçta, bu insanlarda altı ay içerisinde, yaşlılığın on ilâ yirmi yıl zarfında kazandırdığına eşdeğer miktarda yağ dokusu, yağsız vücud dokusuna dönüştü. Ayrıca bu şahısların ciltleri kalınlaştı, pörsümeler düzeldi ve bazıları kendilerini daha 'canlı" hissettiklerini ifâde ettiler.
Ancak, büyüme hormonunun bütün yaşlılara iyi gelebilecek bir gençlik aşısı olduğunu iddia edemeyiz; zira, kendilerinde araştırma yapılan yaşlılar bütün yaşlıları temsil edecek özellikte değillerdi; bu kişilerin hipofiz bezinden büyüme hormonu salgılanması, kendi yaş gruplarına oranla oldukça az idi. Büyüme hormonu salgılanması 30 yaşlarından itibaren bütün insanlarda azalmaya başlarsa da, normalde 60 yaşın üstündeki insanların üçte ikisi hâlâ tesbiti mümkün seviyede hormon salgılamaya devam ederler. Rudman'a göre, kanda büyüme hormonu seviyesi yeterli olan yaşlıların ek büyüme hormonu kullanması; diyabet (şeker hastalığı), yüksek tansiyon, kalp hastalığı ve kanser gibi riskler taşıdığı için faydadan çok zarar getirecektir.
Aynı faydaları sağlayabilen ve herkesin tatbik edebileceği bir başka tedavi şekli vardır: Egzersiz. Bu konuda yapılan en çarpıcı araştırma, geçtiğimiz yıl Tufts Üniversitesi'nde Fiatarone başkanlığında yürütüldü. Huzurevlerinin doksan yaşlarına varmış düşkün kadın ve erkeklerine haftada üç defa 15'er dakika en fazla 20 kg.'a varan ağırlıkları bacak kuvvetiyle kaldırma çalışması yaptırıldı. Sekiz hafta sonunda adale gücü ve boyutu olarak belirgin kazanç tesbit edildiği gibi, %50 daha süratli yürüyebilir hâle geldiler. Bu araştırma, ülkemizde yaşlılarda yapılan bir çalışmadan da bahsetmemize vesile olmuştur. Namaz kılan ve kılmayan yaşlılarda diz kireçlenmesi ve diz açısı incelenmiş; namaz kılanlarda kireçlenmenin oldukça az ve diz açısının da sağlıklı gençlerinkine yakın olduğu görülmüştür.
Yapılan ayrı bir araştırmada altmış yaşlarındaki kadın ve erkek yaşlılar arasında düzenli olarak aerobik egzersiz yapanların kalblerinin kan pompalama kapasitesinde %25'lik artış meydana geldiği, yağlanmada azalma ve kolesterol seviyelerinde düşme olduğu müşâhede edildi. Bu araştırmayı yürüten Washington Üniversitesi'nden Holloszy, alınan sonuçlara şaşırılmaması gerektiğini; zirâ altmış yaşındaki insanların egzersiz karşısında verdikleri cevabın gençlerle aynı olduğunu söylemektedir. Doksan yaşını aştığı halde hâlâ dipdiri olarak ölenler olduğu gibi, otuz yaşındayken ihtiyarlayan ve ölmekten beter olan pörsümüş ruhlar da vardır.

İhtiyarlığı etkileyen diğer ferdî davranışlardan birisi de, kişinin beslenme düzenidir. Tek hücreli canlılardan su pirelerine ve farelere kadar çeşitli seviyelerdeki organizmaları inceleyen son çalışmalar, yiyecek alması azaltılan canlılarda çeşitli hastalıkların daha az görüldüğünü ve bu canlıların hayat sürelerinin, kendi nevilerine göre %50 kadar uzun olduğunu göstermiştir. Texas Üniversitesi'nden Masora'ya göre. bu uzun ömrün kalitesi de yükselmekte ve daha aktif bir hâl almaktadır. Meselâ diyet yaptırılan fareler, egzersiz tekerleğini enerji dolu bir şekilde çevirirken, iyi beslenen arkadaşları tekerlekten uzak durmakta ve kafesin içinde süklüm-püklüm dolanmaktadır.
Bu sonuçların, daha uzun ömürlü hayvanlarda da tatbik sahası bulup bulamayacağını anlamak için, maymunlar 3 ilâ 5 yıllık bir diyet programına alınmıştır. Bunların bazı ihtiyarlama alâmetleri yönünden takibi devam etmektedir.
Ucla Üniversitesi'nden, yaşlı bir patalog olan Walfard, yiyecek kısıtlamasının işe yaradığına şimdiden kânidir; zirâ kendisi son beş yılını, kendi yaşındaki (66 yaş) bir insanın olduğundan %30 daha az günlük kaloriyle, yani 1500-2000 kaloriyle geçirmiştir ve çevresinde sağlıklı ve ruhen canlı biri olarak bilinmektedir.
Bu bilgiler karşısında aklımıza, Saadet Asrı'nda Peygamber (sav)'imizi ve ilk müslümanları ziyarete gelen yabancı bir hekimin gizleyemediği hayreti gelmektedir:
- Sizler nasıl bu kadar sağlıklı olabiliyorsunuz? sorusuna, Peygamberimiz (sav);
- Onlar iyice acıkmadan yemeğe oturmazlar, tam doymadan da sofradan kalkarlar, cevabını vermiştir.
Tabiî, her çareye başvurulsa da yaşlıların kaçamayacağı bazı hastalıklar vardır. Bunlardan ikisi olan osteoporoz ve osteoartrit hakkında çok önemli bilgiler edinildi.
Kemik yıkımının yeni kemik yapımına galebe çaldığı bir hastalık olan ve genelde yaşlı kadınlarda görülerek, omurga kırıkları sonucu boy kısılmasına ve kamburlaşmaya yol açan osteoporoz için, yeterli tedavi sağlanmayan eski "östrojen" ve "kalsitonin" hormonları yerine yeni bir ilaç olan "Etidronat" bulunmuştur. Etidronat, kemik dokusundaki kalsiyuma bağlanarak, kemik erimesine sebep olan osteoklastin faaliyetini azaltmakta ve omurga çökmelerini % 50 azaltmaktadır.
Çoğu 55 yaşın üstünde 16 milyon Amerikalı'yı etkileyen ve kemikler arası kıkırdak tamponlarının dejenerasyonu sonucu dayanılmaz ağrılara ve eklem sertliklerine yol açan "osteoartrik"'in (yaşlılık romatizması) ise, eklem kıkırdağındaki temel yapıtaşlarından tip 2 kollajen lifi geninin mutasyonu sonucu oluştuğu anlaşılmıştır. Nitekim bu hastalığın irsî (genetik programlama) temeli, bir ailenin 19 üyelik üç nesli boyunca hastalanan 9 ferdinde, kollajen tipi 2 geninin mutasyonlu olduğunun ortaya çıkarılmasıyla teyid edilmiştir.
Araştırmacılar uzun vadede tüm yaşlılık hastalıklarında genetik temeller ortaya çıkarılabileceğini ve belki de ihtiyarlama hâdisesini kontrol eden bir "genel İhtiyarlama geni" bulunabileceğini düşünmekteler. Nitekim ABD "Millî Yaşlılık Enstitüsü" müdürü Willams, insan cilt dokusu kültüründe hücrelerin çoğalmasına engel olan "ihtiyarlık genleri" belirlendiğine işaret etmektedir.
Eğer ihtiyarlamak, bu şekilde bütün hücrelerin ilahî mukadderatı olarak genlerdeki DNA'ya kodlanmışsa, 'bedenî' i htiyarlamayı geciktirebilsek de büsbütün önünü alamayacak ve Nebi (sav)'in "bütün hastalıkların tedâvisi vardır; ancak ihtiyarlık müstesna" sözünü daha iyi anlayacağız. Manevî ihtiyarlığa ve ruh çöküntüsüne gelince, asıl korkulması gereken ihtiyarlık da işte bu tip olanıdır ve Hz. Ebu Eyyub El-Ensarî gibi 93 yaşında binlerce kilometre mesafeyi katederek İstanbul önlerine gelenler ve Kıbrıs önlerine oldukça yaşlı dönemde gelen Peygamberimiz'in (sav) halası gibi bahtiyarlar bunun önünü almışlardır.