Ekim 1987 · s. 7 · 4 dakikalık okuma
Yeni Bir Kültüre Doğru ve T.V.
Muvaffak Ayvaz · Doç.Dr. · Sosyoloji

Tesbitlere göre TV ekranında ortalama her 3,5 saniyede başka bir sahneye geçilmektedir. Bu, saatte 1000 farklı yer demektir. Bir saatte 1000 ayrı fotoğrafa baktığınızı düşünün! Her biri içinde ayrı ayrı düşünmek mecburiyetinde kalsanız ne kadar yorulursunuz. Onun için TV programları sıkmayacak, düşündürmeyecek, sadece vakit geçirtecek şekilde hazırlanır. Düşünmeye sevk edici, kompleks muhtevalı programların yeri TV değildir. Bu hususiyeti sebebiyle TV, gerçeği idrak kabiliyetini, trajikbir şekilde daraltmaktadır.
F. Almanya'da şahısların günde ortalama televizyon seyretme süresinin istatistiklere göre 132 dakika olduğu bildirilmektedir. Bu, haftada 15 saat yapar. ABD'de bu süre günde 420 dakika yani 7 saate çıkmaktadır. Böylece insanın normal faaliyetleri arasında televizyon seyretme hadisesi, zaman bakımından çalışma ve uyumadan sonra 3. sıraya gelip oturmaktadır,. Bu kadar uzun süreli bir meşguliyetin insanın şahsiyeti üzerinde tesir yapmaması imkansızdır.
Burada "harf kültürü" ve "resim kültürü" kavramlarını ele almak gerekir. Alfabetik kodların kullanılması, beyni belirli kaidelere göre çalışmaya zorlar. Resimlerin "işaret" olduğu durumda ise bu zorlama ortadan kalkar. Diğer bir ifade ile mantıki düşünce doğuştan değil, sonradan edinilen bir husustur. Yazılı lisana sahip olmayan kimseler, mantığımıza göre değil de mitolojik olarak düşünürler. Yani, dünyayı resimlerle ve hikayelerle açıklarlar. Düşüncedeki bu farklılık mühimdir ve farklı neticelere götürür. İki ayrı tür kültür teşekkül eder.
Yazısız kültüre sahip kimselerin dünyayı izah için kullandıkları mit'ler ve resimler, bu gurubu bir çimento gibi birbirine bağlar. Bu tespiti yapan Kanadalı mütehassıs Marshall Mc Luhan, yazılı kültüre sahip kimselerin de kendilerini herşeyden önce "yalnız adamlar" olarak ele aldıklarını belirtiyor.
Amerikan Sağlık Bakanlığı'nın 1982 yılındaki tespitlerine göre, televizyon bir tür mıknatıs tesiri yapmaktadır. 6 aylık bir bebek ekran karşısında uslu uslu durmaktadır. Bir yaşında bu alaka daha da artmakta ve vaktinin % 12'sini bulunduğu odadaki açık olan televizyona bakmakla geçirmektedir. 2 yaşına gelince bu süre % 25 ila 45'e çıkmaktadır. 4 yaşında iken, odada oyuncak dahi olsa engellenmediği sürece televizyon seyretmek vaktinin %44'ünü almakta dır.
Psikologların tespitlerine göre, 7—8 yaşındaki bir çocuk dikkatini 200—300 dakika süreyle televizyona teksif edebilmektedir. Halbuki bir oyunda bu süre en fazla 100 dakikadır.
Televizyonda sık sahne değişiklikleri ve aksiyon yani hareket vardır. Cazip olanın da bu olduğu zannedilmektedir. Demek ki televizyon, bizi gerçeklerle değilde resimlerle düşünmeye sevketmekte, görme ve düşünme alışkanlıklarımızı değiştirmektedir. Yine, Amerikan Sağlık Bakanlığı'nın tespitlerine göre çok televizyon seyredenler dünyayı gözleriyle değil, adeta başlarında taşıdıkları bir televizyon kamerasıyla algılamak eğilimindedirler. Bu da gerçeğe farklı bir bakış getirmektedir. Çünkü gerçek hayatın kendine göre bir akışı vardır. Herşey sırayla olur. Daha önceden bu gerçeği kavramamış olan çocuklar üzerinde televizyonun bu yönünün çok menfi tesiri vardır. "Silsile-i meratip" adı verilen, herşeyin sebep— netice silsilesi içerisinde sırayla oluşumu için belli bir zamana ihtiyaç göstermesi gerçeğini henüz idrak edememiş mini mini dimağların zihinlerinde meydana gelecek karışıklığı kelimeler izah edemez. Çünkü, Alman bilgisayar uzmanı Karl Steinbuch'un hesaplarına göre ekranda saniyede 83 milyon bit (enformasyon birimi) geçmektedir. Alfabenin bir harfinin tanımı için sadece 8 bit'e ihtiyaç olduğu ve bizimde saniyede ancak 45 bit'i algılayabildiğimiz düşünülürse bu muazzam enformasyon akımı altında ezileceğimiz aşikardır.
Tespitlere göre TV ekranında ortalama her 3,5 saniyede başka bir sahneye geçilmektedir. Bu, saatte 1000 farklı yer demektedir. Bir saatte 1000 ayrı fotoğrafa baktığınızı düşünün! Her biri için ayrı ayrı düşünmek mecburiyetinde kalsanız ne kadar yorulursunuz. Onun için TV proğramları sıkmayacak, düşündürmeyecek, sadece vakit geçirtecek şekilde hazırlanır. Düşünmeye sevk edici, kompleks muhtevalı, programların yeri TV değildir. Bu hususiyeti sebebiyle TV, gerçeği idrak kabiliyetini, trajik bir şekilde daraltmaktadır.
TV haberlerinin gerçeği yansıtma vasfıda yine bu sebeple yok olmaktadır. Çünkü haberler için ayrılan süre içerisinde, bütün haberleri, bütün yönleriyle takdim imkansızdır. ABD'de bir haber için ortalama süre 45 saniyedir. Bu bir—iki dakika dahi olsa, insanların yorgun olduğu akşam saatlerinde bu süre içinde vakaları bütün yönleriyle vermek imkansızdır.
Mesele sadece enformasyon muhtevasının daralması da değildir. Bundan birkaç yıl önce Kanada'nın televizyon yayınlarının ulaşmadığı ücra bir yerinde yapılan bir araştırmada 137 öğrenci lisan ifade kabiliyetleri bakımından incelendi. Daha sonra bu bölgeye televizyon yayınları ulaştı ve birçok kimse TV cihazı aldı. İki yıl sonra aynı öğrenciler bir kere daha test edildi. Neticede sözlü ifade kabiliyetinin büyük ölçüde gerilediği ortaya çıktı. TV insanların okuma, düşünme ve konuşma zamanlarını çalarak dil ve ifade gücünü büyük ölçüde dumura uğratmaktadır.
Amerika'da yapılan bir araştırmaya göre hafıza da TV'den zarar görmektedir. Haberlerin bitiminden bir iki dakika sonra sorulanların %51'i geçen tek bir haberi dahi hatırlıyamamışlardır. Niçin böyle? Bir teoriye göre, TV seyretmek pasif bir muameledir. Bu esnada hiçbir şey yapılmaz. Buna mukabil okuma aktif bir iştir; çalışma da öyle. Bunun için okuduğumuz herşey uzun müddet hafızada kalır.
Yine ilk ele aldığımız kültür meselesine dönelim. TV kültürümüze nasıl tesir edebilir? Alfabetik kültürden resme yönelik kültüre mi dönüyoruz?
Araştırmalara göre TV seyrederken beynin sol tarafı daha az aktiftir. Halbuki konuşma ve mantıki düşünme esnasında faal olan sol taraftır. Resimleri yakalamaya çalışan taraf ise sağ taraftır. Kanadalı mütehassıs Marshall McLuhan'a göre televizyon ve elektronik aygıtların geliştirdiği, dünyamızı resimlerle bakan (resimlerle düşünen ve kitaptan nasibi olmayan) insanların doldurmasının sebebi de budur. Yoksa "Dallas ve J.R."ın düzenlerinin bütün dünyada kısa zamanda tatbiki başka türlü izah edilemez.
Doç. Dr. Muvaffak Ayvaz