Mayıs 1990 · s. 155 · 10 dakikalık okuma
Yahudi Tehciri ve Osmanlı Hoşgörüsü

1992, Yahudilerin
İspanya’dan kovulmalarının 500. yıl dönümü. Bu maksatla daha şimdiden
birçok yerde vakıflar, kuruluyor, çeşitli kitap ve makaleler yazılıyor.
Ülkemizde de benzer faaliyetler var. Çünkü 1492 ve 1497’de ispanya ve
Portekiz’den kovulan Yahudilerin birçokları çaresizlik içinde
kalmışlar, insani bir vazife olarak, ancak, Osmanlı kapılarını
açmış, Osmanlı Devletine sığınmışlardı.
İnsan bilmediği şeye ve tanımadığına düşman olur. Bizim mirasyedi nesil Osmanlı’yı tanımıyor, tanımadığını da bilmiyor. Hâlbuki bir başkaydı, dost ve düşmanın ifadesiyle Osmanlı, cidden bir başkaydı. Osmanlı bütün dünyanın şiddetle kucağına atılmayı arzuladı klan sımsıcak ve şefkat dolu bir ana gibiydi. O hiç “hayır” demedi. Gelen herkese, sanki öz evlatlarıymış gibi hoşgörü İle bağrına bastı, zulme uğrayanların imdadına koştu, O hep ağlıyanların gözyaşlarını dindirmek için çırpındı, düşkünlerin elinden tuttu. Osmanlı’da herkes kendi hukukları içinde son derece hürdü; kimsenin başında Demokles kılıcı yoktu. O bereketli ülkede herkes kendi dinlerini istedikleri gibi yaşayabilir, meramlarını arzuladıkları gibi, fikirlerini istedikleri dilde ifade edebilirlerdi. Hiçbir zaman kimse kimseye “sen böyle düşüneceksin, şöyle inanacaksın” diye zorlamadı. Bu hoşgörü ve hürriyetler iledir ki, Osmanlı dünyanın en uzun süreli cihan devleti olmuştu. Aşağıdaki mukayeseli yazımızda da görüleceği üzere Osmanlı azınlık (ekalliyet) haklan hususunda da en metin güvence, diğer dünya milletlerine de en iyi örnek olmuştu.
TEHCİRDEN ÖNCE
Bizans imparatoru I. Konstantin, 18 Ekim 315 tarihinde çıkardığı bir kanun la Hıristiyanlığa geçen Yahudilere karşı zor kullanmaya teşebbüs edecek Musevilerin idama mahkum edilebileceklerini ilan etti ve Yahudi dinine geçme suç kabul edildi. Yahudilere yeni vergiler kondu, yeni sinagogların inşâ edilmesi yakalandı. (M. Franco, Essai sur I’Histoire des Israelites de l’Empire Ottoman Librairie Durlacher, Paris, 1897, s:21) I. Konstantin’ nin oğlu Konstantius da babasının yolunu izledi. Yahudilerle Hıristiyanlar arasında karışık evlenmelere ölüm cezası koydu. (Avraham Galante, les Juifs de Constantinople sous Byzance, s:408—450 İstanbul, 1940) II. Teodosius, Yahudilerin “nefret edilmesi gereken, sapık, günahkâr ve iğrenç” oldukları tespitinde bulundu. (Theodore Reinach, Histoire des Israelite, Paris, s: 40, Galante, Byzance, s:8) Konstantino polis Yahudilelerini şehrin dışına çıkarttı ve bu cemaati Halicin kuzeyinde, bugünkü Galata semtinin bulunduğu mevkiye yerleşmeye zorladı (Galante, Byzance, s:l2) I. Justinianus çıkardığı kanunun (novella) 37. maddesine göre, Kuzey Afrika’da işgal etmiş olduğu topraklarda Museviliği tamamen yasakladı. {The World History of the Jewish People, The Dark Ages, Cecil Roth, Aviv, 1966) İmparator Fokas (602-610) devlet sınırlan içinde yaşayan bütün Yahudilerin katledilmelerini emretti ve bunun üzerine bütün küçük Asya’da geniş çapta bir katliam meydana geldi. 614 yılında Heraklius’un emriyle de birçok Yahudi katliamları meydana geldi.
4. Haçlı seferinde Hıristiyan kuvvetleri Konstantinopolis’e girdiklerinde, Flaman birlikleri Yahudilerin oturdukları Pera semtine girdiler ve mahalleyi yerle bir ettiler, halkını da kılıçtan geçirdiler. Bu katliamda pek az Yahudi kurtuldu. (Jushua Starr, Romania, The Jewries of the Levant After the Fourth Crusade, Paris).
Son Vizigot hükümdarlarından Egica (687–702) Yahudilere karşı son derece sert kanunlar çıkardı. Egica 9 Kasım 694’te 17. Toledo Konsili’ni topladı. Yahudileri köle ilan etti, mallarına el koydu ve Musevi dini kanun dışı ilan edildi. (Abba Eban, My People, The Story of the Jews, l968,s:160).
TEHCİR
Yahudilerin İspanya’dan kovulma olayını hazırlayan tırmanma 1391 yılında başladı. Egica başpiskoposunun telkinleriyle başlayan Yahudi aleyhtarı bu hareket her geçen gün tırmandı. Haziran 1391’de Sevilla’da geniş çapta şikâyet olayları patladı ve Yahudi Mahallesi yakıldı. Karışıklıklar bütün ispanya’ya yayıldı ve birçok Yahudi cemaati yok edildi. Bunun dışında Yahudiliklerini gizlice devam ettiren bir yeni Hıristiyan kesimi meydana geldi ki, (dönmeler) çok kısa süre içinde devletin kilit noktalarına yerleştiler.
1464 yılında devlet ve kilise bir araya gelerek, bu yeni Hıristiyanların gerçekten Hıristiyan olup olmadığını tespit edecek üç kişilik bir engizisyon heyeti toplandı ve mahkemeler kuruldu. Bundan sonra, Kastilla Kraliçesi İzabella ile Aragon Kralı katolik Ferdinand devletlerini birleştirdiler. Bu olay, İspanya Yahudileri için sonun başlangıcı oldu. İzabella ve Ferdinand engizisyon müessesesinin yetkilerini genişlettiler ve Thomas De Toquemada’yı Başengizitör atadılar. Bu papaz, göreve geldiği 1483 tarihinden itibaren binlerce Yahudiyi ateşe yolladı. Buna paralel olarak yeni İspanya devleti, Yahudileri ülkeden tamamen kovmak için hazırlıklara başladı ve bu maksat için bir Kovma Fermanı hazırladı.(*)
*Ferman 31 Mart 1492’de İzabella ile Ferdinand tarafından imzalanıp 1 Mayıs da ilân edilebilmiştir. “El Tiempo” gazetesinin Nisan 1892 tarihli nüshasında yayınlanan bu fermana göre Yahudilere Katolik Hıristiyanları dinen ifsad ettikleri, kendilerine tahsis edilen mahallelerde de istenen şartlara uymadıkları ve bu yüzden özel olarak kurulmuş engizisyonlarda mahkûm edildikleri zikredilip çözüm olarak dönmemek üzere kovuldukları bildiriliyordu. Ferman Yahudilerin altın, vs. gibi değerli eşyalar ve diğer mallarını İspanya’da bırakmak zorunda olduklarını da bildiriyordu.
Ferman iki hükümdar tarafından 31 Mart 1492’de ilan edildi ve Mayıs ayında yürürlüğe konuldu. Ferman uyarınca 100 bin kadar İspanya Yahudisinin en son 2 Ağustos’a kadar ülkeyi terketmesi istendi ve gerçekten de son gruplar bu tarihte İspanya’dan çıktılar. Bunların büyük bir bölümü kendilerine kapılarını açan Osmanlı Devletine sığındı. İspanya Yahudilerine, 1496–1497 yıllarında kovulan Portekiz’li dindaşları katıldı.
İberya Yahudilerinin kovulmaları İsrail tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır. Bundan sonra bu Yahudiler faaliyetlerini cemaatler halinde Selanik, İstanbul, İzmir ve İsrail ülkesine transfer ettiler. Bu Yahudi cemaatlerinin liderliğini yapan Joseph Nasi, Sabetay Tsvi ve Yosef Koro Yahudi tarihinde önemli fonksiyonları olan kişilerdir. Bunlar Osmanlı sarayında kilit noktalar tutmuşlar,özellikle diplomasi ve finans alanlarında Bab-ı Ali’ye yakın olabilmişlerdir.
OSMANLI HOŞGÖRÜSÜ VE TEHCİR SONRASI
Tarihi kayıtlara göre, Brusa ya da Peruza şehri (bugünkü Bursa) Orhan Bey tarafından alındığında çatışmalar nedeniyle Hristiyanlarla beraber kaçan Yahudiler geri döndüler. Hatta Orhan Bey bir ferman çıkartarak bugüne kadar ayakta duran Ets Hahayim sinagogunun kurulmasına izin verdi.
Osmanlı hükümdarları, devletin kuruluş yılların da kayda değer bir ileri görüşlülük göstererek, savaşlar sırasında kaçan halkın ve özellikle Yahudilerin geri dönmelerini sağlamak için tedbirler almışlardır. Diğer bir ifadeyle Osmanlı’lar, Yahudilerin ticaret, sanayi, maliye, idare ve bilim alanlarında önemli elemanlar olduklarını ve kurulmakta olan devletin temellerinin sağlamlaştırılmasında faydalı olacaklarını anlamışlardır. Nitekim Orhan Bey ve kardeşi Alaeddin komşu ülkelere kaçan tüccar ve kalifiye elemanları geri çağırmışlar ve bu çağrı üzerine Bizans topraklarından hatta Şam’ dan birçok zulme maruz Yahudi ailesi Bursa’ya gelip yerleşmiştir.
Bursa’yı fethettikten sonra Osmanlı kuvvetleri, İstanbul’u tecrit etmek gayesiyle Trakya’ya geçtiler ve Avrupa’ya müteveccih ilk adımlarını attılar. Gelibolu’dan sonra Edirne alındı. Ve I. Murat başşehrini Bursa’dan Edirne’ ye nakletti. Bu sıralarda E-dirne’de, fakir ve Bizans zulmünden çok çekmiş olan küçük bir Yahudi cemaati yaşamaktaydı ki, bu topluluk Osmanlılar şehre geldiklerinde bu gelişmeyi bir kurtuluş addetti. Franco’ya göre, şehir Yahudileri Padişahı büyük sevinç gösterileriyle karşıladılar.
Bundan sonra, Roma yönetiminden bıkan Balkan Yahudileri Osmanlı topraklarına göç etmeye başladılar. Bu şekilde Sofya, Niş-Larisa cemaatlerinden büyük gruplar Trakya’ya veya Balkanların Osmanlı yönetimine geçen kısımlarına, Franco’nun ifadesiyle, “Hilalli bayrağın adalet ve hoşgörü getirdikleri topraklara” yerleştiler.
1421 yılında Osmanlı tahtına II. Murat geçti ve bu padişahın hükmü 1451 yılına kadar sürdü. Sultan II. Murat fetih ve cihad hareketlerini devam ettirdi ve gayri müslimlerden oluşan birlikler kurdu (Gönüllü birlikler). Bu birliklere zamanla birçok Yahudi de katıldı. Rozanes’e göre, bu birliklere karşılığı askerlikten muaf kılındılar. (Slamo Rozanes,Toğarma, cilt I, s:11)
Sultan II. Murat Yahudilere karşı çok müspet bir tavır takındı ve zamanın en büyük tıp bilginlerin den îs-hak paşayı saray doktoru (Hekimbaşı) atadı. Sultan Murat ayrıca İshak Paşa ve ailesini bütün vergilerden muaf kılan bir ferman çıkardı.
II. Mehmet (Fatih) İstanbul önlerine geldiğinde şehir Yahudileri daha çok
Galata kesiminde oturmaktaydılar. Bizans İmparatorluğu tamamen çöküp İstanbul’un alınması an meselesi haline geldiğinde, durumlarından memnun olmaktan çok uzak olan şehir Yahudileri muhtemelen, Osmanlıların zaferini çabuklaştırmayı düşündüler. Hatta, bazı kaynaklara göre, İstanbul Yahudileri Fatih’le gizli bir anlaşma yapmışlar, bu dolaylı işbirliğine karşılık da Fatih, şehri aldıktan sonra, Yahudilere imtiyazlı bir statü tanımıştır. (Avraham Galante, Documents Offıciels Turcs Concemant Les Juifs de Turquie, Ist.,1931 s:163—166) Muhasara sırasındaki işbirliğine istaneden yapılan bu taahhüte ek olarak , Osmanlı padişahı, mevcut sinagogların imar edilebileceğini ve evlerin sinagoga dönüştürülebileceğini ilan etti. Bu fermanla Fatih, Yahudilerin din ve inanç meselelerine karışılmayacağım da tespit etti. Hatta II. Mehmet (Fatih), şehire yani buraya yerleşecek Yahudilere “evler, tarlalar, bağlar...” vadetmiştir. Bunun üzerine de birçok Yahudi İstanbul’a göçmüştür.
Görüldüğü üzere, 15. yüzyılda, Anadolu ve Ortadoğuda yeni ve sağlam bir yönetim kurulmuş ve bu dönüm noktası bölgede yaşayan Yahudi cemaatlerini önemli ölçüde etkilemiştir. Osmanlıların bölgeye hâkim olmaları yalnız yerli yahu-dileri etkilemekle kalmamış, durum Iberyalı Yahudilerin kulağına da gitmiş, Edirne’li Aşkenaz hahamı Yitzhak Tsarfati’nin yazmış olduğu bir mektup üzerine Alman yahudisi Osmanlı topraklarına göç etmiştir.
II. Bayezıt zamanına rastlayan Iberya Yahudilerinin İspanya’dan büyük göçleri pek kolay olmamıştır. Bu uzun ve tehlikeli yolculukta Yahudiler bütün servetlerini kaybetmişler, ya onları taşıyan gemiciler, ya korsanlar, ya da İtalya’ da konaklamış oldukları transit limanlarda soyulmuşlardır. II. Bayezıt Yahudilerin iyi karşılanmaları için bütün illere haber gönderdi. Hatta bunlara zarar verenlerin idamla cezalandırılacağı şeklinde bir emir çıkardı. (İmmanuel Aboab,Nomoloğia Discursos Legales)
Göçmenler hemen geldikleri andan itibaren yükselmeye başladılar. Aralarında İspanya’dayken yüksek mevkilerde bulunmuş olanlar derhal saraya alındılar ve bu kişiler Osmanlı ve Dışişlerinde söz sahibi oldular, İspanya göçmenlerinden olan Amon (Hamon) ailesine Kanuni Sultan Süleyman “Evlad-ı Musa” payesi vererek onları hekim olarak saraya aldı ve vergilerden muaf tuttu.
1553 yılında, birgün Joao Mikes (Don Joseph Nasi) isimli bir Musevi Amon ailesinin yardımıyla, Portekiz’i! bir başka Yahudi Donna Grasia’yı kurtarması için Kanuniye başvurdu. Bunun üzerine Kanuni Venedik’e özel bir temsilci göndererek, Grasia’nın servetiyle birlikte Osmanlı topraklarına göç etmek istediğini ve Osmanlı vatandaşı olmak isteyen bir kişinin tutuklanamayacağını bildirerek, Grasia’nın derhal serbest bırakılmasını emretti. Osmanlı padişahından gelen bu nota üzerine Venedik hükümeti Grasia’yı derhal serbest bıraktı, dondurulan serveti de kendisine iade edildi.
1556 yılında Ankona şehrinde tutuklanan bir konversol kurtulmak maksadıyla Kanuni’den yardım istedi ve Osmanlı hükümdarı Papa 4. Paul’e bir nota yollayarak bu konversolların Osmanlı himayesine alındığını ve derhal serbest bırakılmasını istedi. Papa da, tutuklanan konversollardan Osmanlı vatandaşı olanları serbest bıraktı, ancak Osmanlı olmayanların yakılmasına karar verdi. (Galante, Documents, s: 184)
Şurası da unutulmamalıdır ki, Osmanlı’da Yahudiler zamanın en rahat yaşayan cemaatiydiler. O zamanlar Yahudilerin evleri Sadrazam ve vezirlerin evlerinden daha ihtişamlıydı. Hatta III. Murad zamanında devlet mâli açıdan zor bir dönem geçirmekte olmasına rağmen bir Yahudi kadını 40.000 DUKA değerinde bir elmas zinet taşıyabiliyordu.
Burada ilginç olan şu iki ferman zikredilebilir. İlk fermanda, 1605 yılında I. Ahmed tarafından çıkartılan bir emirle “ kızılbaşlar, yabancı elçiler ve Yahudilerin” esir satın almayacakları belirtilmekte ve bu şekilde 1559 ‘da Kanuni Sultan Süleyman’ın çıkarmış olduğu bir ferman teyid edilmiş olmaktadır. (Documents, s:121) Yine bu fermana göre, Yahudilerin köle alım—satımı da yasaklanmış bulunmaktadır. II. Fermana gelince, bu ferman II. Ahmed tarafından 1634 yılında çıkarılmış, Buna göre, Hasköy’de bir yangından zarar gören üç sinagog imar edilecekti (Galante,Byzance, s:31/Documents,s:50).
NETİCE
Tarih boyunca “zillet ve meskenet” içinde yaşamış, Henry Ford’un ifadesiyle, gittiği her yerde tahkir görmüş ve acımasızca kovulmuş bir milleti asırlarca himaye ettik. Elbette, şükran hakkımızdı. Ancak, binler esefki nankörlüğün en insafsızını gördük. Theodore Herzl gibi, Herçil gibi Musevi liderleri Osmanlı (Filistin) topraklarında bir siyonist devlet kurabilmek için defalarca II. Abdülhamid’e rüşvet teklif ederek yalvarmışlardı. II. Abdülhamid kendilerine müsbet bir cevap vermeyince, Ulu Hakan birden istenmeyen adam “kızıl sıltan” ilan edilivermiştir. Yahudilerin bu kadirbilmezliği belki 1897 protokollerinin icabıydı, ancak bu oyunun sadece bir parçasıydı. 14 Mayıs 1948’ de İsrail Devletinin kuruluşunun ilk gününde, BEN GOURİON şöyle diyordu: Bu, giriştiğimiz mücadelenin sonu değildir. Bugün başlamış bulunuyoruz. Nüden Fırat’a kadar uzun sahaları içine alan büyük İsrail davasının gerçekleşmesi için bu mücadeleye devam etmeliyiz.
Yazımızı Necip Fazıl Kısakürek’den aldığımız şu kısa bölüm ile bitirmek istiyoruz:
“Yahudi, evvela kendi Peygamberine ihanet etti. sonra İsa Peygamberin dinine musallat oldu. Ve tarih boyunca, hak veya bâtıl, nerede bir vahdet örgüsü bulduysa, onun içten çözülmesinde yaman bir rol oynadı.”
“Yahudi, bizim tarihimizde Tanzim ata gelinceye kadar, teşbih böceği gibi kendi içine kapanmış, sinmiş ve iki büklüm bir mürai postu altında yalnız hasis menfaatlerine terkedilmiş vaziyettedir.
Vaktâaki, bir şark ve garp hesaplaşması şeklinde zaaf tarihimiz başlar, Yahudide, artık garp iklimlerinde ele almaya başladığı gizli rollerin sinsi emriyle bizi içimizden öldürmeye, hattâ canlı canlı tefessüh ettirmeye memur olur.”
“Sahte taklit plânlarında Avrupalılaşmak cereyanını bu memlekette Yahudi doğurdu, Yahudi korudu, ve neticede, milli ve ruhi bildiğimizi fesada vermekten başka gaye gözetmeyecektir.” (Rapor 12)
KAYNAKLAR:
1) Science and Society, Fail 1989, Vol. 53, No. 3.
2) Puplic Opinion quart eriy, Fail 1989, Among Jewish Elites, Robert Lerner, Althea K. Nagal, Staniey Rothman, p: 330 - 352.
3) July-Sept. 1989, Vol. L, Number 3 Journal of the Hlstory of Ideas.
4) Sebilürreşad, cilt: 6, sayı: 139 sh. 218.