Ocak 1995 · s. 20 · 3 dakikalık okuma
Yağmur Yağarken

Yeryüzü, evet, aydan bakıldığında mavi bir bilye kadar, kâinata nisbetle ise, belki kendine oranla bir kum taneciği kadardır. Ama, nasıl madde inceldikçe, cisim küçüldükçe mânâ daha bir yoğun, san’at daha bir dakik olur; aynen bunun gibi, kâinatın içinde kendine nisbetle bir kum taneciği kadar yer tutan yeryüzü de, san’at, mânâ ve ifade ettiği önem bakımında gökler kadar latif ve gökler kadar mesaj yüklüdür. Bütün İlâhî İsimlerin mevcelenme yeri, İlâhî san’atların meşheridir yeryüzü; her an taze bir yüz, bir gonca tebessüm, demet demet mânâ ve buket buket mesajla karşımızda arz-ı endam eder.
Yerle gökler arasında hiç kesilmeyen sürekli bir münasebet vardır. Yerden semaya doğru sürekli duâ gider, tazarrû gider, dalga dalga aşk ve elvan elvan hasret gider; gider de bütün bunlar rahmet olur, nimet olur, sağnak sağnak tekrar yerin yanık bağrına iner. Hayatın hamuru yerde yoğrulur, mayası gökten iner ve sonra renk renk, desen desen, buğu buğu semaya şükür tebessümleri ve sevgi gamzeleri gönderir. Bu ne kutlu bir alış-veriş, ne candan bir münasebettir.
Aslında yer mi semaya aşık, yoksa sema mı yere sevdalı belli değil ya!.. Bahar mevsiminde yerin teberrücüne, yani takıp takıştırmasına, burcu burculuğuna tutulan ve ona ılık ılık göz kırpan, meltem meltem şarkı söyleyen sema, nihayet öylesine tutuşur ki, bağrından çıkan kıvılcımlar yeri de tutuşturur. Aşk ve hasretle şerha şerha yarılan yer, bir yandan semanın kıvılcımlarına takılarak buhar buhar yükselir ve alabildiğine engin, alabildiğine sıcak ve alabildiğine sevgi dolu bir kucakta eriyip gider. Sonra, evet sonra... Sonra yerin şerha şerha açılmış bağrına dayanamayan sema ‘yaşın yaşın’ ağlamaya başlar; başlar da şefkat ve merhamet yaşlan döker yerin bağrına. Yerde hayat hamuru mayalanmaya doğru gider ve neticede “sarmaş dolaş cennetler” biter yeryüzünde.

“Allah’ın rahmet eserlerine bak ki Ölümünden sonra yeryüzünü nasıl da diriltiyor!...”
Evet, her bir kalp, bir yeryüzüdür. Nasıl sular kayalara, kayalar toprağa analık etmişse ve nasıl “yemişini her mevsim veren, kökü derinde, dallan göklerde güzel ağaçlar” bitmesi için yer yine suya muhtaçsa, hayatın mayalaşmış mânâsı olan suyun katılaşmasıyla kaya halini almış kalpler de, önce fırtınalarla, zelzelelerle tavır üstüne tavır değiştirip toprak olmalı, toprak gibi serilip yüzünü semaya vermeli, gözünü semaya dikmeli ve bağrını semaya açmalıdır. Aşk ve hasretin kavuruculuğuyla şerha şerha olmalı, sonra da aşkın alevden kanatlarında buğu buğu semalara yükselmelidir. Evet, sema hiç şüphesiz siğim siğim rahmet “yaşınacak” ve kalpler de buna cevap olarak “yemişim her mevsim veren, kökü derinde, dalları göklerde güzel mi güzel ağaçlar” bitirecektir.
“Allah’ın rahmet eserlerine bak ki, ölümünden sonra yeryüzünü nasıl da diriltiyor. Şüphesiz, ölüleri de böyle diriltecektir O...”
Sonbaharda yer ölüme doğru gider ve kışın ölür. Artık ne yerde deprenen çeşit çeşit hayvan vardır, ne ağaçların hayat yüklü yapraklan vardır, ne de elvan elvan çiçekler burcu burcu kokular neşretmektedir. Baharda Allah’ın rahmet eserleri, siğim siğim yağmurlar ve ılık ılık meltemlerle tecelli etmeğe başlayınca yerde hayat başlar; kurumuş kütüklere can gelir; toprağa düşmüş tohumlar salkım salkım bire bin başaklar halinde arz-ı endam etmek üzere yerin yüzüne çıkar. Bu bakımdan, nasıl varlık bir ‘ölüm’ karanlığında iken hayat sahnesine çıkmışsa, yeryüzünde de her yıl ölüm ve ardından dirilme yaşanır. Varlık sahnesine çıkmak için ölü olmak ve yeniden var olmak için ölmek esastır; dolayısıyla ölüm, hayatın da, varlığın da kaynağıdır.
Her yıl kısmî bir ölüm ve sonra dirilme yaşayan tabiat, bir gün gelecek ve topyekün ölecektir. Toprağın bire on, bire yüz, bire bin vermesi gibi, kâinat, topyekün ölümünün sonunda, bire bin, bire milyon, bire milyar.. Âhiret âlemleri şeklinde dirilecek ve ölümsüzlüğe erecektir. Tıpkı bunun gibi, ölümsüzlüğe ermek isteyen insan da tabiatında, toprak yanında dünyadayken ölmesini bilip, mânâ âlemlerinden gelmiş ruh cihetinde dirilmeli ve bir tohum halinde toprağa düşmeden âhiret âlemlerinin ebedî diriliğine namzet olma ölçüsünde hayat bulmalıdır. Evet, Allah’ın rahmet tecellileriyle gerçekleşecek olan bu diriliş için de, bağrını bu tecellilere açmalı, yani aşkla kavrulmalı ve nefsini aşk kazanında ifnâ etmelidir.
“Allah’ın rahmet eserlerine bak ki, ölümünden sonra yeri nasıl da diriltiyor! Şüphesiz, ölüleri de böyle diriltecektir O. O, her şeye kadirdir.”
Taha F. Ünal