Temmuz 2003 · s. 288 · 8 dakikalık okuma
Vücudun Kontrol Memurları
Arslan Mayda · Dr. · Tıp
İnsan, kurduğu sistem ve organizasyonları, bozabilecek durumlara karşı koruyucu sistemler geliştirmiştir. Bu koruyucu sistemlere örnek olarak; bilgisayarların işleyişini bozan virüslere karşı, anti-virüs programlarını; binaların güvenliği için, alarmları; ülke güvenliğini tehdit edenlere karşı, silahlı güçleri ve karbüratörlerdeki geri kaçışı önleyen valfları sayabiliriz.
İnsan ve hayvan bedeninde de, koruyucu ve kontrol edici hususi yapılar vardır. Bunlar olmasaydı insan ömrü daha kısa olur veya kontrol edilen sistem hayati ise, insan hiç yaşayamazdı. Hayatın devamı için gerekli olan milyonlarca faktörden birisi olmazsa, canlının düzeni bozulur; sağlıklı bir hayat yerine, hastalıklı bir hayat olurdu. Bu açıdan baktığımızda, vücudumuzdaki çeşitli faaliyetlerin, bazı noktalarda iş gören iki türlü açma ve kapama mekanizması vardır. Bunlardan birincisi, kapak (valf) şeklinde sağa sola dönebilen parçalardan yapılmış olanlardır. Diğeri ise; boru şeklindeki organların kendi duvarının yapısında yer alan büzücü kaslardan yapılmış sfinkter'lerdir. Sfinkterler tıpkı bir torbanın ağzına geçirilmiş ipin çekilerek torbanın ağzının büzülmesi veya gevşetilerek açılması gibi çalıştırılır.
İşte vücudumuzda çalıştırılan bu kapak ve sfinkterlerin bazıları ve kontrolüne katıldıkları faaliyetler:
Karıncık-kulakçık arası kapaklar (Trikuspit ve mitral kapaklar)
Bu kapaklar, kalbin sağ ve sol karıncıkları ile kulakçıkları arasında bulunur. Kan karıncıklardan vücuda atılırken, kulakçıklardaki kanın karıncıklara geçmesini engellerler. Kapaklar mekanik olarak açılır ve kapanır. Bunlar, geriye doğru olan basınç farkıyla kan geriye itilince kapanırken, ileriye doğru olan basınç farkıyla kan ileriye itilince açılır. Eğer bu kapaklar olmasaydı veya herhangi bir kaçak olsaydı, belli bir zaman sonra ölümcül kalb yetmezliği meydana gelirdi. Çünkü kalb kası vücuda kan pompalarken, kulakçıklardaki kan da karıncığa dolacak ve karıncık kasları fazla yüke maruz kalınca da, kalb yetmezliği olacaktı. Yüce Yaratıcı, bu kapakları gereken yere koyarak, dolaşım sistemi ile beraber vücuttaki diğer sistemlerin rahat çalışmasını sağlamıştır.
Vücud ve akciğer atar damarındaki kapaklar (Aort ve pulmoner kapaklar)
Doktorlar kalbimizi kulaklıkla dinlediğinde duyulan veya koşmadan dolayı kalbimiz çarptığında duyduğumuz ses, bu kapaklardan çıkar. Akciğere ve vücudun her tarafına kanı atan, kalbden çıkan ana atar damarlar olan pulmoner ve aort atar damarlarındaki kapaklardır. Bu kapaklar sayesinde, kalbin gevşeme anında kulakçıklardan karıncığa kan dolarken, vücuda ve akciğere atılan kanın tekrar karıncığa gelmesi önlenir. Bunlar kanı yüksek hızla fırlatmalarından ve çabucak kapanmalarından dolayı mekanik aşınmaya maruz kaldıkları için, fiziki zorlamalara dayanacak şekilde yaratılmışlardır. Eğer bu kapaklar olmasaydı, bir hastalıkla iş göremez hale gelseydi veya yapışmayla daralsaydı; yüksek eforda oluşan pıhtıların beyni tıkaması söz konusu olacaktı ki, bu da, felç veya ölüme yol açacak, kapaklardaki yetmezlikten doğan kaçakların kalbe bindirdiği yükle kalb yetmezliklerine sebep olacaktı. Kapakların çapı, anatomik yeri, açılıp kapanma mekanizması o kadar yerli yerindedir ki, bunlar fonksiyonlarını layıkınca yerine getirmektedirler.
Toplar damar (vena) kapakları
Vücudumuzun atar damarlarında değil de, toplar damarlarında kapaklar vardır. Bu kapakların görevi, kalbe doğru akan kanın geriye kaçmasını önlemektir. Hareket sırasında kaslar kasılır ve toplar damarlardaki kanı kalbe iter. Kapakların anatomik yerleşimini incelediğimizde, kan akımının kalb yönünde akmasından başka bir yol olmadığını görürüz. Bu kapaklar, yer çekimine karşı koyarak, kalbe doğru ilerleyen kanın geri dönmesine izin vermezler. Kapaklar görev yapmazsa, toplar damardaki sıvılar dışarı çıkar, ayak ve bacaklar şişer, yorgunluktan kaynaklanan ağrılar başlar. Damarların genişlemesiyle varisler oluşur, toplar damar basıncı yükselir. Deride şişmeler olur, bunun neticesinde derinin havalanması ve hücrelerin madde alışverişi azalır, bu da ülserleri doğurur. Kalbe dönen kan az olduğundan (kan bacak damarlarına yığıldığından), dokulara atılan taze kan da azalır. Metabolik olaylar için yeterli kan gitmediğinden, kaslarda çabuk yorulma, halsizlik ve kramplar oluşur.
Larinks (soluk borusu) sfinkteri
Soluk borusu ve akciğerler, havanın geçmesi için yaratılmıştır; sıvı ve katı şeyler geçtiği zaman, akciğerin çalışma düzeni bozulur. Yemek borusu ile soluk borusu arasında epiglottis denen kapak vardır. Bu kapak, soluk ve yemek borusunda ortak geçit yeri olan yutaktan sert ve sulu cisimler, geçerken kapanır. Bu işlem, yemek yerken veya su içerken refleksle gerçekleşir. Böylece hava yoluna başka bir nesne gitmemiş olur. Herhangi bir cisim bu kapağı geçse bile, gırtlağın büzülmesiyle soluk borusunun giriş kısmı tam olarak kapanır. Bu büzücü kaslar (sfinkter), bir torbanın ağzını iple çekip büzer gibi, soluk borusunu kapatır ve yabancı cisimlerin akciğere geçişine mani olur. Uyarıcı yabancı cisim buradan uzaklaştığında ise, kaslar gevşeyerek soluk borusunu genişletir. Böylece yabancı cisimlerin, akciğer solunum yollarına inmesi önlenmiş olur. Aynı kaslar, gırtlak (larinks) kıkırdağını açıp kapattığı gibi, buradaki ses plakalarını da açıp kapatır, böylelikle sesin çıkışı sağlanır. Buradaki altı adet özel kas yerli yerine konulmasaydı, yahut havayı hava olarak, sıvı ve katıları da cisim olarak tanıyan alıcılar olmasaydı, soluk borusunun girişi yabancı cisme karşı nasıl kapanırdı? Hz. Ali'nin şu sözü ne kadar güzeldir: "Allah her lokma yutuşta ve her soluk alış-verişte bize bir can bahşetmektedir."
Gözbebeği ayarcıları (İris sfinkteri)
Gözbebeklerimiz, aşırı ışıkta büzülerek toplu iğne başı gibi olurlar. Loş yahut karanlık bir ortamda ise, genişlikleri sekiz mm'ye kadar artar. Gözbebeğini (pupilla) genişletip daraltan, göze rengini veren iristeki kaslardır. Eğer aşırı ışıkta büzülmemiş olsa, göze çok fazla ışık girecek ve göremeyecekti. Gözbebeği karanlıkta genişlemeseydi, loş ışıkta göremeyecektik. Işık miktarına göre otomatik ayar yapabilecek şekilde programlanan bu sistem, gözü ve ışığı Yaratan'ın bir olduğunu göstermektedir.
Göz kürelerinin sfinkterleri
Göz kapakları kapanıp açıldığında m.orbicularis denen kasın demetleri kasılır, bu da gözyaşı keseciğini genişlemek suretiyle emme tesirini artırır; böylelikle göz yaşı keseciğe doğru emilir. Gözümüz, ağladığımızda veya tahriş olduğunda sulanır. Bu durumlarda göz kapaklarımız sık sık kapanır ve açılır. Bunun sebebi, tahriş sonucu salınan gözyaşını keseciğe, oradan da buruna aktarmaktır. Bu sistemi bilerek koyan irade, sebep olarak yerleştirdiği bir kas yardımıyla gözyaşı kesesine, gözyaşını aktarmaktadır. Bu kesenin tıkanmasında veya bu kasın felci halinde, gözyaşı devamlı olarak yanaklardan akar.
İnce-kalın bağırsak arası kontrol mekanizması (İlio-çekal kapak ve sfinkter)
Bu mekanizmanın görevi, ince bağırsaktan kolona (kalın bağırsağa) geçen muhtevanın, tekrar ince bağırsağa akmasını önlemektir.
Çekum dediğimiz kalın bağırsağın başlangıç kısmına muhteva geldiğinde, ilk dokunuşta basıncın oluşmasıyla alıcılar devreye girerek, merkeze haber verilir. Gelen refleks emriyle, ince ve kalın bağırsak geçişindeki kapak (ilio-çekal) şiddetli şekilde kapanır. Kalın bağırsaktaki muhtevayı ileri iterek, ince bağırsağa geri dönüşünü önler. Bu kapağın gücü, 50-60 cm hidrostatik basınca dayanıklıdır. Kapağın bitişiğinde, ince bağırsağa doğru ikinci bir kontrol noktası vardır ki, bu da ilio-çekal sfinkterdir. Mide ve bağırsaklara yemeğin geldiğini haber veren gastrointestiral sistem refleksi ve ince-kalın bağırsak geçişindeki sfinkter uyarılır, kasılarak geçişi kapatır. Böylece gıdaların ince bağırsakta kalış süresi uzar ve vücut için gerekli gıdaların emilmesine fırsat verilir. İnsan vücudunun kimyevi madde ihtiyacını bilen, ince bağırsaktaki muhtevadan bu maddelerin emilmesini sağlayan ve bu muhtevanın bağırsaktan geçişini kontrol eden mekanizmayı çalıştıran kimdir?
Mide-yemek borusu kontrol mekanizması (Gastro-özofagial sfinkter)
Bu mekanizma, yemek borusu ile midenin birleşme yerindedir. 30 mm'lik basınçla kasılı durumdadır. Lokmaları yutarken bu sfinkter gevşer, yutulan gıdalar mide asidi ile geri kaçıp yemek borusunu bozmasın diye kapanır. Eğer bu sfinkter olmasaydı, yürüdüğümüzde, öksürdüğümüzde, derin nefes aldığımızda ve düz yattığımızda midenin asitli mayisi yemek borusuna kaçar, orayı yaralardı.
Mide-onikiparmak bağırsağı kontrol mekanizması (Pylor sfinkteri)
Bu kapak, mide ile onikiparmak bağırsağı arasına yerleştirilmiştir. Su ve sıvıların rahatça geçişini sağlayacak kadar açılır, midedeki katı maddelerin geçmesine müsaade etmez. Ancak bulamaç haline geldikten sonra, bağırsağın işleyeceği miktarda ve sıvının geçeceği kadar açılır. Mide muhtevası bulamaç haline gelse bile, muhtevanın kimyevi özellikleri onikiparmak bağırsağının yapısına uygun değilse, yine geçişe izin vermez. Mesela bol proteinli, yağlı, hipertonik ve hipotonik muhteva olduğunda, yahut mide muhtevası fazla asit barındırıyorsa geçişe izin vermez. Onikiparmak bağırsağının durumu da, geçişe izin verme veya vermemede rol oynar. Mesela onikiparmak bağırsağının duvarı gerginse veya tahriş olmuşsa, pylor kapanır ve içindeki bulamacı göndermez; muhtevanın asit derecesi yüksekse mukus salgılayarak asitliği düşürür. Sistemle bu şekilde barışık çalışan pylor olmasaydı, onikiparmak bağırsağı yaralarından kurtulmayan, devamlı bağırsakları bozulan, gıda maddelerinin yeterince emilmediği, sistemi bozulmuş bir vücuttan şikayet edip dururduk.
Safra yolu-onikiparmak bağırsağı kontrol mekanizması (Öddi sfinkteri)
Bu kontrol, safra kanalı ile onikiparmak bağırsağı arasındadır. Yağlar parçalanıp yağ asitlerine ayrıldığında, onikiparmak bağırsağına giren yağ asitleri ile uyarılır (kolesistokinin salgılanarak); buradaki sfinkter açılarak, safrayı onikiparmak bağırsağına boşaltır. Böylece yağların sindirimi sağlanır. Fazla yağ yenmemişse, gereğinden fazla olan safrayı bağırsağa göndermeyip kesede biriktirir.
İdrar torbası (mesane) sfinkteri
İdrar torbamıza, iç ve dış olmak üzere iki sfinkter takılarak, idrar kaçırmamamız sağlanmıştır. İç sfinkter irademiz dışında, dıştaki ise irademizle çalışır. Bu büzücü kaslar, idrar torbası ile ürethra dediğimiz idrar boşaltma kanalı arasındadır. Yaratılıştan sahip olduğu gergin ve kasılmış haliyle, idrarın geçişini önler. Torba idrar ile dolup içindeki basınç artınca, bu gerginlik (tonus) ortadan kalkar ve idrar boşalmaya başlar. Fakat bu otomatik mekanizma, küçük çocuklarda, baygın veya sarhoş insanlarda idrarı boşaltmaya yeter. Uyanık ve iradesi sağlam insanlarda, ikinci halkada bulunan ve istenince çalışan dış sfinkterin de devreye girmesi gerekir. Böylece idrarı isteğimizle dışa atmış oluruz.
Gaita veya dışkı boşaltma mekanizması (Anal sfinkter)
İdrar torbasında olduğu gibi, kalın bağırsağın son çıkışında da, iç ve dış sfinkter vardır. İç sfinkter, atılacak muhtevanın basıncının uyarması ile gevşer; dış sfinkter ise, isteğimizle çalışarak dışa atımı sağlar.
Mesane ve anal sfinkterlere, iç ve dış sfinkter olmak üzere çift kilit konmasının sebebi; necasete ve hastalıklara zemin hazırlayacak muhtevanın kontrollü bir şekilde boşaltılmasını sağlamaktır.
Toplar damarlardaki ve kalbteki kapaklar; sindirim sistemindeki, idrar kesesindeki sfinkterler; göz ve soluk borusundaki sfinkterler, zararlı yöne doğru kaçışı engelleyen kontrol memurları gibi görev yapar. Refleks yoluyla gelen emirlere itaat ederek görevlerini aksatmadan yerine getirirler. Organların anatomik yapısına ve fizyolojisine göre tavır alarak, vücudumuzun aksamadan çalışmasına katkıda bulunurlar. Kavşak noktalarındaki trafik memurları veya tren geçitlerindeki bariyerler gibi işleyerek, sistemi randımanlı bir şekilde çalıştırırlar.
Şehir trafiğinin düzenlenmesine ait planların yapılmasını tesadüflere bırakmayıp gerekli düzenlemeleri yaptığımız gibi, şehir trafiğinden çok daha karmaşık olan vücudumuzun işleyişi için de, gerekli hareketleri ve yönlendirmeleri düzenleyen mekanizmalar kurulmuştur. Trafik adına yapılan düzenlemeler, bunu yapan planlayıcıları gösterdiği gibi; vücudumuzdaki mükemmel sistem ve bu sistemi kontrol eden mekanizmalar da, ilim ve kudret sahibi bir Yaratıcı'ya işaret etmektedir.