Şubat 1988 · s. 30 · 4 dakikalık okuma
Tropikal Batıklıklarda Çamursekenler
Hakan Ferhatosmanoğlu · Zooloji

Sıcaklığın 40 °C den aşağı düşmediği Asya’nın Tropik sahillerinde, kırmızı nehirlerin okyanusu bulandırdığını görürsünüz. Rengini, taşıdığı alüvyonlardan alan bu nehir denize döküldüğü yerlerde birikinti yaparak çamur bataklıklarının oluşmasını sağlar. Hint okyanusundaki periyodik med-cezir’ler ise burada çamur birikmesini engeller. Fakat okyanusun kabarmasıyla karaları basan su, farklı bir bataklığın oluşmasını sağlar.
Bu tropikal bataklıklarda hayat bir başka olur. Bataklığın kendine has bir bitkisi olan “Mangrove”, her tarafı, yeşil bir renk cümbüşü haline getirir. Mavi ve yeşilin tonlarıyla güneş ışıklarını birleştiği bu diyarlarda masallardaki gibi büyüleyici bir tablo oluşur.
Oksijen yönünden çok fakir olan bu bataklıklarda yetişen mangrove’lar çoğu bitkinin aksine yukarı, yani havaya doğru uzattıkları kökleriyle “Hava Kökleri’’ adı verilen yapıları oluştururlar. Bu yapılar ise bataklığın daha da büyüleyici hale gelmesini sağlar.

Mangrove bitkileri Yaratıcı’nın kendilerine verdiği hususi metabolizma sayesinde, periyodik med-cezir hadiseleri neticesinde kökleri basan ve çoğu bitkinin ölümüne sebep olan tuzlu deniz suyunu hayatiyetlerini devam ettirmek için kullanırlar.
Mangrove bataklıklarına yaklaştığınızda bu masallar ülkesinin asıl kahramanlarını fark edersiniz. Bunlar tropik bataklıkların kraliçesi olan “Çamurseken” (Periophtalmus) lerdir.
Bu yaratıklar Muppet-Show kuklaları gibi garip ve esrarengiz patlak gözlere sahiptirler. Fakat bataklığın parıltılı çamurları üzerinde atlayarak dolaştıklarını gördüğünüzde hiç de kukla olmadıklarını anlarsınız.
Aslında bir balık türü olan çamurseken hem yüzgeçlere hem de solungaçlara sahiptir. Fakat başının şekli, göğüs yüzgeçlerinin yapısı, iyi çalışan deri solunumu ve döllenmesinin içte oluşuyla da bir kara hayvanına benzer. Ne tam kara, ne de tam deniz yaratığı olan bu enteresan hayvan denizle karanın birleştiği bu bataklık çamurlarında yaşar. Böyle bir hayat için gerekli bütün organlarla donatılmış olarak yaratılmış olan çamurseken, suda, su çekildiğinde ise karada yaşar; yani bu bölgeye en uygun yaratıklardır. Zira çamursekenler şayet bataklıklarda yaşayan kara hayvanı olsaydı boğulurdu; buna karşılık deniz yaratığı olan balıklar gibi olsaydı suyun çekilmesiyle karada telef olurdu. Çamursekenler ise sahip oldukları mükemmel yapılarıyla be iki vasata da uyum sağlayabilmektedirler.

Çamursekenler gelişme- erinin ilk safhalarını denizde geçirirler. Belirli bir safhaya gelince kurbağaların metamorfozunda (başkalaşım) olduğu gibi Trioid bezinin meydana getirdiği bir hormon tesiriyle bütün karakterleri her iki vasata uyacak bir şekilde hazırlanan genç hayvanlar denizden karaya geçerler.
Erginlerinin boyu birkaç (10—15) cm dir. Renkleri parlak ve cazip olabileceği gibi mat da olabilmektedir. Özellikle üreme döneminde çamursekenler sırt yüzgeçlerini kaldırarak kendilerine kraliçe dedirtecek kadar harika bir manzara meydana getirirler.
Kara hayvanları, su hayvanlarından farklı olarak güçlü yerçekimine karşı koyma durumundadır. Çamursekenler bu problemi Yaratıcı’nın kendilerine bahşetmiş olduğu diğer balıklardakinden farklı yapıdaki kalın ön yüzgeçleri yardımıyla hallederler. Yüzgeçler ete benzer bir kökle ve içten kemiklerce desteklenirler. Böylece hayvan, yüzgeçleri sayesinde dengeli bir şekilde kendisini öne doğru kaydırarak hareket ettirir. Ayrıca arka kuyruğunu kasıp, bulunduğu zemine hızlı bir şekilde vurarak zıplayıp, her seferinde yaklaşık 1 m. yol alabilmektedir. Zaten çamur ve su yüzeyi üzerinde bu tip sıçrama kabiliyetlerinden dolayıdır ki “Çamurseken” olarak adlandırılmışlardır.
Güneşlenmekten çok hoşlanan çamursekenler suyun hafif dalgalarının ötesinde parlayan çamurun üzerinde yatarlar. Hatta bazıları kavisli küçük mangrove köklerine tutunmuş veya gövdelerine tırmanmış olabilirler. Ani bir hareket veya beklenmedik bir ses karşısında hafifçe kayarak suya girerler.
Mangrove bataklığının bu sevimli hayvancıkları güneşlenmekten hoşlanabilir; ama solunumlarını nasıl gerçekleştirmektedirler? Balıklara has bir organ olan solungaç karada ne işe yarayabilir ki? Bu problemde Yaratıcı’nın büyük bir ihsanı olan hususi solunum yapısıyla halledilmektedir. Çamursekenler cıvık çamur üzerinde kümelenmiş böcekleri ve diğer omurgasızları avlamak ve güneşlenmek için sudan çıkarak karada dolaşırlar. Karada solunumları için başlarındaki süngerimsi keselerde depoladıkları sudan istifade ederler. Yuttukları havayı süngerimsi keselerindeki suyla muamele ederek solungaçlarına oksijen tedarik ederler; böylece solungaçlarının kurumasını da engellerler. Sularının bitmesi halinde en sevdikleri avlarını kaybetmek pahasına bile olsa hemen suya dönerler.
Deri solunumu yapan canlı, vücudunu devamlı nemli tutmak zorundadır. Bundan dolayı bu hayvanlar gördükleri en küçük su birikintisinde vücutlarını sağa- sola döndürüp ıslatırlar. Birbirinden bağımsız hareket eden patlak gözleri kuruma tehlikesine maruz kaldıklarında ani bir refleksle hemen alttaki sulu kesede nemlendirilirler.

Ne hazindir ki bu hayvanlardaki muhteşem sanatı görmeyip “Balıkların ortaya çıktığı çağda çok sıcak kuru bir iklim başlamış, bu durum balıkları kara hayatına geçmeye mecbur etmiş, bazı bölgelerde bulunan bütün balıklar ölmüş, bir küçük grup da sudan çıkıp karada yaşamaya başlamış tesadüfen bunların karaya uygun solunum organları gelişmiş, bir başka tesadüfle de yüzgeçleri karada yürümesini sağlayacak hale gelmiş, bu balıklarda değişmeye zorlanmış ve tamamiyla kara hayatına uymuş, böylece ardarda gelen ve yerini bulan tesadüfler sonucu, zamanla, kurbağalar, sürüngenler ve bizim de içinde bulunduğumuz memelileri oluşturmuştur. Fakat çamursekenler bulundukları yerden hiçbir yere gidemeyip aynen kalmış ve 30 milyon yıldan bu yana da hiç değişmeden gelmiş” diye masallara taş çıkarırcasına tezler ileri sürenler de çıktı. Oysa onlar da biliyor ki ihtiyaç ve tesadüf ile bir organ gelişemez. Buna açık bir misal, yüzyıllarca yaşadıkları tropikal bölgelerdeki muson yağmurlarıyla, bulunduğu göletten sel sularıyla aşağı bölgelere, çöllere sürüklenen balıkların durumudur. Bu çöllerde oluşan geçici göletlerin kurumasıyla binlerce balık ölür fakat hiçbiri kara hayatına zorlanıp da “kara hayvanı olayım” demez.
Madalyonun bir yüzünü gösterip, bu masum hayvanları kendi idealleri uğrunda evrime alet edenler de biliyor ki, kurbağalar için iddia edildiği gibi, solungaçtan akciğerli solunuma geçilmesi için milyonlarca reaksiyonun meydana gelmesi gerekmektedir. Bu reaksiyonlardan birinin olmaması durumunda canlının ölmesi veya anormal hale gelmesi beklenir. Fakat sadece akciğer solunumu da canlının karaya geçmesi için yeterli değildir. Ayrıca üreme şekli, boşaltım organı, böbrek ve faaliyetleri, dolaşım, sindirim, sinir sistemi, deri, göz, kulak, ön-arka üyeler gibi organların da değişmesi gerekir. Her birine milyonlarca reaksiyon eklersek evrimcilerin “hayvan karada yaşamaya mecbur kaldı ve karaya geçti’ demesiyle bu işlerin olamayacağını anlarız.
Derleyen: Hakan Ferhatosmanoğlu