Sızıntı Arşivi

Kasım 1988 · s. 381 · 4 dakikalık okuma

Tıp Nereye Gidiyor?

Asaf Ataseven · Prof. · Tıp

Bugün tababet düne nispetle büyük mesafeler kat etmiş, teşhis edilemeyen birçok hastalıklar teşhis edilmiş, yeni birçok tedavi metotları ve ilaçlar keşfedilmiş, bilhassa organ nakilleri ile büyük başarıya ulaşılmış bulunuyor. Bu gelişmeler, hekimlerin gayretleri ile teknolojinin sağladığı imkânlara bağlı olarak ortaya çıkmıştır denilebilir. Gerçekten tababet, istikbalde daha büyük gelişmelere sahne olabilir. Bugün çaresiz görülen pek çok hastalık tedavi edilebilir, amansız bir hastalık olan kansere çare bulunabilir. Tabiatiyle tababetin bir gün kansere çare bulması gerekiyor. Zira kanserin de her hastalık gibi bir sebebi olması lazım. Aslında tababetin görevi bu.

Bugün elektronik ve biyoteknolojinin sağladığı imkanlar sayesinde, tababet,insan organizmasındaki hastalıklı bir organ yerine bir makine yerleştirip o organın vazifesini gördürebilir, suni kalb, suni akciğer, suni böbrek gibi... Bu cihazların, mesela monte edilen suni kalbin kompresörü, kontrol sayacı, enerji kaynağı ve diğer bölümleri vücut dışında bulunmaktadır, ileride tümünü vücut içine yerleştirmek mümkün olabilir. Ama suni organ naklinin getirdiği, çözüm bekleyen biyolojik, psikolojik, sosyal, ahlaki ve hukuki hatta ekonomik pek çok problemler vardır. Suni organ takılmış insan herhalde bir robot değildir fakat daimi bakım isteyen bir makine taşımaktadır. Bu insan da, bir gün çeşitli aksamı değiştirilmiş bir otomobilin hurdalığa gitmesi gibi toprağa gidecektir. Tabiatiyle, insandan insana organ naklinde de durum aynıdır. Bu ikisinde de tababetin hastalıkların tedavisi prensibi caridir. Bütün canlılarda olduğu gibi nakil yapılan insan için de ölüm mukadder sondur, o halde...

Tıp insanların ızdırabını dindirmek, hastalanmayı önlemek veya hastalıkları tedavi etmek, hastalıkların bıraktığı maluliyetleri asgariye indirmek yahut ortadan kaldırmak, hülasa; daha sıhhatli ve güzel yaşamanın yollarını göstermek gibi vazifeler ifa edecektir. Tababet son yüzyılda bir müspet ilimler uygulaması hüviyetine girerek bunları başarmıştır. Bugün eski çağlara göre daha müessir ilaçlara sahibiz. Antibiyotikler, kansere karşı kullanılan ilaçlar ve bulaşıcı hastalıklara karşı kazanılan zafer bütün asırlara bedel gözüküyor. Ama en çok gelişme kaydedilen, cerrahi tıp şubeleridir. Bu şubelerde gerçekleştirilen fevkalade önemli müdahaleler, bilhassa organ nakilleri bu gelişmelerin en büyük işareti kabul edilmelidir. Ama Allah’ın insan organizmasına verdiği yara kapanması hadisesi olmasaydı, cerrahın açtığı yaralar kapanma ve bugünkü cerrahi doğmazdı. Gerçi cilt, fasiye (adele zarı), kemik nakilleri asrın başından- beri yapılmaktadır. Fakat asrımızın ikinci yarısından sonra gerçekleştirilen böbrek, kalb, karaciğer, pankreas nakilleri, hatta beyin nakli deneyleri, cerrahinin büyük başarıları sayılmalıdır. Ama organ nakillerinin gene tababetin prensipleri içinde kalarak hastalıkların tedavisinden başka bir faide sağladığından söz edilemez, Kaldı ki organ nakilleri, yetersiz hale gelmiş bir böbreğin ya da bir kalbin yerine tekrar tekrar organ nakilleri yapılacak şeklinde de anlaşılmamalıdır. Yukarıda ifade edildiği gibi, insan organizmasındaki bütün organların yerine birer makine monte edilmesi mümkün değildir. Ancak bu cihazlarla dışarıdan desteklenmesi, sadece hasta organlara yardımcı olarak; bozulmuş fonksiyonları geçici olarak düzenleyici ya da bazen organ nakline hazırlayıcı vazife yapabilir. Tıpkı böbrek hastalarının böbrek nakline alınmadan önce suni böbrek makinesinde tedaviye alınması gibi.

Tababetin cerrahiden başka, diğer dâhili branşlarında da oldukça gelişmeler görüyoruz. Çeşitli teşhis vasıtalarının tababete girmesi ve pek çok endoskopik cihazlarla teşhisten başka müdahale sayılabilecek tedaviler yapılabilmektedir. Keza bazı dâhili hastalıkların, özellikle kanserin ilaçla tedavisi alanında yapılan çalışmalar ve uygulamalar, tababetin dâhili branşlarındaki gelişmelerin cerrahiden pek az olmadığını gösteriyor. Ama ruh hastalıkları alanında aşikâr bir gelişme dikkat çekmiyor. Dün bu en büyük meçhul idi. Bugün de devam ediyor. Pek çok ilaçlar, elektroşok, hatta beyin üzerine yapılan ameliyatlara rağmen ufukta göze çarpıcı bir gelişme görülmüyor. Niçin? Çünkü ruhu ve ruh hastalıklarının sebeplerini diğer hastalıklar kadar bilemiyoruz. Bir gün bileceğiz gibi de gözükmüyor. Zira Kur’an-ı Kerim “Sana ruhu soruyorlar. Deki, ruh Rabbinin emri cümlesindedir. Zaten size ondan verilen az bir ilimden başkası değildir’’ buyuruyor. O halde insan, bedeninden çok ruhunu muzır tesirlerden koruyarak; ruh hastası olmamaya gayret göstermeli hatta dua etmelidir.

Tababet, istikbalde hastalıklarda pek çok teşhis ve tedavi metotları, hastalıklardan korunma konusunda pek çok tedbirler geliştirebilir. Ama hastalık hiçbir zaman ortadan kalkacak gibi gözükmüyor. Hatta belki AIDS gibi yeni hastalıklar ortaya çıkacağa benziyor. Hele insanoğlu daha azgınlaşırsa buna müstahak olacaktır. Bir Hadis-i Şerifte İslam’ın yüce Peygamberi Hz. Muhammed (sav):

“Fuhuş bir toplulukta yoğunlaşırsa Allah, ismini bilmediğimiz hastalıklar musallat eder.” (1)

Evet, tababetteki gelişmelere rağmen hastalık kalıyor; tabii yaşlılık da, ölüm de. İnsanoğlu bu son ikisine hiçbir zaman çare bulamayacak. Ama hasta olunca tedavi olmak hakkımız baki. Sözü yüce Peygamberimiz (sav)’in bir Hadis-i Şerif’i ile bitirelim:

“Hastalarınızı tedavi ediniz Çünkü Allah hiçbir hastalık indirmemiştir ki, onun şifasını vermemiş olsun; fakat ihtiyarlık bundan müstesnadır ‘‘(2).

Prof. Dr. Asaf Ataseven

Kaynaklar:
1) Munziri’: Et-tergıb Vet-terhib cilt 4 sh£4-67 Mısır baskı,, (1352), 1933.
2) Sünen-i Tirmizi: (Terc.O.Z. Molla Mehmetoğlu) cilt.3 429, stanbul.