Sızıntı Arşivi

Temmuz 1990 · s. 248 · 7 dakikalık okuma

Tercüme,Telif ve Yazar

Abdullah Alan · İnceleme

Tercüme veya telif edilmiş bir metin, ilk plân­da yazar ile okur arasında bir işaretler yığınıdır. Bu işaretler, semboller yığını­nın, okuyucu üzerinde bek­lenen etkiyi yapabilmesi için, yazar ile okur arasında sağlıklı bir iletişimin kurul­ması şarttır. Bu tür bir ile­tişim için gerekli bazı hu­susları, “tercüme” ve “te­lif”başlıkları altında inceleyelim:

TERCÜME

Tercüme, bir sözün mâ­nâsını, mümkün olabildiğin­ce yakın bir şekilde, başka bir dilde ifade etmektir. Mâ­nâ aktarılırken tam benzer­lik gerçekleştirilemez. Zira insanlar farklı milliyet, fark­lı kültür, farklı hayat felse­felerine sahiptirler. Bu farklılıklar insanların, eşya ve hâdiselere değişik yorum­lar getirmelerine sebep ol­maktadır. İsimler ve onların zihinde uyandırdığı mânâ siluvetleri diyebileceğimiz mefhumlar, her kültürde ay­rı bir hususiyet taşımakta­dır. Çünkü işgüzar neolojistlerin (yani kelimeler tü­retenlerin) saman alevi gibi kelimeleri hâriç, bilhassa zengin bir kültür birikimi olan milletlerin kullandığı kelimelerin arkasında, mu­azzam bir tarih yatar. He­men hemen her bir kelime,tarihî seyri içerisinde fark­lı mânâlar kazanır, nüans­larla incelir. Bu farklılıkla­rın, bu inceliklerin birbi­rine en çok benzeyen kültür­lerde bile değişik hayat gö­rüşü bulunduğu göz önünde tutulursa, başka bir dile aktarılıp aynı tesirleri ger­çekleştirmesi beklenemez.

Tercümedeki bu sınırlı­lığa dikkat çektikten sonra, tercüme metotlarına geçebi­liriz. Genelde iki çeşit tercü­meden bahsedilir: Harfî ve Mefhumî Tercüme.

a)Harfî Tercüme; Bu tür tercümede, bir dildeki ta­birler, başka bir dildeki en yakın karşılıklarına,olabil­diği ölçüde, kelimesi kelime­sine aktarılır.

b)Mefhumî Tercüme: Bu metod, mânânın aktarıl­ması üzerinde durur. Bu yüz­den de,harfî tercümedeki, kelimelere olabildiğince bire-bir karşılık bulma gibi katı kurallar taşımaz. Orjinal metindeki mânâlardan çok farklı yapılan yorumla­rın parantez içinde verilmesi şartıyla, bu metodun taşıdı­ğı esneklik, tercümenin ga­yesi olan “okuyucuda ben­zer tesir uyandırma hâdise­sini” bir derece gerçekleşti­rebilir.

Tercüme metotlarından sonra, göz önünde tutul­ması gereken noktaların bir kısmını şöylece sıralayabi­liriz:

1-Yabancı bir dilden dilimize geçmiş, ancak kül­türümüz içinde yoğurduğu-muz için farklı mânâlar kazanmış kelimelere dikkat edilmesi gerekir.

2-Yabancı bir dildeki atasözü, deyim, terim, vecize gibi daha çok mecazi olarak kullanılan tabirler tercüme edilirken,dilimiz­deki karşılıkları kelimesi ke­limesine verilmemeli ( o dilden aynen alınanlar hariç: the lion’s share-aslan payı; ivory tover fil dişi kule, gi­bi) varsa kültürümüzdeki ge­çerli karşılıkları kullanılma­sı, yoksa tarifleri yapılmalı­dır.

3-Tercüme edilen kelimenin birden fazla mânâsı varsa, bunlardan bir tanesi kontekst(bağlam)göz önünde bulundurularak seçil­melidir.

4-Tercümede mânânın aktarılması, tek tek kelimelerin aktarılmasından daha önemlidir.

5- Doğru tercüme, cümlelerin mânâlarını ve yazarın niyetini çevreleyen bütün bir konteksti, üslûba dikkat ederek aktarmayı ge­rektirir. Kelime ve mânâlar,belki bir derece tercüme edilebilir, ancak üslûbun da aktarılabilmesi, garip tabir­lerin bulunmaması, kısacası tercümenin tercüme oldu­ğunun hissedilmemesi için, konuya hâkim olmak, her iki kültürün o sahayla ilgi­li inceliklerini bilmek ka­çınılmazdır.

6- Tercümeyi, gözden kaçırılan noktalan yakala­mak için, belirli bir süre geçtikten sonra tekrar ele almak ve mümkünse o sa­hada ihtisas sahibi bir mü­tercimden yazıyı kontrol etmesini istemek de ihmal edilmemelidir.

TELİF

Telif, genellikle, tercü­meye göre daha fazla gay­ret gerektirir. Zira tercüme edilen metnin yazarının kafa yorduğu işler (kelime dizi­lişi, insicam (tutarlık), mi­sâller verme vs.) artık sizin vazifenizdir.

Bir telifte, ilk önce mevzu tesbit edilmelidir. Ne hakkında yazacağına karar veremeyen, bir neticeye ula­şamaz. Ayrıca mevzu dışın­da birçok soru sorulabileceği halde, mevzu dahilinde akla gelebilecek hemen he­men bütün soruları cevaplan­dırmak, başka bir ifadeyle yazıyı tesirli kılmak için, mevzunun sınırlandırılması kaçınılmazdır. Bu yüzden mevzûyu tesbit eden başlık­lar uzun olur.

Mevzunun seçiminden sonra sıra “kaziye cümlesine” gelir. Bu cümle, veril­mek istenen fikir, ispatlan­mak istenen düşünce, varıl­mak istenen neticedir. Yazı­ya başlamadan Önce, çoğun­lukla başlık olarak kullanı­lan mevzûyu ve genellikle eserin en can alıcı noktasına yerleştirilen“kaziye cümlesini” yazmak; yani paragraflardaki fikirlerin alt başlıklar halinde kısaca gös­terilmesini de ihtiva eden bir plân hazırlamak, yazarın insicamlı bir muhakemeyle fikirlerini kâğıda dökmesi, okurunun da mesajı daha ra­hat idrak etmesi için elzem­dir.

Telif (veya tercüme) edilmiş bir metin ile okuyucu ve yazar üçlüsü arasında şöy­le bir ilişki vardır:

Yazar—ifade—metin —idrak—okuyucu

Bu ilişki şu şekilde açıklanabilir: Yazarın ifadesi, kullandığı dilin gramer ku­ralları ve semantiğinin (mâ­nâ ilminin) elverdiği ölçüde ortaya çıkan nüans ihtimal­lerinin sınırına kadar bir mâ­nâ taşır. Tabii bu da, ya­zarın bilgi birikimi ve tecrü­belerine dayalıdır, öte yan­dan, okuyucunun metni id­rakinin sınırı ise, bu nüans ihtimallerini, kontekst dahi­linde yorumlayabilmesine göre değişir.

Bir yazar, okuyucusunu ne kadar iyi tanışa, yazı o kadar tesirli olur. Bu­nun için şu soruların cevap­landırılması ihmal edilme­melidir:

1)Okuyucunun öğrenim,meslek, kariyer duru­mu nedir?

2) Mevzu hakkında bilgi seviyesi hangi ölçüdedir?

3)Mevzu ne kadar il­gisini çekecektir?

4)Yazıyı okumak için ne kadar zaman ayırabilir?

5)Ne gibi inanç, peşin hüküm, beklentileri vardır?

Normal bir okurun, latin harfleriyle yazılmış bir eserden beklentileri bir baş­ka deyişle, ilk plânda gör­meyi ümit ettiği şeyler şun­lardır:

Soldan sağa doğru yazı­lan, aralarında boşluk bulu­nan, gramer ve imlâ kural­larına uyan, bir mantık sil­silesi dâhilinde sıralanmış kelimeler ve bu kelimeler­den oluşmuş cümleler, pa­ragraflar.

Okurun bu beklentile­rine ket vuran her hata, okumayı aksatacak, dolayı­sıyla okurun idraki nispeten azalacaktır.

Mevzûyu ele alış ve okura hitap şekli olan üslûp, yazarın niyetinin anlaşılma­sında büyük rol oynar. Bu yüzden üslûpta yapılacak ani değişiklikler veya birbi­rinden çok farklı üslûplar kullanmak da okurun idra­kini azaltır.

Eğer yazarın aktarmak istediği fikir, genel hatlarıy­la okuyucunun zihninde mevcutsa, iletişim rahat olur. Öte yandan, bahsedilen dala yabancı olan okurun muhakemesi oldukça sınır­lıdır. Bunun için, okurun mevcut bilgi seviyesini tah­min edip bu seviyeden baş­layarak, anlatılan her yeni düşünceyi bir öncesi üzerine bina etmek gerekmektedir.

Bir okuyucu, karşılaştı­ğı bir cümlenin manâsıyla hafızasındaki bilgiler arasın­da bir irtibat kurduğu an, o cümleyi anladığını his­sedip onu kısa vadeli hafıza­sına yerleştirir. Ardından bir sonraki cümleyle arasın­da bir ilişki kurmaya çalı­şır. Eğer ilişki idrak edilmez veya bir cümledeki kelime yığınlarından mânâya nüfuz edilemezse, kısa vadeli hafı­za aşırı yüklendiği için id­rak durur, dolayısıyla ya­zarla okur arasındaki ileti­şim kopar.

Eğer okuyucuyla ileti­şim kurulmazsa, kopuk zincir gibi insicamdan mahrum bir yazının doğurduğu muğ­laklık yüzünden okuyucu, mânâ ve mesajdan ziyade, kelime yığınlarından oluşan metne takılır. Diğer yandan, âdeta kelimelerin değil, mâ­nâların görüldüğü, ruh ince­liğinin aksettiği fikirlerle dopdolu bir metni okuyan insan, kendini mânâ ve me­saj ile hem-dem bir halde buluverir.

Cümleler arasındaki ir­tibat gibi, paragraflar ara­sında da o kadar sağlam bir irtibat kurulmalıdır ki, okur bu ilişkiyi bulmak için okumasına ara verme­melidir. Bu ilişki “ve”, “fa­kat”, “böylece”, “aksine”, “öte yandan” gibi bağlaçlar kullanmak, bazı atıflar, ye­rinde tekrarlar ve özetleme­ler yapmakla sağlanabilir.

Şimdi, telifte dikkat edilmesi gereken diğer bazı hususlardan bahsedelim:

1)Giriş paragrafı merak uyandırmak,gelişme paragraflarında genellemeler yapılıp bunlara çarpıcı mi­sâller verilmelidir. Sonuç pa­ragrafı, bitiş hissini vermeli, yani bir konu hakkında tat­min olacağı bir açıklamanın yapıldığı, okuyucuya hissettirilmelidir.

2)Birkaç mânâya gelen müphem ve“olmak, yapmak” gibi harcıâlem ke­limeler yerine, hisleri uyan­dıracak canlı kelimeler, dik­kati toplayan yerinde soru cümleleri ve hitaplar, benzetme ve mecazlar kullan­mak,yazıyı akıcı ve tesir­li hale getirecektir.

3)Hünerle kullanılmış, benzetmelere dayalı bir ta­rif, bir kelimeyi veya mefhumu

aydınlatmakla kalmaz, geniş bir görüş açısı da te­min eder.

4)Bir fikri vurgulamanın en kolay ve en etkili yollarından biri, uzun cüm­lelerden sonra kısa bir cümle kullanmaktır. Bıkkınlık vermemek için uzun ve kısa cümlelerin“harmanına”da dikkat etmek gerekir.

5)Okuyucuyu sürükle­mek için, temel fikrin, cümlelerin sonlarına doğru odaklaşmasına dikkat edilmeli, sıralanacak bir takım fikirleri tesirli kılmak için az önemliden çok önemliye doğru gelişen bir sıra takip edilmelidir.

6)Neyi kasdetmediğimizi söylemek, okurun neyi kasdettiğimizi merak edip düşünmesini sağlar.

7)İktibasların kontekst dahilinde insicamlı olmasına ihtimam gösterilmelidir. Ya­ni başka bir eserden alınan parçalar, sözün gelişine uy­gun, akıcılığı bozmayacak şekilde yerleştirilmelidir.

8) Notaları duyar, müzi­ği dinleriz, boya pigmentle­rine gözümüz ilişir, resmi gö­rürüz; kelimelere bakar, mâ­nâyı buluruz. Tıpkı bunlar gibi, nasıl harfleri görmeden okuyorsak, kelimeleri ve kağıdı hissetmeden yazmaya alışmalıyız. Kalemin ele do­kunduğu yer değil, kâğıda dokunduğu yer önemlidir.

9)Aktarılan fikirler bil­giye dayanır. Okurun yapacağı yorumlar, inançları üzerine kurulu muhakemeler­dir.

10)Yazar, kendisini de­ğil, okuru ikna etmeye ça­lıştığını unutmamalıdır.

11)Konuşma dilinde ses tonu, vurgu, jest ve mi­mikler mânâyı takviye eder. Yazıda bunlar olmadığı için, ifadeyi sürükleyici,üslûbu tesirli kılmak yazara düşmektedir.

12)Yazıdaki her bir cümlenin, mevzûyla ve diğer cümlelerle bir irtibatı olması gerektiği unutulmamalıdır.

13)Okur, yazıyı takip edebiliyorsa, açıklık; fikirler birbirine bağlanmışsa,insi­cam; düşünceler silsilesi sağlam ise, mantıkî tutarlılık­tan söz edilebilir.

14)Eğer mevzu hakkında okurun bilgi birikimi, yazarınkinden daha fazlay­sa,metin, okura yazardan daha fazla şey ifade edebilir(!).

15)Tercümede olduğu gibi telifte de, ihtisas sahibi birinden, yazının editörlüğü­nü yapmasını rica etmek unutulmamalıdır.

Yazı sonunda cevap­lanması gereken bazı soru­lar da şöyledir:

1)Bu sahada ihtisas sa­hibi olmayan birisi, acaba bu yazılanları anlayabilir mi?

2)Yanlış anlaşılabilecek ifadeler var mı?

3)Yazı fazla mı uzun? Fazla mı kısa?

4)Bilgiler doğru mu?

5)Yorum ve değerlen­dirmeler sıhhatli mi?

6)Fazla bilgi var mı? Eksik bilgi var mı?

7)Mühim fikirler üze­rinde kâfi derecede duruldu mu?

8)Yazıda canlılık sağ­lanmış mı? Umumi kaideler ve mücerred ifadeler müşahhas misâllerle destekleniyor mu? Anlaşılmayı kolaylaştıracak misâl, vak’a nakil, anekdot, mukayese ve tezat gibi unsurlar kafi mi?

9)İstatistik, belge, gra­fik, şema, resim gibi yardım­cı unsurlar var mı? Kâfi mi?

10)Fazla cümleler, faz­la kelimeler var mı?

11)Anlaşılmayacak ifa­deler, fazla teknik tabirler, uydurma kelimeler var mı?