Sızıntı Arşivi

Mayıs 1991 · s. 175 · 5 dakikalık okuma

Temiz Enerji Kaynağı SU

Nuri Sağıroğlu · Prof. Dr. · Fen Ve Teknoloji Dünyasından

Enerji kaynağı veya yakıt tâbiri ile, günü­müzde en yaygın ola­rak kullanılan maden kömü­rü, petrol, bunlara bağımlı, hava gazı ve tabii gaz kaste­dilir. Halen kullanılan bir diğer kaynak ise ağaç ve bundan elde edilen odun kömürü'dür. 50 yıl varki, odun artık enerji kaynağı olarak eskisi kadar pek kul­lanılmıyor; yeşilliğe, ağacı süsleyen yapraklara son de­recede muhtaç hale gelme­miz sebebiyle... Gerek fosil yakıtların çevreye verdiği zararlar ve sınırlı oluşu, ge­rekse de atom enerjisi sant­rallerinin ortaya koyduğu tehlikeler dikkate alınarak bütün dünyada temiz ve tehlikesiz yeni enerji kay­naklarına bir yöneliş sözkonusudur.

İleri teknolojiye sahip ülkeler, bu enerji kaynakla­rının son derece tabiatı tah­rip edici ve çok yakın za­manda bitip tükenecek olan nesneler olduklarını çok iyi bildiklerinden, insanlığın muazzam enerji ihtiyacına çâreyi, su'da bulmuşlardır.

Su bir yakıt haa... Ola­cak şey mi?!.. Şimdi değil de yüz yıl önce birisi çıkıp, "su'yu, çeşitli âletlerinizin ve vasıtalarınızın depoları­na doldurunuz ve ateşleyici düğmesine basınız veya kibriti çakınız... Su yana­cak; en güzel görünümde mavi alevler saçacak, sobaysa en güçlü biçimde ısı­nacak ve ısıtacak; is, ku­rum, duman, koku yapmıyacak; tüm ev âletle­riniz tıkır tıkır işleyecek; otomobiliniz, treniniz, uça­ğınız, vapurunuz fırtına gibi hızla hareket edecek; elekt­rik jeneratörleriniz çalışıp, lambalarınıza ışık saçtıra­cak; hatta fezaya gidip gele­ceksiniz", deseydi, bu kişi­ye haklı olarak, deli yahut da en azından hayalperest, denecekti....

Ama, işte o kişi, Jül Vern (Jules Verne) adlı bilim-kurgu yazarı, bunu yaz­dı ve yayınladı. Kitapları, 120 yıldan beri her dile ter­cüme edilip tekrar tekrar yayınlanan, zevkle sürükle­yici olarak okunan eserler oldu. Sinemaya da aktarıldı ve ilgiyle seyredildi, âdeta içinde yaşandı... Bu kadarla da kalmadı.

Gerçekçi bilim adam­ları, zaten her hakikate dö­nüştürdükleri hayaller üre­tir, hayallerle yaşarlar. Jül Vern'in bu hayal edişinden de öylesine etkilendiler ki, bugün bu hayal, yani ateşi söndürmede kullanılan su, yarınların medeniyetine güç, tertemiz ateş ve enerji kaynağı oldu...

Jül Vern, orijinali Fransızca, "L' ile mysterieuse" ve ingilizcede "Mysterious İsland" adlı 120 yıl önce yazıp yayınladığı dilimize de "Esrarlı ada" ismiyle ter­cüme edilmiş kitabında ay­nen şöyle demektedir: "Su, hiç şüphe yok elektrik akı­mı ile, onu teşkil eden te­mel unsurları olan Hidrojen ve Oksijen'e ayrıştırılmış olacak. Bu maddeler o za­man, kontrol edilebilir çok kuvvetli güç olacak, inanı­yorum ki su bir gün gele­cek, içindeki bu maddeler, (oksijen ve hidrojen) birlik­te ve ayrı ayrı kullanılarak, yakıt olacak; ısınmanın ve aydınlanmanın bitmez tü­kenmez enerji kaynağını teşkil edecektir. Kömür, böylesine bir dayanıklılık gösteremiyecektir. Birgün buhar makinelerinin depola­rını ve lokomotiflerin (ki o zaman buharlı idiler) kömür vagonlarını, kömür yerine yoğunlaştırılmış bu iki gaz­la (kısaca suyla) doldurul­muş göreceğiz. Bu gazlar o ocaklarda muazzam kalori gücü vererek yanacaklar... Gene inanıyorum ki, birgün kömür kaynakları tükene­cek ve biz kendimizi su ile ısıtacağız. Su geleceğin kö­mürü olacaktır..." Jül Vern'in bu kehaneti, günü­müzde aşağı yukarı gerçek­leşmiş, insanlığın ve mede­niyetin geleceği için ümit kaynağı olmuştur.

İçinde bulunduğumuz günlerde ve yıllarda, fosil yakıtlar olan kömür ve pet­rol hızla azalmakta, kaynak­ları kurumakta, geriye ka­lanlar da hızla pahalı­laşmaktadır. Faydalandığı­mız bütün sanayi kuruluşları, fabrikalar ve de bütün deniz, kara ve hava nakil vasıtaları tükenmekte olan bu fosil yakıtlara göre tan­zim olunmuşlardır. Onları Hidrojenle çalıştırmak mümkün değildir, ve ola­maz da... Bu bakımdan bü­tün bu Kömür ve Petrol makinalarını atıp yerine hidrojene göre olanları kur­mak, bütün sanayii ağır bir zarara sokmak olacağından, bu iş göze alınamamakta­dır... Üstelik Petrol ve Kö­mürün tam olarak arıtılamayan artıkları, atıkları tüm tabiatı kirletmekte, havaya saçılan SO2, CO ve CO2 yüklü dumanlar, nefes aldı­ğımız havayı zehirlediği gi­bi, bunlarla birleşen bulut­lar (Su zerrecikleri) asit yağmurları meydana getirip toprağı yaşanamaz ve bitki­leri yaşayamaz hâle sok­maktadırlar. Ayrıca suları ve toprağı pisleyip zehirle­yen ağır kül ve katran artık­ları, insana emanet edilen bu Cennet gibi dünyayı Cehennem'e çevirmektedir... Bütün bu ağır zararlarına rağmen petrolün ve kömü­rün, bugünkü hızla kullanıl­ması ile yakın gelecekte muhakkak bitip tükeneceği, zaten çok tehlikeli olan o yeraltı madenlerinden artık eli boş dönüleceği de bir gerçektir....

Hem sağlığı korumak hem de tertemiz enerji ile, mesut yaşamak için su ener­jisini bir an evvel kullanışa sokmak mecburiyetinde­yiz... Zaten, Batılı ülkeler bu işe, kademeli bir biçim­de, kirletici enerji kaynakla­rını bırakarak, bıraktırarak başladılar bile...

Su ayrıştırılarak elde edilen hidrojen, hiçbir artık bırakmadan, daha doğrusu, yanıp geriye yalnız tertemiz su bırakarak, enerji vermek­tedir. Su gazı denilebilecek hidrojen (=yanınca, su do­ğuran demektir) hiç bir de­ğişiklik olmaksızın tabii gaz borularıyla şehirlere, evlere verilebilecektir. Bu gün kul­lanılan tabii gaz, CO gibi tehlikeli ürünleri de verebi­len bir gazdır (Doğal gaz= Metan = CH4= yani kar­bonlu hidrojen). Tabii gaz da, yeraltı depolarından gel­mektedir.... Ki o da kısa ömürlüdür; istikbali meçhuldur. Hidrojen gazı, boru­larla sevk dışında, sıkıştırıl­mış gaz halinde şimdiki gaz tüpleriyle her yere sevkedilip, kullanılabilecektir...

Ama hidrojenin kayna­ğı olan ve dünyamızın en az üçte ikisini hatta dörtte üçü­nü dolduran su, asla bitip tükenmeyecek ve de Hidro­jen gazını kullanmakla tabi­atta hiç bir pislik oluşmaya­cağından, havanın, suyun ve toprağın kirlenmesi de sözkonusu olamayacaktır. Su'dan elde edilen hidrojen, yanınca gene su olacağın­dan, pratik olarak su kaybı da olmayacaktır...

Sıvı haline getirilip hu­susi tüplere konulan Hidro­jenle, şu anda bilinen hiçbir yakıtla mümkün olmayan fezanın derinliklerine ulaşı­labilecek ve diğer yıldızlara gidilebilecektir. Zaten feza yolculuklarının deneme ça­lışmalarında, Ay'a gidiş da­hil, su gazı-Hidrojen kulla­nılmıştır ve de kullanıl­maktadır...

Su, yakıt olan Hidroje­ne aynştırıldığında, beraberinde Oksijen (O2) de elde edilmektedir. Oksijen de Hidrojen kadar, hatta ondan da fazla muhtaç olduğumuz hayatî bir maddedir. Hidro­jen dahil, tabiattaki bütün yanıcılar, mutlaka bir yakı­cıya muhtaçtır. İşte o da Oksijendir. Bütün canlılar ve canlılık âlemi Oksijene muhtaçtır. Nefes aldığımız havada, değil Oksijenin yokluğu, azlığı bile ölüme götüren bir sebep olur... Do­layısıyla; SU'yu ayrıştırıp, en temiz enerji kaynağı olan yakıtı, yani hidrojeni depolarken, çıkan ve ser­best kalan oksijen de, pek çok sebeplerle Atmosferden azalan Oksijeni takviye eder. Yalnız bu kadarla da değil, Oksijen aynı zaman­da en pis Sanayii artıklarını bile zararsız hâle getiren bir temizleyici sidir. Denizlerin ve toprağın kirliliği. Oksi­jenle yıkanıp tertemiz ol­maktadır. Ciğerleri nefes alamama durumuna girmiş ölümcül hastalara dahi Ok­sijen teneffüs ettirilir. Kirli yaraların, ölü doku artıkları, ve de mikropları Oksijenli su ile temizlenir....

Şu muhteşem İlâhî hikmete bakınız... Dünya­mızda pek bol olduğu için itibar görememiş, kirletile­rek zehirlenmiş ve zehirlen­mekte olan su... Tabiattaki en basit bileşik. H2O, su... Ne muazzam bir hayat, enerji ve tertemiz sağlık kaynağı, çok şükürler olsun Yaradan'a..! Ne mutlu Yü­ce Yaratıcının kâinatta koy­duğu hikmetleri usanmadan araştırarak insanlığın hiz­metine sunan ilim adamla­rına...