Sızıntı Arşivi

Mayıs 1991 · s. 178 · 2 dakikalık okuma

Ruhumu Çeken Işık

Mehmet Erdoğan · Edebiyat

Beynimin odak noktasında bir ışık tulü etti bir gün. Ve bu ışık ruhumu çekti cezbetti kendine. Ve ona uzak çok uzak menzilleri gösterdi. Baktım ki ufukta sis, duman. Baktım ki yollar çakıl ve diken. Baktım ki deryalar var, dehlizler, labirent­ler, tüneller var yolumun üzerinde. Baktım ki bolşevik baykuşlar konmuş bazı yol ke­narlarındaki harabelere ve acı acı ötüyor­lar. Yolcuları bezdirmek, hak yoldan çevir­mek için. Baktım ki tümsekler, yokuşlar çok çetin, aşılması güç. Ve bir ejder gör­düm o an. Her şeyi yutuyordu. Ağzından alevler fışkıran, çatal dilli, kor bakışlı bir ejderdi bu. Oturmuştu yolumun üzerine geçmek mümkün mü. Ufkumu kaplıyordu silueti.

O ışığa döndüm yine. Ve ona bütün bu gördüklerimin sualini sormak istedim. "Bütün bu düşmanlar nedir yolum üstün­de" diye sual etmek istedim. Fakat o daha ağzım açmadan yavaş yavaş büyümeye başladı. Binbir renk tayflarıyla ve harelerle büyüdükçe büyüyordu. Sonra büyüme dur­du. O ışık içinde bir çehre belirdi. O an ona karşı içimde bir sevda filizlendi. Daha önce onu tanıyordum. Fakat bu kadar sevdiğimi hatırlamıyorum. O çehre beni adeta kalbimden tutup mıknatısı bir güçle kendi­ne çekiyordu. Kalbim bir lastik top gibi ona gidip geliyordu. Sonra gördüğüm görklü çehrenin mercan renginde kavisli dudakları kıpırdadı. Ve bana sürmeli siyah gözlerini dikerek şöyle dedi: Sen o ufka varamam diyorsun ve geriye dönme meyli içindesin Öyle mi? (Bunları söylerken bi­raz celallenmişti ve yay gibi kaşları hafif çatıldı). Bilmiyormusun ki izzetle o ufka ulaşmaya çalışmak zilletle yolda kalmak­tan bin sefer yeğdir. Bilmiyor musun ki Özünde, vicdanında mukni olan bütün arzu ve istekler, fıtri meyillerini cevabını o kut­si hedefte bulacaksın. Sen saadetler ülkesi­ne gitmek istemiyorsun öyle mi? Hem seni bağlayan ne, korkuna sebep şu tepeler mi? Yoksa şu tatlı kavisli tümsek mi, yoksa ejderha mıdır seni yoldan alıkoyan? Hâlbuki bunlar rehavete düşüp yol kenarların­da, aslında uçurum olan o gölgelerin için­de, yani rüya gibi geçen zevk ve sefalı günler içinde daha dehşetli bir şekilde var­dır. Fakat sen bu kafayla farkına varmaz­sın. Ölüm gelip çatınca, esas everest misâ­li engeli görünce sen o yolun üzerindeki canavarı bir solucan kadar küçük belleye­ceksin. Ama iş işten geçecek. Haydi ihti­yar senindir. Bir seçim yap. Ya yola revan ol, ya da o varyantlarda virajlarda zebil olup git.

O an o engelleri bir bir içimde gör­düm. O çakıl ve dikenler yeis ve korku gi­bi hastalıklardı. O tümsek ve yokuşlar re­havet ve aculiyet gibi serseriyane sevdalardı. O ejderha ise kör gözlü nefisti, kendinden başkasına hor bakan benlikti. Ve bir anda bu engelleri aşmaya karar ver­dim.

O hareli saçlı nurlu baş sanki içimden geçeni bilmişçesine bana doğru eğildi ve beni alnımdan öptü ve şöyle dedi: Haydi uğurlar ola. Bu yolda sana Rahman ve Ra­him olan Yüce Allah yardım etsin. Sakın benliğine uyma. Nefis seni şaşırtır sakın ona aldanma. Başkasını hor görme. Hoş görülü ve himmeti yüce ol. Faziletli kişile­rin erdemi sabırdadır bunu bil.

Ümidini yitirme, şecaat atın, inancın kuvvetin, iraden kılıcın olsun. Haydi Le­vendim bu çetin ve zor olan yolu aş ve Ha­kiki Dosta ulaş.