Mayıs 1991 · s. 178 · 2 dakikalık okuma
Ruhumu Çeken Işık

Beynimin odak noktasında bir ışık tulü etti bir gün. Ve bu ışık ruhumu çekti cezbetti kendine. Ve ona uzak çok uzak menzilleri gösterdi. Baktım ki ufukta sis, duman. Baktım ki yollar çakıl ve diken. Baktım ki deryalar var, dehlizler, labirentler, tüneller var yolumun üzerinde. Baktım ki bolşevik baykuşlar konmuş bazı yol kenarlarındaki harabelere ve acı acı ötüyorlar. Yolcuları bezdirmek, hak yoldan çevirmek için. Baktım ki tümsekler, yokuşlar çok çetin, aşılması güç. Ve bir ejder gördüm o an. Her şeyi yutuyordu. Ağzından alevler fışkıran, çatal dilli, kor bakışlı bir ejderdi bu. Oturmuştu yolumun üzerine geçmek mümkün mü. Ufkumu kaplıyordu silueti.
O ışığa döndüm yine. Ve ona bütün bu gördüklerimin sualini sormak istedim. "Bütün bu düşmanlar nedir yolum üstünde" diye sual etmek istedim. Fakat o daha ağzım açmadan yavaş yavaş büyümeye başladı. Binbir renk tayflarıyla ve harelerle büyüdükçe büyüyordu. Sonra büyüme durdu. O ışık içinde bir çehre belirdi. O an ona karşı içimde bir sevda filizlendi. Daha önce onu tanıyordum. Fakat bu kadar sevdiğimi hatırlamıyorum. O çehre beni adeta kalbimden tutup mıknatısı bir güçle kendine çekiyordu. Kalbim bir lastik top gibi ona gidip geliyordu. Sonra gördüğüm görklü çehrenin mercan renginde kavisli dudakları kıpırdadı. Ve bana sürmeli siyah gözlerini dikerek şöyle dedi: Sen o ufka varamam diyorsun ve geriye dönme meyli içindesin Öyle mi? (Bunları söylerken biraz celallenmişti ve yay gibi kaşları hafif çatıldı). Bilmiyormusun ki izzetle o ufka ulaşmaya çalışmak zilletle yolda kalmaktan bin sefer yeğdir. Bilmiyor musun ki Özünde, vicdanında mukni olan bütün arzu ve istekler, fıtri meyillerini cevabını o kutsi hedefte bulacaksın. Sen saadetler ülkesine gitmek istemiyorsun öyle mi? Hem seni bağlayan ne, korkuna sebep şu tepeler mi? Yoksa şu tatlı kavisli tümsek mi, yoksa ejderha mıdır seni yoldan alıkoyan? Hâlbuki bunlar rehavete düşüp yol kenarlarında, aslında uçurum olan o gölgelerin içinde, yani rüya gibi geçen zevk ve sefalı günler içinde daha dehşetli bir şekilde vardır. Fakat sen bu kafayla farkına varmazsın. Ölüm gelip çatınca, esas everest misâli engeli görünce sen o yolun üzerindeki canavarı bir solucan kadar küçük belleyeceksin. Ama iş işten geçecek. Haydi ihtiyar senindir. Bir seçim yap. Ya yola revan ol, ya da o varyantlarda virajlarda zebil olup git.
O an o engelleri bir bir içimde gördüm. O çakıl ve dikenler yeis ve korku gibi hastalıklardı. O tümsek ve yokuşlar rehavet ve aculiyet gibi serseriyane sevdalardı. O ejderha ise kör gözlü nefisti, kendinden başkasına hor bakan benlikti. Ve bir anda bu engelleri aşmaya karar verdim.
O hareli saçlı nurlu baş sanki içimden geçeni bilmişçesine bana doğru eğildi ve beni alnımdan öptü ve şöyle dedi: Haydi uğurlar ola. Bu yolda sana Rahman ve Rahim olan Yüce Allah yardım etsin. Sakın benliğine uyma. Nefis seni şaşırtır sakın ona aldanma. Başkasını hor görme. Hoş görülü ve himmeti yüce ol. Faziletli kişilerin erdemi sabırdadır bunu bil.
Ümidini yitirme, şecaat atın, inancın kuvvetin, iraden kılıcın olsun. Haydi Levendim bu çetin ve zor olan yolu aş ve Hakiki Dosta ulaş.