Nisan 1981 · s. 14 · 5 dakikalık okuma
Tekâmülün Hedefi
Arif Yılmaz · As. · Biyoloji

Her canlı doğar, inkişâf eder, büyür, yaşlanır ve Ölür. Fıtrîliğin değişmeyen bu hassas kanunu bütün canlılar ve canlıların meydana getirdiği cemiyetler için daima geçerli olmuştur.
Mevcudatın sahibi varlıkların bazısını cansız maddeler seviyesinde, bazısını bitkiler seviyesinde, kimisini de hayvanlar seviyesinde değişik güzellikte yaratarak, her kademede çeşitli isimlerini göstermiş ve insanı da bunların üzerine sultân olarak koymuştur.
Hiçbir şey gayesiz yaratılmadığı gibi, her inkişaf eden canlı da bir gayeye doğru gider ve hedefini şaşırmadan bulur. Bir tohumun gayesi çimlenmek, neşvü nema bulmak; fidan halinden ağaç haline gelerek meyve vermektir. Hedefine vasıl olabilmesi için bu yolda rüzgâr, bulut, toprak ve güneş, ihtiyaçları bilen ve Rahîm olan Zât tarafından kendisine musahhar kılınmıştır. Bir spermin gayesi yumurta hücresini aşılamak; zigot meydana getirmek; çeşitli embriyolojik safhalardan sonra bir yavru olmak; büyümek, neslini devam ettirmek ve yaşlanıp öldükten sonra takdir edilen yere gitmektir.
Kâinata dikkatle bakıldığı zaman yaratılan herşeyin belli bir hedefe doğru şaşırmadan ilerlediği görülür. İnkişâf eden bitki ve hayvanların hiçbirinde akıl, şuur ve idrak kabiliyeti olmadığı halde, nasıl oluyor da her birisi bir tek hücre halinden başlayarak önceden tayin edilmiş olan vücut şeklini meydana getiriyor. Bu yol zikzaklar şeklinde ilerlerken, cansız maddeler sentez edilerek bitkiler seviyesine çıkıyor. Bunlar da gıda zinciri yoluyla hayvanlar seviyesine ve neticede insana kadar varan bir mükemmelleşme içinde ilerliyor.
Hiç durmadan devam eden bu inkişâf ve tekâmül, tayin edilen sınırlar içinden çıkmadan bütün âlemde devam ettiği gibi; ayrıca her canlı kendi içinde de bunun küçük bir misâlini gösterir.
Bir kurbağa
spermi ile yumurtası su içinde karşı karşıya tevafuk ettirildiklerinde,
sperm aktif hareketi ile yumurtanın sitoplazmasına girer. Bu hadisede çok
hassas morfolojik ve fizikokimyevî reaksiyonlar rol oynar. Yumurta
zarlarında meydana gelen değişiklikler birden fazla spermin
sitoplazmaya girmesine mani olur. Sperm tarafından îkaz edilen yumurtada inkişaf
başlar. Yumurtada meydana gelen ilk değişiklikler, organları meydana
getirecek bölgelerin farklılaşmasıdır. Döllenmiş yumurta (Zigot) tek
hücredir ve bir kurbağanın vücuduna ait en ince teferruata kadar herşey
kromozomları üzerine genetik malumat olarak işlenmiş durumdadır. Yeni
canlının teşekkülü bu kromozomlar üzerine yazılmış olan kitabın
rehberliğinde olacaktır.
Döllenmiş yumurtanın bölünerek inkişaf etmesi için lüzumlu gıda maddeleri (Vitellüs) yumurtanın içine daha önceden Rezzâk ve Rahim olan Kâinatın Sanatkârı tarafından yerleştirilmiştir. Döllenmiş yumurta süratli bir şekilde önce ikiye, sonra dörde, daha sonra sekize, onaltıya ilâ ahir bölünerek birçok hücreden müteşekkil küre şeklinde bir topluluk meydana getirir. Blastula adı verilen bu safhadaki her bir hücreye blastomer adı verilir. Blastomerler merkezden uzaklaşarak çevreye sıralanırlar ve blastoderm adı verilen bir hücre tabakası hâsıl ederler. Merkezdeki boşluk bir sıvı ile dolu olup blastocoel adını alır. Blastula safhasında muayyen bir bölgeden ileride hangi doku ve organların meydana gelebileceğini tecrübî olarak tesbit etmek mümkündür. Kurbağa blastu lasında esas hücre bölünmesinin hızlı olduğu geniş ve yuvarlak bölgeden (animal kutup) sinir sistemi ve üst deri, besin maddesinin fazla olduğu fakat hücre sayısının az olduğu geniş bölgeden (vegetativ kutup) orta ve son barsak ekvator bölgesindeki ara kısımdan ise omurga ve sırt kasları, ön barsak ve vücut boşluklarını Örten mesoderm tabakası teşekkül eder
Blastula safhasından sonra ektoderm, mesoderm ve endoderm adı verilen üç tabaka ihtiva eden gastrula safhasına geçilir. Bütün doku ve organlar bu üç tabakadan meydana gelir. En dış tabaka olan ektodermden deri ve sinir sistemi; mesoderm adı verilen orta tabakadan kaslar, kemik, kan ve dolaşım sistemleri ile cinsiyet organları; en iç tabaka olan endodermden ise sindirim borusu ve sindirim bezleri önceden planlanan şekilden hiç inhiraf etmeden meydana gelir.
Gastrula safhasında teşkil edilen üç tabaka ayrıca kendi aralarında daha küçük hücre gruplarına ayrılarak primer organ taslaklarını meydana getirir, bunlardan sonra sekonder organ taslakları meydana gelir. Da ha sonra da çok karışık değişiklikler ve hücrelerin bir yerden bir yere hicret etmesi ve her hücrenin belli bir hızda ve belli bir yönde bölünmesi, bazı kısımlarda hususi kıvrılma ve katlanmalar, hücre yığılmaları gibi pekçok hadiseler sonunda embriyo iyice inkişaf eder. Bu esnada vitellüs denilen yumurtanın içindeki besin maddesi kullanılmış ve bitmiş olur, fakat embriyo da artık suda yüzebilecek bir larva haline ve yolculuğun ilk durağına vâsıl olmuştur. Bundan sonra yumurta halindeki acizliği kalmadığından gıdasını bulmak için kendisinin de biraz gayret sarfetmesi lazımdır.
Larvalar su içinde yüzebilir ve ergin kurbağadan çok farklı olduğundan bilmeyen birisi bunları balık yavrusu zannedebilir. Kurbağa larvalarının Önceleri el ve ayakları yoktur. Su içinde balık gibi erimiş oksijenden istifade edebilmesi için solungaçları vardır. Yeşil alg dediğimiz yosunlarla ve bitkilerle beslenebilecek şekilde hususi yapılmış bir ağız yapısı ile bitkileri sindirebilecek uzun bir barsağa sahiptirler. Bu şekilde bitkiler kurbağa larvasının besini olmakla nebat mertebesinden hayvanat mertebesine çıkarak tekâmül etmiş olur.
Larva su içinde beslendikçe büyür ve bu esnada yaratıcının verdiği emirlerin bir devamı olarak önce arka ayakları çıkmaya başlar. Arka bacaklar iyice teşekkül ettikten sonra larvanın vücudundaki çok karışık hormonların bir seri faaliyetinden sonra verilen ikinci bir emirle ön bacaklar da çıkar ve bununla birlikte larvanın suda hareketini temin eden kuyruk da artık vazifesinin hitama erdiğini sanki biliyormuş gibi küçülmeye ve körelmeye başlar. En sonunda larvanın solungaçlarının yerini karada soluk almaya yarayan akciğerler alır ve hayvani gıda yiyebilmesi için kemik çeneler teşekkül edilir, bu arada barsak da kısalır ve larva kuyruğunun tamamen kaybolması ile sudan karaya geçerek, bir hücre halinde başladığı yolculuğun ikinci durağına varmış olur.
Artık genç bir yavru kurbağa olup, karada rahatça gezebilir ve böcekleri yakalayıp beslenebilir. Genç kurbağa iki üç sene zarfında erginleşir ve çiftleşip nesil vermeye başlar. Daha sonra ise ya bir yılana veya bir leyleğe gıda olarak besin zincirindeki hedefine varır.
Görüldüğü gibi aciz bir kurbağayı yumurta halinden, ergin vaziyete gelinceye kadar çeşitli merhalelerden hiç şaşırmadan geçiren, zamanı gelince arka ayaklarını, daha sonra ön ayaklarını en münasip şekilde büyüten, suda yaşarken başka, karada beslenirken başka sindirim cihazlarıyla teçhiz eden; karada yaşarken başka, suda yaşarken başka bir solunum cihazı veren acaba nasıl bir Zattır ki? Herşeyi yerli yerinde ve zamanında şaşırmadan ve bozmadan verebiliyor.
Suda büyüyen akılsız ve şuursuz küçük bir kurbağa dahi bir hedef üzerinde şaşırmadan ilerlerse, ana rahminde çok daha karışık bir şekilde büyüyen, binbir ihtimamla yetiştirilen şuur ve idrak sahibi insanoğlunun dünyaya gelişinin gayesini bilmemesi ve bu hedef üzerinde ilerlememesi düşünülebilir mi?
Madenler ve toprak, bitki mertebesine, daha sonra gıda olarak hayvanlar, en sonra da insan mertebesine çıkarken; yüksek bir ruh, kalb, akıl, şuur ve idrâk gibi vasıflarla mücehhez kılınan, ayrıca bir bürhan-ı nâtık ile yol gösterilen insanın melekler seviyesine çıkmaması ve onları da geçmemesi ne büyük cahillik ve ahmaklık olur.
Kurbağa hedefini bilmeden sadece kromozomları üzerindeki genetik kitabıyla bu yolda yürütülürken, elinde taşıdığı en muhteşem kitaba bakmadan hedefini şaşıranlar insanlıktan ne kadar uzaktırlar. Bunu da gelin hep beraber düşünelim.