Sızıntı Arşivi

Nisan 1981 · s. 16 · 2 dakikalık okuma

O'nu Arayan Seyyah

Sızıntı · KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNDE

Sonra, o mü­tefekkir yolcu, her sahifeyi oku­dukça saadet analı tan olan îma­nı kuvvetlenip ve manevî terakkiyâtın anahtarı” olan marifeti ziyadeleşip ve bütün kemâlâtın esası ve madeni olan AL­LAH’A ÎMAN hakikati bir derece daha inkişaf edip manevî çok zevk­leri ve lezzetleri verdikçe onun merakını şiddetle tahrik ettiğinden; “sema”, “hava” ve “arz”ın mü­kemmel ve kati derslerini dinledi­ği halde “Daha var mı?” deyip dururken, denizlerin ve büyük ne­hirlerin cezbekarane çuş u huruşla zikirlerini, ha­zin ve leziz sesle­rini işitir. Lisan-ı hal ve konuşmala­rı ile “Bize de bak,bizi de okut” derler O da bakar görür ki: Hayat sahibi varlıklar gibi durmadan çalkala­nan dağılmak, dö­külmek ve istila etmek fıtratında olan denizler, Arzı kuşatıp, Arz ile beraber gayet süratli bir surette bir senede yirmibeş bin senelik bir dairede koşturulduğu halde; ne dağılırlar, ne dökülürler ve ne de komşularındaki toprağa tecavüz ederler. Demek gayet kudretli ve azametli bir zâtın emriyle ve kuvvetiyle dururlar, gezerler, muhafaza olurlar.

Sonra denizlerin içlerine bakar, görür ki; gayet güzel, ziynetti ve muntazam cevherlerinden başka, binlerce çeşit hayvanatın “geçim ve idareleri doğum ve ölüm­leri o kadar muntazamdır, basit bir kum ve acı bir sudan verilen er­zakları ve tayinatları o kadar mükemmeldir ki açıkça celal sahibi bir Kadîr’in cemâl sahibi bir Rahîm’ in idare ve iâşe­siyle olduğuna isbat eder.

Sonra o misa­fir, nehirlere ba­kar, görür ki: Menfaatleri ve va­zifeleri gelir ve gi­derleri o kadar hikmetli ve mer­hametli bir suret­tedir, apaçık isbat eder ki; bütün ır­maklar, pınarlar, çaylar, büyük ne­hirler celâl ve ik­ram sahibi bir Rahmân’ın rah­met hazinesinden çıkıyorlar ve akı­yorlar. Hatta o kadar fevkalâde depolanıp sarf ediliyorlar ki, “Dört nehir Cennetten geliyorlar” diye rivayet edilmiş. Yani zahiri sebeplerin çok üstünde olduklarından, manevî bir Cenne­tin hazinesinden ve yalnız gaybi tükenmez bir menbaın feyzinden akıyorlar demektir.

Mesela: Mısır’ın kumistanını bir Cennete çeviren mübarek Nil nehri, gü­ney tarafından, Cebel-i Kamer denilen bir dağdan devamlı şekilde küçük bir deniz gibi tükenmeden akıyor. Altı aydaki sarfiyatı dağ şeklinde toplansa ve buzlansa, o dağdan büyük olur. Hâlbuki o dağdan ona ayrılan yer, mahzen, altı kısmından bir kısım olmaz. Gelirleri ise; o sıcak mıntıkada pek az gelen ve susamış toprak çabuk yuttuğu için mahzene az giden yağmur, elbette o geniş muvazeneyi muhafaza edemediğinden, o mübarek Nil, Arzın âdeti fevkinde bir gaybi Cennet’ten çıkıyor diye rivayeti, gayet manidar ve güzel bir hakikati ifade ediyor.

İşte, deniz ve nehirlerin denizler gibi hakikatlerinin ve şahadetlerinin bin­den birisini gördü. Ve umumu hepsi birden, denizlerin büyüklüğü nisbetinde bir kuvvetle “Lâ ilahe illâ hû” der; ve bu şehadete denizler mahlukatı adedince şahitler gösterir diye anladı.