Sızıntı Arşivi

Nisan 1981 · s. 9 · 5 dakikalık okuma

Karıncalar

Şerafeddin Alan · Dr. · Zooloji

Topluluk halinde yaşayan en küçük canlıdan en büyüğüne kadar haberleşme­nin büyük önemi vardır. Her canlı “türü­nün” kendine has olan bu haberleşme sis­teminin görebildiğimiz bazı hususiyetleri insanı hayretlere düşürür. İnsanlar haberleşmenin en ileri şekilleri için kendi yap­tıkları aletler vasıtası ile bu ihtiyaçlarını gidermeye çalışırken, diğer canlılar yaptıkları bazı hareketler, çıkardıkları sesler veya salgıladıkları kokulu maddelerden istifade ederler.

Karıncalardaki haberleşme vasıtası “pheromone” adı verilen bir kimyasal mad­de ile olur. Herbiri tamamen değişik evsaftaki muhtelif maddelerin biraraya gelme­siyle teşekkül eden “pheromone”lar spesi­fik bezler tarafından salgılanırlar. Bunlar, vücut dışına salgılandıkları ve diğer canlılar üzerine de tesirli bulundukları için gerçek ayırt edildiğinde artık bu “inhibisyon” et­kisini icra edememektedir. Ayrıca, krali­çenin “kimyevî maddelerden faydalanarak teb’ası üzerinde oluşturduğu tesir, ölü­münden sonra da hissedilmektedir. Bir karınca sürüsü içine kraliçeye ait kadavra par­çaları dahi bırakılsa, bunun işçiler üzerinde az önce bahsedilen inhibisyon dı­şında kuvvetli bir çekici tesir icra ettiği an­laşılmıştır.

Alarm verici “pheromone”lerin, gayet küçük topluluklar halinde yaşadıkları için bu korunma vasıtasına ihtiyaçları bulun­mayan az verimli bazı türler dışında, bü­tün karıncaların müşterek bir özelliği ol­ması ihtimali kuvvetlidir. Alarm şöyle ve­rilmektedir; yalnız başına bulunan bir işçi karınca, kendisini ürküten bir durumla kar­şılaştığı zaman, derhal mandibüler bezleri­nin muhtevasını boşaltmak suretiyle “tep­ki” göstermekte, birkaç milimetre mesafe­de bulunan diğer işçiler bu ikaza en kısa zamanda (1-2 saniye) sağa sola kaçışarak veya çeşitli ajitasyon ve agressivite belirti­leri ortaya atarak cevap vermektedirler. Buna mukabil, daha uzakta bulunan işçi­lerin “tepkisi” bir dakika, hatta bundan fazla gecikmektedir. Genellikle bu “pheromone”lerin müessir maddeleri, cetonlar, hidrokarbürler veya terpenlerle undecan bileşiklerinden ibarettir. Bu maddelerin etra­fa dağılması, gazların yayılması hakkındaki kanunlara tâbidir. Herhangi bir karıncanın arkadaşlarından birini ikaz edebilmesi için gerekli asgari konsantrasyon bir cm3 ha­vada 107 molekül kadardır. Tek bir karın­canın mandibüler bezleri bu maddelerden azamî 8 mikrogram ihtiva edebilir. Uyarılan hormonlardan farklı olup organizmanın bir kısım fonksiyonlarına ya uyarıcı veya bas­tına etki gösterirler

Sadece topluluk halinde yaşayan bö­ceklerde rastlanan bu maddeler, organiz­manın sathında yer alırlar; kraliçe tarafın­dan dışarıya sızdırılır ve işçileri cezp ederler. İşçiler bu “pheromone”leri ya anten­leri vasıtası ile molekül halinde ele geçire­rek, ya da doğrudan doğruya kraliçenin derisini yalamak suretiyle “absorbe” eder­ler. Muhtelif karınca yuvalarında yapılan müşahedeler kraliçenin içerde olsun veya olmasın- işçilerin yumurtlama aktivitesi ve larvaların büyüme “temposu” üzerinde bastına (inhibisyon) tesiri gösterdiğini meydana çıkarmıştır. Kraliçe, çift katlı bir gaz bezi vasıtası ile çevrilerek sürüden her karıncanın “pheromone” salgılamaya başlayacağını farz edecek olursak, muayyen bir uyarıya karşı en kısa zamanda ve optimal şartlarda ne kadar fazla sayıda karınca­nın tepki gösterebileceğini kolaylıkla idrak ederiz. Neticede durumun özelliklerine gö­re sürü, kaçma veya savunma durumların­dan birine geçmektedir.

Hepimiz, ufacık bir yiyecek parçası­nın ardından uzun kuyruklar halinde sıra­lanan karınca sürülerini görmüşüzdür. Bu hayvancıklar, kat ettikleri yol boyunca ko­kulu “phermone”ler bırakarak izlerini belli etmektedirler. “İz bırakıcı” olarak vasıflandırılabilen bu maddeler, karıncaların topluluk hayatındaki davranışları üzerinde çok ehemmiyetli bir rol oynamaktadırlar. Bunların varlığını tesbit etmek gayet ko­laydır; şöyle kî sürünün az önce geçtiği yo­lu parmakla silecek olursak, koku madde­leri kaybolacağından, karıncaların istikametlerini tayin edemeyerek dört bir yana dağıldıkları görülecektir. Karıncalar bu ko­kulu maddeyi karın bölgesinin terminal kıs­mı veya iğnecik vasıtasıyla yere bırakmak­tadırlar.

İyi bir yiyecek kaynağı keşfeden ka­rınca, arkadaşlarına haber ulaştırmak üzere derhal yuvaya döner ve bu esnada katettiği yol boyunca devamlı şekilde koku sala­rak iz bırakır. Kendisini takip eden işçiler de devamlı şekilde koku “pheromone” u if­raz ettikleri için bu suretle uyarılarak aynı istikamete yönelen karınca sayısı, salgıla­nan kokulu maddenin “konsantrasyonuyla” ve dolayısıyla mevcut yiyeceğin keyfi-yetiyle mütenasiptir. Karıncalar ancak en son yiyecek kırıntıları da ortadan kaldırıl­dıktan sonra yollarını işaretlemekten vazgeçerler; bıraktıkları izlerin iki dakikadan kısa bir süre içinde kaybolması da diğerle­rinin beyhude yere yuvadan ayrılmasına mâni teşkil eder.

Karınca, gözle bile zor görülebilen ka­fası içinde, bu plânları nasıl yapıyor ve ona göre nasıl davranabiliyor? İnsan gibi gelişmiş bir canlı bile karışık bir şehirde gittiği kısa bir mesafeyi tekrar, ya hiç bu­lamamakta ya da bulmada çok güçlük çek­mektedir. Karınca bu özelliğini nasıl ve kimden elde edebiliyor acaba? Karıncanın hareketlerini ve haberleşme vasıtalarını in­celemek için yapılan gayret, bu soruyu ce­vaplamak için yapılmaya değer herhalde?

İz bırakıcı kokulu maddeler sayesinde, her karınca karşısına çıkacak yiyecek maddesinin istikameti hakkında doğru ve ek­siksiz bilgi vermek suretiyle diğerlerinin de bu kaynağa ulaşabilmelerini sağlamaktadır. Dolayısıyla biz bu “pheromone”leri, karın­calar arası haberleşmeyi sağlayan ideal bir vasıta olarak kabul edebiliriz. Yapılan siber­netik analizleri, karıncaların bu sessiz “lisa­nının” enformasyon bakımından benzer­lerinden meselâ arıların daire şeklindeki danslarından daha zengin olduğunu gös­termektedir.

“Uyarılan” karıncalar, kokuyu izlemek için merkezi antenlerinin uçlarında bulu­nan ozmotropotaksik duyularından fayda­lanırlar. Kokulu iz sahasındaki karıncalar, genellikle demiryolu rayları üzerindeymişçesine antenleriyle iki tarafı yoklayarak ilerlemektedirler. Antenlerinden birisi iz sahasından uzaklaştığı takdirde, karınca yo­lunu kaybetmemek için derhal aksi istika­mete kayar.

Karıncalara mahsus hayret verici bir başka durum da; bir karıncanın ölümü ha­linde aynı sürüye mensup birçok işçi bîr araya gelerek arkadaşlarının kadavrasını, yuvanın dışında yer alan “mezarlık” ismi verilen hususi bir yere taşımaktadırlar. Ya­pılan kimyevî analizler, karıncaların kadav­ralarında yüksek miktarda oleik asit bulun­duğunu ortaya çıkarmıştır. Bu arada dikka­ti çeken bir husus da işçilerin, kadavrala­ra has ve hususi maddeye batırılmış çeşitli eşyaları da mezarlığa taşımalarıdır. Bu maddelere karşı davranışları, Ölen arkadaş­larına karşı olandan hiç farklı değildir. Son yapılan araştırmalar, kraliçe tarafından sal­gılanan inhibisyon yapıcı “pheromone” un da oleik asitten meydana geldiğini ortaya çıkarmıştır, İşin enteresan tarafı, bu ekstreye daldırılan canlı karıncaların da arkadaş­ları tarafından öldü zannıyla “mezarlığa” götürülmüş olmasıdır. Filozofça bir tepki göstererek, başlarına gelen garip olayı te­vekkülle karşılayan bu hayvancıklar ancak uzun bir süre sonra temizlendikten sonra yuvaya dönmeye teşebbüs etmişlerse de üzerlerindeki koku tamamen kaybolmadığı müddetçe orada barınamamış ve her defa­sında “mezarlığa” geri götürülmüşlerdir.

Haberleşme vasıtası olarak kimyevî maddelere başvuran karıncaların böylece cemiyet hayatında birçok vazifeleri kolay­lıkla ifa edebildikleri görülmektedir. Yine kendilerinin faydasına olan bu vazifenin ciddiyetini bunlara kim öğretmiş olabilir?