Sızıntı Arşivi

Haziran 1991 · s. 197 · 5 dakikalık okuma

Tabiatta Temiz Enerji Kaynakları

Nuri Sağıroğlu · Prof. Dr. · Tabiat

Numuneleri tabiatta hergün görülebilen elektrik, hiç şüphe yokki hâl-i hazırda en kullanışlı ve en temiz enerji kaynağıdır. Çevreyi kirleten kömür, petrol ve atom enerjisi de, barajların kâfi gelmediği durumlarda, elektriğe dönüştürülmekte ve kullanışa arzedilmektedir. Ne var ki elektrik, diğer enerji maddeleri gibi kolay depolanamamaktadır; ancak ilim adamı bunun da yolunu bulmuş, özellikle teknolojide ileri gitmiş ülkeler, elektriği de depolanabilir ve taşınabilir hâle getirmişlerdir.

Özellikle ülkemizde varlığını daha çok hissettiren güneşden ve kayalardan, barajlar yoluyla sulardan son derece basit bir metodla tertemiz ve biteviye kullanılabilecek seviyede elektrik elde edilebilir. Bu elektriğin kullanım fazlası ile de, su elektroliz edilerek hidrojen gazı elde edilebilir. Hidrojen ise depolanabilir; dünyanın en ücra köşelerinde, hatta hem yerin hem denizlerin ve fezanın derinliklerinde oralara giden vasıtaların tüm enerji ihtiyaçlarında kullanılabilir.

Böylece geçmişte yalnızca edebiyata ve felsefeye hizmet etmiş olan güneş, kayalar dağlar ve sular, günümüzde en sağlıklı bir dünyayı yeşertmeğe ve de feza medeniyetini açmaya namzet bir hâl almıştır.

Güneş, içinde bulunduğumuz gezegenler sisteminin merkezinde yer alan enerji kaynağıdır. Güneş aslında bir atomik santraldir... Temel maddesi olan hidrojenin çekirdeklerinde sürekli olarak cereyan eden değişimlerle güneş kaynayan, köpüren ve lavlar saçan bir ışık ve sıcaklık kaynağıdır.

İlim adamlarının hesaplamalarına göre, Güneşten sadece yarım saat içerisinde dünyamıza ulaşan ışık enerjisi, dünya nüfusunun bir yıllık enerji ihtiyacına yeter de artar bile... Güneş ışınlarının yakın geçmişe kadar enerji üretiminde kullanılışı bir hayal iken, aklını ve iradesini harekete geçiren araştırmacıların gayretleri sayesinde güneş artık temiz enerjinin üretilmesinde günlük hizmete girmiştir.

Elektrik kelimesinin elektron kelimesi ile sıkı bir ilişkisi vardır. Bütün maddelerin yapısında ona has atomlar vardır. Atom, ne tür olursa olsun fizik kurallarına göre maddenin en küçük parçasıdır ve bu sebeple bölünemez, parçalanamaz manasında atom denmiştir. Günümüzde ise artık atomun da bölünüp parçalanabildiği ve bu sırada çok yüksek seviyede enerji ortaya çıktığı bilinmektedir.

Maddeler atomlardan ve atomlar da proton ve nötronları ihtiva eden çekirdek ile çekirdek etrafında belirli seviyelerde dönen elektronlardan ibarettir. Aslında elektronların taşıdığı negatif elektrik birimine eş, merkezî yerleşimli pozitif yüklü çekirdeğin yani proton ve nötronların ağırlığı, farklı atomik ağırlıkları ortaya koymaktadır.

Proton ve elektronların dengesi ile elektrik? bakımdan nötr olan bazı etkiler altında, bir veya birkaç elektronunu kaybedebilir veya çoğaltabilir. Böylece atom pozitif veya negatif elektrik yükü kazanabilir. Bu yük, boşalmak için hazırdır ve fırsat kollar... Kendine göre daha zayıf elektron bölgesine doğru akmak için araya iletken bir tel, bir yol konulursa elektrik akımı (enerjisi) meydana gelir.

İhtiyacı olan bölgelere yağmur taşıyan ve daha nice hikmetleri yeni yeni farkedilmeye başlanan bulutlan yaratan tek Kudret, onları farklı elektrik yükleri ile de donatmıştır. Bu farklı yük sebebiyle, birbirine yaklaşan bulutlar arasında bir gerilim ortaya çıkmakta ve bulutlar birbirlerine dokunduğu anda bu elektrik yükünün büyüklüğüne göre hafif veya çok şiddetli bir aydınlık ve arkasından da şimşek çakması ortaya çıkar. Bazan gökteki bir bulut, iyice elektrik yüklüdür; bulutun ağırlığı sebebiyle yere yakın geçerken yerdeki sivri bölgelere ve nesnelere, boşaltmak için hedef alır. Bu tür sivri bölgeler, buluttaki elektrik yükünün zıddı olan elektrik gücünü kendinde toplamaktalar ve yakınlaşmanın azami olduğu bir sırada, bulut elektriğini yere boşaltır. Bu esnada şiddetli, keskin bir ses ve çok şiddetli bir ışık şeraresi ve aydınlanma olur. Bu olay yıldırım düşmesi olarak bilinir.. Göklerdeki bu muazzam elektrik depolarının yıldırım şeklinde yüksek ve sivri yerlere, binalara, ormanlara zarar vermesin diye bu tür yerlere buluttaki elektrik deposunu toprağa boşaltan, bir anlamda boşa harcatan paratoner veya siper-i saika adlı uygulamalar vardır ki, teknoloji çağı itibariyle utanç sayılabilir.. O siper-i saikalar, bu muazzam elektrik enerjisini toprağa boşaltma yerine, depolanabilir bir güce dönüştürecek şekilde hazırlanmış makinelere aktaracak biçimde, kullanılamaz mıydı? Kimbilir... Belki de bu konu üzerinde çalışılmaktadır.

Çalışan ve hareket eden bütün varlıklar üzerinde elektrik birikimi meydana gelmektedir. Çünkü onlar da atomlardan yapılmıştır... İnsanı ve otomobili örnek olarak alalım. Çalışan, bir süre yol gitmiş olan otomobilin metal kısımları üzerinde elektrik depolanmıştır. Lastik tekerlekler üzerinde olduğundan bu yükü yere boşaltamaz ve elektrik yüklü kalır. Bu durumda iken herhangi bir insan (Lastik ayakkabılı olmama şartı ile) gelip arabanın metalik kısmına hafifçe nemli parmakları ile dokunursa, hissedilir bir biçimde çarpılır.. Otomobil, yüklendiği elektrik enerjisini boşaltmıştır... Kalın lastik ayakkabılarla bütün gün dolaşıp hareket eden insan da aslında elektrik üretmiştir ve bunu vücudunda depolar; şayet yere sımsıkı yapışık bir metale dokunursa, kendi elektriğini boşaltır ve çarpılır.

Bu tür müşahedeler çok eskilerden beri, pek çok kişinin dikkatini çekmiş ve özellikle fizikle ilgilenenler bu olayları laboratuvarlarda ortaya koymaya ve bu suretle elektrik elde etmeye teşvik etmiştir. Ancak, çoğu defa fizik-elektronik sahasındaki buluşlar ve ortaya konan başarılar giderek insanlığı ve tabiatı kahreden neticelere de vesile olmuşlardır. Meselâ, atomik enerji santrallerinin mucitleri aynı zamanda Çernobil felaketi ve nükleer artıklar problemine de kapı açmışlardır. Oysa en değerli varlık olan insan için gerekli her şeyi bağrında yaşatan ve bu tabiatı vareden Yaratan ona inceden inceye nakşettiği ilâhi nizamla azami istifade edilsin ve onda kendisi müşahede edilsin istemiştir. Bunları bulup görmek ve faydalanmak için ise mutlaka, "yaradılanı severiz Yaradan'dan ötürü" düstûru ile hareket eden ilim adamlarına ihtiyaç vardır.

Elektrik yani bir cismin atomlarından, elektron kaçırmak veya atomuna elektron eklemek, mutlaka hareketle meydana gelmektedir, yani sürtünmeyle oluşmaktadır. Biraz merakla gerilere doğru bakacak olursak, binlerce yıl önceleri taşı taşa vurarak bu sert sürtünmeden doğan elektron kaybı ve kazancı ile pırıl pırıl kıvılcımlar saçtırarak bu olay o zamanlarda bile, ateş yakmada kullanılmıştır. Hatta günümüzde bile sigara yakmak için kullanılan en lüks çakmak bu prensibin uygulanmasına dayanmaktadır. Yeter ki buna uygun bir taşa dişli ve sert bir silindirin hızla döndürülüp sürtmesi sağlansın; bu durumda kıvılcımlar ateş saçar ve çakmağın, gazla ıslak fitili alev alır. İşte bu temel prensipten hareketle hızlı ve sürekli sürtünmeyle, içice dönen silindirlerden, çağımızın elektriği üretilmekte ve bu silindirin adına Jeneratör (doğurucu) denmektedir. İçice yer almış birbirine dokunup sürtünen silindirlerin, mutlaka, onları döndüren sürekli bir güce ihtiyaçları vardır... Bizim konumuz da, bu basit girişten sonra, bütün jeneratörlerin, zamanımızda temiz enerji ile en sağlıklı yöntemlerle çalıştırılması varken, inad edercesine, âdeta sigara tiryakileri gibi, canlılık düşmanı, tabiat düşmanı malzemeyle döndürülmesidir: Madenlerde çalışan insanların, sadece ekmek parası karşılığı hayatlarına mâlolarak çıkardıkları, maden kömürünü yakarak... Benzer biçimde, petrol yakarak... Daha da kötüsü tam kontrolü imkânsız atom enerjisi santralları kurup, çevreyi korkunç kire-pisliğe, öldürücü zehirlere boğarak. On binlerce gezegenler arasında, biricik, hayat dolu Dünyamızı, ölüme mahkûm ederek...

Bugüne kadar karşımıza çıkan dram tabloları, madenlerdeki ölümler, petrol için sık sık olagelen savaşlarda milyonlara varan ölümler, geride kalanların çileleri çok daha iyisini, tertemizini ve de bitmek tükenmek bilmeyen enerji kaynaklarını, elimizin altına koymuş olan YÜCE YARADAN'ın, onları araştırmak, bulmak ve kullanışa koymak için biz sevgili kullarına acaba bir uyarısı olmuyor mu?..

Akl-ı selîm sahibi insanların desteklediği ve baştâcı ettiği gerçek bilimadamları, bu temiz enerji kaynaklarına daha çok ilgi duymakta.