Sızıntı Arşivi

Haziran 1991 · s. 194 · 5 dakikalık okuma

Kanlı Kabus

M. Fethullah Gülen · BAŞYAZI

Son hâdiselerin ağırlık ve boğuculugu altında materyalist bir medeniyetin, İslâm'a, hilâle karşı ne denli kin, nefret ve intikam düşünceleri taşıdığını bir kere daha görüp yaşadık ve bir kere daha ürperip sarsıldık...

Evet, görüp-şahid olduk ki, biz ne kadar şirin görünürsek görünelim, kendimizi ona ne kadar yakın hissedersek edelim, Avrupa bize hep uzak kaldı.. uzak kalmaya dikkat etti ve hiçbir zaman bizim yanımızda olmayı düşünmedi.. bizimle münasebetlerinde hep iki yüzlü davrandı.. ezip geçmeye gücü yettiği zamanlarda kabadayıca hareketlerden geri kalmadı.. iktidarsız kaldığı dönemlerde, takiyyelerin en utandırıcılarını yaptı. İslâm dünyâsını hemen her zaman bir pazar ve panayır yeri olarak gördü ve öyle de davrandı. Gülerken ısırdı; ağlarken de merhametimizi istismar etti; fakat hiçbir zaman bu garibler dünyâsına karşı İnsanî hislerle yaklaşmayı düşünmedi; duygu ve düşüncelerimize karşı saygılı olmadı.

Batı, medeniyet ve insanlık adına ne kadar iddialı olursa olsun, biz onu, güçlü olduğu hemen her devirde gayet zâlim ve hunhar, zayıf düştüğü zamanlarda da başkalarının ayağını öpecek kadar zelîl ve sefîl olarak tanıdık. Evet, onun dış görünüşüyle içyapısı, gürültülü iddialarıyla insanlığa va'dettiği şeyler arasında hemen her zaman bir zıtlık olmuştur. O, yüksek teknoloji, san'at, ticaret ve maddî refahta ileri olduğu ölçüde, insanî değerler, ahlâk ve fazîlette hep gerilerin gerisinde kalmıştır. O-nun, medeniyet ve demokrasi havariliği sırf bir aldatmaca, dünyâ muvâzenesi adına gösterdiği gayretler ise göz boyamadan başka bir şey değildir. O, asırlar ve asırlar boyu menfaat düşüncesiyle oturmuş-kalkmış, hemen her zaman çıkarları uğrunda kan dökmüş-kan içmiş.. ve yine bu uğurda gelip-gelip bize toslamış.. girdiği her yerde kırkharâmîler gibi davranmış; çalmış-çırpmış, yağmada bulunmuş.. çalıp-çırptığı şeyleri paylaşmada, diğer gâsıplarla uzlaşamamışsa, kendi içinde boğuşmaya girmiş.. ve cihan harplerinde olduğu gibi yeryüzünü kan gölü haline getirmiş.. ve kan seylâplarıyla akla-hayâle gelmedik kan değirmenleri çevirmiştir.

Batılı nazarında medenî dünyâ, batıdan ve Hıristiyan âleminden ibarettir. Başka milletler, hususîyle de müslümanlar büyük çoğunluğu itibâriyle ya barbar ya da yarım medenîdirler. Bu bakımdan da, onları ezmek, asimile etmek; hizaya gelmezlerse tehcîr veya soykırımına tâbi tutmak gayet normaldir. Tarih, bu bağnazca tutumun misalleriyle doludur. Bu bağnazca tutuma milletimizin mâruz kalması ise, diğer bütün milletlerin birkaç katına denk seviyededir. Zira batı, milletimizi İslâm dünyâsı üzerindeki emellerine mâni görmektedir. Evet, günü gelince uyanacak koskoca bir dünyânın, milletimizin liderliği etrafında toplanacağını düşündükçe o, hafakandan hafakana girmekte, asabîleşmekte, huysuzlaşmakta ve adetâ bir deli gibi sağa-sola saldırmakta.

Batı, kendi içinde Hıristiyanlığa karşı lâkayd kalsa da, İslâmiyetin bahismevzû olduğu hemen her yerde, hatta Hz. Mesih'i kabul etmeyenler arasında bile, korkunç bir İslâm düşmanlığı gözlenmektedir. Daha İslâm'ın zuhûruyla dört bir yana serpilen düşmanlık tohumlan, haçlı hareketleriyle birer tûfân, birer felâket hâlini aldı. O günden bugüne papazların kin, nefret ve düşmanca gayretleriyle batılı insan, müslümanları birer gulyabâni, müslüman idarecileri de âdeta birer Neron gibi görmeye başladı. Bu mevzuda anlatılan şeyler batılı yığınları o kadar te'sir altına aldı ki, değil sadece câhil kalabalıklar, papazlarla sürekli kavga içinde bulunan dinsizler, ilim adamları, araştırmacılar dahi, "İslâm" kelimesinin geçtiği her yerde, kinle, nefretle gerilip, düşmanlıkla gürlediler.

Akl-ı selîm ve müsbet düşünce karşısında hergün biraz daha kan kaybeden ve bütün bütün i'tibârını yitiren rûhânî sınıf, halkın içinde uyanan bu kin ve nefretlere sığınarak, İslâmiyet hakkındaki ebedî ve cibillî düşmanlıklarını devam ettirdiler. Bugün Avrupa ve Amerika'nın pekçok önemli ilim ve medeniyet merkezlerinde, İslâmiyetin yeryüzünden silinmesi ve herşeye rağmen Hıristiyanlığın neşredilmesi emeliyle yanıp tutuşan binlerce mutaassıb, bağnaz İslâm düşmanını görüp - göstermek mümkündür. Bu taassub ve bağnazlık, Avrupa ve Amerika'nın bazı merkezlerinde sadece birer tasavvur've düşünce olarak da kalmıyor.. sık sık matbuata da aksettiği gibi, bugün, İslâm dünyâsının en ücra yerlerine kadar sokulup misyonerlik faaliyetlerini sürdürenlerin hadd ü hesabı yok.. ve yine bugün, İngiltere, Fransa ve Amerika'daki İslâm'ı karalama ve Hıristiyanlığı neşretme cemiyetlerine ayrılan paralar, bizlere dehşet ye ürperti verecek mâhiyettedir. İnsan, bu uğurda sarfedilen dolar, sterlin, mark ve frankların korkunç miktarını duydukça, kendini ortaçağın o en karanlık yıllarında Pierre Lermiflerin çığlıklarıyla kükremiş haçlılar arasında sanıyor.

Evet, hep medenî geçinen bu insafsız dünyanın, İslâm hakkındaki tasavvur,düşünce ve kriterlerini duydukça insan, ister-istemez şu kanaate varıyor: Yeryüzünde İslâm'ın nuru parladıkça, hilâlin şevketi devam ettikçe ne haçlı kin ve nefreti yatışacağa benziyor ne de İslâm dünyâsı işgalden kurtulacağa...

Öyle anlaşılıyor ki, araplar bütünüyle hıristiyanlaştırılacağı-bu hiçbir zaman olmayacaktır ve olmasın! - Türkler de Altay dağlan ötesine sürüleceği güne kadar -Rabbim o günleri göstermesin!- batılıların baskı, boykot, ambargo ve işgalleri -en yeni ve canlı misâlini körfez krizi münâsebetiyle yaşadık -devam edecek.. ve Rişâr'ların, Barbaros Frederik'lerin torunlarını, kan içmek üzere sık sık yamaçlarımızda görecek, tiksinecek ve ürpereceğiz...

Olanların delaletiyle olacaklar hakkında ihtimaller yürütüyor ve diyoruz ki; bundan sonra da batı, en kaba, en derin bir taassubla İslâmiyet ve müslümanlara düşman olduğunu fırsat buldukça gösterecek.. İslâm dünyâsının ümîd minberi, vahdet mihrabı olan Türkiye'yi tekrar ber-tekrar sarsacak, kıskaca alacak, kan kusturacak ve ona huzur vermeyecektir. Böyle yapacaktır; zira asırlık emellerine ulaşmanın yolu bundan geçiyor. Böyle yapacaktır; çünkü o, bu sayede ayakta kalabileceğine inanmaktadır. Bugün o,Türkiye'nin İslâm dünyâsı nazarındaki nüfuz ve i'tibârını, kendi geleceği adına tehlikeli bulduğundan, ne pahasına olursa olsun, Türk milletine karşı liderliğe giden yolları tıkama kararında.

Evet, dünyâda herşey ve herkes değişse de, batı, mağara ve dehlizlerde yaşadığı dönemdeki İslâm düşmanlığını bütün ürperticiliğiyle devam ettireceğe benzer...

Artık, böyle bir dünyâdan merhamet bekleyenler aldanmış ve ona şirin görünmek için kendi değerlerini, kendi mukaddeslerini tezyif edenler ise, bindikleri dalı kesmiş olurlar. Onlarla bizim aramızdaki uçurumları doldurup hatt-ı muvasalayı temin etmek imkânsızdır. Onlarla bizim aramızdaki mesafe tamamen onlara ait olduğundan, o boşluğu doldurmaya bizim gücümüz yetmez. Zaten onlar da, aradaki bu boşluğun kapanmasından daha ziyâde, bütün bütün onlara iltihakımızı beklemekteler. Böyle bir isteğe cevab-ı sevap vermek ise, ya bir hiyânet veya akılsızlıktır.

Şimdiye kadar açıktan açığa böyle bir talebe "evet" diyen çıkmadı. Ama, yığınlar dolaylı yollardan hep böyle bir yokolmaya doğru itildi. İçte ve dışta bir kısım gizli güçler, saf kitleleri hep ölüm çukurlarının çevrelerinde dolaştırdı ve onlara özleriyle varolma fırsatını vermediler...

SIZINTI