Sızıntı Arşivi

Haziran 1991 · s. 200 · 4 dakikalık okuma

Okuma ve Yazma Üzerine

H. Ensar Sarpgül · Edebiyat

Herhangi bir yazıyı okumaya başlamadan önce, o konu üzerinde mutlaka düşünmeli, daha önceki bilgiler zihinden geçirilerek, yeni bilgiler almaya hazırlanmalıdır. Bunun için, yazının başlığını iyi anlamak, alt başlıkları ve sırasıyla, ilk ve son paragrafları, mümkünse her paragrafın ilk ve son cümlesini okumak gerekir. Hakkında bilgimizin olmadığı bir hususta okuyacaksak lügat, ansiklopedi ve diğer temel bilgiler ihtiva eden kitaplara gitmeli, bilgi seviyemizi arttırmalıyız. Anlamakta güçlük çekiyorsak, konuyu iyi bilen birisine sormalıyız. Böylece kısa zamanda ihtiyacımız olan bilgiyi elde edebiliriz.

Her yazı, kendi seviyesine göre ciddî bir alâka ve dikkat ister. Ciddî ve ağır eserleri en hazırlıklı ve istekli olduğumuz zamanlarda, hafif ve genel kültürümüze yönelik yazılan da, dinlenme zamanlarında veya seyahatlerimiz esnasında vaktimizi boşa geçirmemek için okumalıyız.

Okumakta ağırlık düşünme üzerinde olmalıdır. Sağlıklı okuma,okunan şeyleri sadece hafızaya kaydetme değil, aynı zamanda hafızada olanları da yenilemedir.

Bir yazıyı okurken, içimizde kıpırdanışlar oluyorsa, dahası, yazarla birlikte nefes alıp verebiliyorsak, biz gerçekten okuyor ve yazar da gerçekten bize hitap ediyor demektir. Yazar ile okuyucu arasındaki alışveriş, ancak o zaman mümkündür. Yazarla diyalog kuramayan bir okuyucu okuduklarından fazla istifade edemez.

Sağlıklı okuma; neyi, niçin ve hangi maksatla okuduğunu bilmektir.

Kendini yetiştirmenin başlıca şartı okumaktır. Hiç bir âlim, mütefekkir veya araştırmacı gösteremezsiniz ki, kendi durum ve seviyesine göre belirli ve düzenli bir okuma temposuna sahip olmasın.

En çok tartışılan ve sorulan konulardan biri, belki de en önemlisi; "Kendimizi yetiştirmek için ne okumalıyız?" Evet, böyle bir soruya şöyle cevap verebiliriz; evvela bir faaliyette bulunmadan önce o işi yapmamız gerektiğine inancımız tam olmalıdır. Şayet siz "kendini yetiştirme"nin ne olduğunu ve ne maksatla yapılması gerektiğini bilmiyorsanız, bu durum, sizin sadece "bir anlık heves" ile hareket ettiğinizi gösterir.

İkinci olarak, insanın kendi kabiliyet ve iradesini tanıması ve geliştirmesi, yetişmenin şartlarındandır. Aksi takdirde yapmaya kalktığı birçok işi yarıda bırakmak zorunda kalabilir ve bundan dolayı kendine olan güvenini yitirebilir. Bütün ilimlerin başı, kendini tanımaktan geçer. Evet, Yûnus'un dediği gibi: "İlim kendin bilmektir."

Dikkat edilmesi gereken üçüncü mesele, çağımız sürat çağıdır; insanın mükellefiyetleri çok ve ulaşmak istediği hedefleri çeşitlidir. Bütün bunların karşısında, okumaya ayırabileceğimiz vakit değerli ve sınırlıdır. Bu sebeple, önceliği bize, kendimizi ve içinde yaşadığımız kâinatı tanıttıracak eserlere vermeliyiz.

Netice olarak kendini yetiştirmeye azmetmiş her insanın, belirli bir çalışma sahası olmalıdır. Birden fazla şeyi bir anda öğrenemeyeceğimiz gibi, birden çok sahada da kendimizi yetiştirmemiz mümkün değildir. Ancak, belirli bir sahanın seçiminden sonra, diğer bazı alâka duyulan sahalar hakkında da bilgi edinebiliriz. Unutulmamalıdır ki, çok ve düzensiz bilgi değil, az, öz ve tam bilgi insanı hedefe ulaştırır.

YAZMA ÜZERİNE

Faulkner "yazmak insan kalbini yüceltmek"dir der. Bu sözün ne kadar doğru olduğunu bilmem ama bence yazmak, durmadan konuşan kainatın dilini anlamak demektir veya yazmak kainata hakkıyla bakmayı bilmek demektir. Bu zaviyeden o, ilmin kapısı sayılabilir. İlâhî Beyan’da okumaktan sonra yazmanın bize emredilmesinde de bu gamıza (ince mesele) gizlidir. İlmî ve fikrî çalışmalardan verim düşürülüyorsa insan mutlaka yazmaya çalışmalıdır. Yazmak başka bir zaviyeden okuma ile elde edilen bilgilerle zonklamaya yüz tutmuş kafanın patlamasını önleyen ve sadece önlemekle kalmayıp insanlığa birşeyler verebilmenin sancısını dindiren bir vasıtadır. Hele hele bu müspette kullanıldığı zaman gönüllere nur akıtma kanalı olarak kullanılır. İnsan bu açıdan kendini hangi şartlarda olursa olsun yazmaya alıştırmalıdır. Yazma yerine sadece akılda kalanlarla yetinen bazı insanlar okudukları binlerce sayfa eserden yeterince meyve alamayan kimselerdir. Yazmak, bilgilerin dışında tezahür ediyorsa ilhama sonuna kadar açılan bir kapı oluverir. Bu açılışla gizli hazinelerin sırları meydana çıkar. İnsan o açılan kapıdan ma'nâ âleminin sonsuz güzelliklerinde mest ve sermest olarak gezer. Ebede ait duyguların uzantısına kavuşur. Ve insan âleme başka bir gözle bakmaya başlar. Bundan dolayı yazmak okuyan her insan için kaçınılmaz bir hakikattir.

Dünya çapında kendini ispat etmiş ve meşhur olmuş hemen bütün mütefekkir ve ilim adamları az veya çok, ama mutlaka yazmışlardır. Yazmak, ilmin olgunlaştırılmasında en önemli faktörlerden biridir. Eğitimcilerin "İnsan öğretirken öğrenir" diye ifade ettikleri hakikat, yazmak hususunda da geçerlidir. İnsan birçok mevzuda malumat sahibi olabilir, ancak, sıra yazmaya geldiğinde, bildiğini sandığı pek çok şeyi, aslında yeterli seviyede bilmediğinin farkına varır. Bu yüzdendir ki belirli bir sistematik içerisinde düşünce ve araştırmalarını yazıya aktarmasını bilenler müessir yazarlardır.

Yazmanın ağır bir mes'uliyeti de vardır. İki kitap okuyanın kaleme sarıldığı günümüzde, belki de en muhtaç olduğumuz şey yazarlık mes'uliyetidir. Ortaya konulan bir eserin okuyucuya doğrudan tesir ettiğini düşünürsek; yanlış bilgi verme, bir takım zan ve şüphelere dayalı şeyleri kesin hakikat gibi gösterme, bir yazar için talihsizliğin en kötüsüdür.

Yazmak, geniş ma'nâsıyla, Öğrenip bildiklerini başkalarının istifadesine sunmaktır. Ve, yazmak, hakkı dile getirmeyi ve doğruyu göstermeyi hedeflemişse o zaman kudsî bir mâhiyete bürünür.