Şubat 1991 · s. 30 · 4 dakikalık okuma
Tabiatta Kristal Mühendisliği

Tabiat, insanoğluna arzedilen bir nimetler hazinesidir. Bu sonsuz hazinenin sırlarını ortaya çıkaran ilim adamları için model yine kâinatın içinde bulunmaktadır. Son yıllarda, insanlığa çeşitli faydalar vadeden yeni sahalardan birisinin de canlıların mikro yapısı olduğu ortaya çıkarılmıştır.
Çoğu canlının, genelde organik polimerlerden ibaret olan iskeleti inorganik minerallerden inşa edilmiştir. Bu mineraller kabuk, kemik, diş gibi değişik yerlerde çok çeşitli yapılarda karşımıza çıkmaktadır. Önce kimyacıların dikkatini çeken bu maddeleri günümüzde özellikle malzeme bilimi ile uğraşanlar, tetkik ederek bunların her birisinde dercolunan teknolojiyi faydalanmak üzere birçok sahada taklid etmeye başlamışlardır.
- Tabiatta birçok organizma, kristal halinde veya düzensiz bir yapıyı oluşturacak şekilde, biyominerallerden oluşmaktadır. Çoğunlukla esası karbon, hidrojen ve oksijenden ibaret, yumuşak organik maddelere sahip olan bu organizmaların o sert kabuklan tek bir kristalden meydana gelmiş dikenleri, minyatür mıknatısları ve her birisi mimari bir şaheseri andıran yapıları acaba nasıl inşa edilmiştir. Yapılan araştırmalar bunun cevabını bulmak için en başta hücre içine bakmak gerektiğini göstermiştir; bütün organizmalarda aynı mekanizma işlemektedir. Yani, maddeler çözelti halinde alınmakta ve hücre zarlarında yoğunlaştırılmaktadır. Hücre içinde ise katyonlar (pozitif yüklü iyonlar) ile birleşerek mineral halinde çökelmektedir. Bu mineraller hücrenin içinde, yüzeyinde veya dışında depolanabilir. Hücre dışında toplanan mineraller üzerinde genetik bir kontrol mekanizması olmadığı halde hücre içindekiler, ihtiyaç duyulan şekle sokulmak üzere, sıkı şekilde kontrol altında tutulurlar; hatta, hücre içine yerleştirilmiş bulunan organik bir zara, kalıp vazifesi gördürülerek minerallerin istenen şekilde kristalleşmesine imkân verilmiştir.
Yukarıdaki hâdise meydana gelirken asıl hayret verici olan, minerallerin, meydana getirilmesi çok zor bir yapı tarzı olan “tek kristal”i oluşturacak şekilde kullanılmasıdır. Bir maddenin tek kristal yapıda olması demek, onu meydana getiren alt birimlerin maddenin her tarafında aynı düzgün sırada bulunması ve hiçbir düzensizliğin görülmemesi demektir; bu tür bir yapı ise o maddeye bazı üstün özellikler kazandırır. Ayrıca tek kristaller en temel kristal yapı biriminin (birim hücre) şeklini aksettirmektedir. Meselâ, temel yapı birimi küp şeklinde olan tek kristal yapılı bir madde küp şeklinde olma temayülündedir. Buna karşılık, meselâ, denizkestanesinin çubuk şeklindeki tek kristal yapılı olan dikenleri ise çubuk şeklinde, enteresan bir mimariyi sergilemektedir . Tek hücreli canlılarda dahi eşsiz bir mühendislik yapısını görmek mümkündür.
Organizmaların yapısı karmaşıklaştıkça kristal mühendisliği için daha çarpıcı modeller ortaya çıkmaktadır. Meselâ, özel kemik hücresi kalsiyum ve fosfat iyonlarını toplamakta ve bunları, minerallerin düzenlenmesi görevini üstlenen, polimerik yapıya aktarmaktadır. Bu organik alt yapı (matrix) üzerinde gelişen kemiğin yapıtaşının, iplik şeklinde bir protein olan, kollojen olduğu ortaya çıkarılmıştır,
Bir kabuğun inşa edilmesi ise bir duvarın örülme-sine benzemektedir; inorganik kalsiyum karbonat tuğlalar dizilmekte ve bunlar organik, bir nevi zamkla yerlerine tutturulmaktadır. Böylece meydana getirilen kabuğa inorganik bir maddenin mukavemet özelliğinin yanısıra organik bir maddenin de elastikiyet özelliği kazandırılmıştır.
Bu tür hârika düzenlere sahip birçok organizmaya ayrıca, minerallerden oluşan bu tür yapılarını organize edebilme kabiliyeti de verilmiştir. Meselâ, bazı bakteriler demiroksitlerinden ibaret kılcal mıknatıslara sahip kılınmış iken, tatlı su planktonlarına minerallerden oluşan âdeta bir sepet hediye edilerek bunu yiyeceklerini yakalamada kullanmaları öğretilmiştir.
Organizmaların, depoladıkları mineralleri nasıl böyle yapıları oluşturmada kullandıkları merak konusudur. İlâhî bir nizamın esintilerini taşıyan bu hâdisede önemli olan unsurun organik moleküller ile inorganik iyonların biyominerallerin yüzeyinde etkileşmesi olduğu anlaşılmıştır. Organik polimerlerin inorganik maddelerin kristalleşmesi üzerinde yaptığı etki malzeme bilimi ile uğraşan mühendislerin önünde yeni ufuklar açmaktadır. Tabiattaki varlıklar örnek alınarak yapılan sentetik - organik polimerlerin yakın bir gelecekte inorganik malzemenin kristalleş meşinde kullanılabileceği sanılmaktadır. Yukarıda özetlenen hâdisenin detayları tam olarak açıklığa kavuştuğunda ileri teknolojinin ihtiyacı olan tek kristallerin veya bileşik (kompozit) malzemelerin hem imalatı kolaylaşacak hem de çok karmaşık işlemler rahatlıkla yapılabilecektir.
Bath Üniversitesindeki çalışmalar tamamen biyomineralizasyonun anlaşılabilmesi ve taklid edilmesi üzerine esas alınmaktadır.
Kimya, fizik ve biyoloji dallarında çalışan i!İm adamları tarafından ortaklaşa yapılan bu tetkik ve deneyler esnasında inorganik maddelerin kristalleşmesi hakkında yeni malumatlar ortaya çıkarılmıştır.
Bu konuda dikkati çeken hâdiselerden birisi de, değişik şartlarda farklı demir oksitlerinin meydana gelmesidir. Bazı bakteriler bu demir oksitleri pusula olarak kullanabilmektedir. Demirin, “ferritin” adı verilen proteini birçok organizmada bulunmaktadır; bu protein ise birçok problemin izalesi bakımından canlılara verilmiş bir nimettir. Ferritinlerin ortalarında 8 nanometre (metrenin milyarda biri) genişliğinde bir delik mevcuttur. Bir demir atomu oksitlendiğinde bu deliğe âdeta hapsolunur; diğerlerinden tecrit edilmiş bulunan bu küçük pas parçacığı zararsızdır ve daha sonra, hemoglobin yapımında kullanılmak üzere, âdeta depolanmıştır ve organizmaya buradan demir sağlanmakladır.
Tabiatta biyominerallerin inşasındaki insanı hay-rette bırakan bu tür mükemmellikler bilim adamlarım bu hâdiselerin laboratuvar şartlarında modellerini yapmaya teşvik etmiştir. Oxford Üniversitesi'nden B. Williams ve S. Mann, suni kesecikler içinde biyominerallerin veya inorganik katıların nasıl oluşacağını tetkik ettiklerinde, kullandıkları zar şeklindeki maddenin, bazı canlılarda Örneği görüldüğü üzere minerallerin yapı. şekil ve büyüklüğüne tesir etti-ğini ortaya çıkarmışlardır. Bu deneyde yalnızca maksada uygun şekilde kristalleşme sağlayacak molekül dizilişi dikkate alınmamıştır. Bu meselenin halli ise daha sonra Langmour filmlerinde bulundu. Bu ince sabun filmleri su yüzeyine yayıldığında sadece 1 molekül kalınlığında bir tabaka meydana getirmekteydi. Bu tabakalar üzerinde yapılan çalışmalar sonunda kristallerin sadece düzenlenmesinin değil, bunun yanında kristalleşme şeklinin de tabakaya bağlı olduğu ortaya konmuştur.
İlim adamları ve mühendislerin tabiatta cereyan eden biyomineralizasyondan öğrenecekleri çok şeyler var. Organik ve inorganik yüzeylerin birbirine etkilerine benzer şekilde, malzeme bilimi ve inorganik katılar sahasında ortaya konan gelişmeler hep tabiatta mevcut tabii modellerin semereleridir. Her parçası bir programlar manzumesi olan tabiatın, kısa vadeli plânlarla sorumsuzca kullanılması yerine, gerekli şekilde tetkik edilmek suretiyle Yaratıcı'nın mükemmel sanatlarının önce madde ve mânâda anlaşılması ve daha sonra da bu harika modeller örnek alınarak birçok sahada mevcut teknolojik problemlerin halledilmesi yönünde kullanılması insanoğlunu kendisine yakışan seviyeye çıkaracaktır.
