Sızıntı Arşivi

Şubat 1995 · s. 19 · 5 dakikalık okuma

Sünnet Üzerine

Aydın Boz · Din Ve Ahlâk

On bir yaşındaki Ahmet gelip gidip sünnet kıyafetine bakıyor, heyecanlanıyordu. Yarını iple çekiyordu, Babası ona büyük bir merasim tertip etmişti. inşaallah güzel bir sünnet düğünü olacaktı. Acı mı? Ne acısı yahu! Daha bir ay önce mahalle arkadaşları Mehmet ve Hamza da sünnet olmuş ve “Hiç acımadı. Biz artık adam olduk adam!” demişlerdi. Ahmet’de onlar gibi “adam” olmak istiyordu. İşte bu güzel tasavvurlarla, sabahleyin kuş cıvıltıları arasında aynı hayallerle uyandı.

Sünnet merasimi vakti gelip çatmıştı nihayet. Ahmet ise o güzel sünnet elbiselerinin içerisinde, beyaz atın üzerinde sokakları turluyordu. Bu haliyle sanki “Ey abilerim, amcalarım, teyzelerim, görün, işte ben de adam oluyorum” diyordu. O güzel turdan sonra bir odaya alındı ve kendisine ayrılan yere oturtuldu. Ahmet’in sünnet edilmesiyle duâlar edildi ve bu arada da ikramlar dağıtıldı. Tabii Ahmet’e sunulmak üzere getirilen hediyeler de tek tek veriliyordu. Ve Ahmet’in güzel yüzü artık gülmekteydi, çünkü o, mecbur deyimle “adam” olmuştu...

Bu kısa sünnet hikâyesi ülkemize bu konuyla ilgili araştırmalarda bulunmak üzere gelen Pedagog Cathrin Kahlweit tarafından kaleme alınmıştır.

Arapça’ da “hitan” adı verilen “sünnet”in ilk defa ne zaman yapıldığı kesin olarak bilinmiyor. Fakat insanlığın yaşı kadar eski olduğu söyleniyor. Yapılan birçok arkeolojik araştırmalar, sünnetin Eski Mısır’da, İbranilerde ve Fenikelilerde, hatta Amerika kıtasında yaşayan buranın yerlileri Azteklerde de tatbik edildiğini göstermektedir. MÖ. 4000 yıllarında Firavun II. Ramses’in oğlunun sünnet edildiğine dair belgeler mevcuttur. Öte yandan, mevcut belgelerde Yunan ve Roma medeniyetlerinde çocukların kesinlikle sünnet olmadıkları görülmektedir.

İncil ve Tevrat’ta sünnetle ilgili en eski haberler Yahudiler ve Mısırlılar üzerine gelmiştir. Puchmann, “Age et Cause de la Circoncision” (Sünnet yaşı ve Sebebi) adlı kitabında sünnetle ilgili bahiste, bu ameliyenin eskiliğini ifade için mübalağalı bir üslupla, “Milyonlarca yıldan beri devam edegelen, insanlar arasında mevcut ameliyelerin en eskisi” tabirini kullanır. Bu sözüne delil olarak da eski kaynaklara atfen Mısırlılar, Habeşliler vs. tarafından çok eski devirlerde tatbik edildiğini gösterir.

Günümüzde ise bu sünnet ameliyesini Müslüman ve Yahudi milletleri, ABD’nin yaklaşık yüzde sekseni, kuzey, güney ve orta Amerika’nın yerli toplulukları, Mikronezyalılar, Polinezyalılar, Afrika’daki pek çok topluluk ve Avustralya’daki yerli halk (Aborijenler) devam ettiriyorlar. İngiltere’de de tıbbi lüzum üzerine sünnet yapıldığı bilinmektedir.

Hz. Musa (as)’nın dininde de sünnet vardır. Tevrat’ta (10, 14 ve 17. bölümde ) çocukların 8. günde sünnet edilmesi emredilmektedir. Bundan dolayı dünden bugüne Yahudiler hala aynı emri yerine getirirler.

Bakara süresinin 124. ayeti ve Efendimiz (sav)’in bir kısım hadislerinde, sünnetin ilk defa Hz. İbrahim (as)’in döneminde emredildiği bildirilir. Hz. İbrahim (as) sünnet olunca “hitan” tabiri, O’ndan sonra gelenlere örnek olması hasebiyle “sünnet” olarak telakki edilir. Hz. Isa (as) zamanına kadar sünnet bu şekilde devam ede gelmiştir. Nasara (Hıristiyan)’dan bir grup, “Hitan, kalbin gulfesini (kalbi bürüyen perdeyi) atmaktadır” şeklindeki hezeyanla bu kadim sünneti bırakırlar. Anlaşılacağı üzere Hıristiyanlar sünneti terk ederek vaftiz ile iktifa etmeye yönelir. Bununla beraber bugün Hıristiyanlar, her yıl 1 Ocak’ta Circumcision (sünnet bayramı) diye Hz Isa (as)’nın küçük yaşta sünnet edilmesi hatırasına saygı ayini yaparlar.

Hz. Peygamber (sav)’in, mübarek beyanlarında sünneti önemle tavsiye buyurduklarına şahit oluyoruz:

“Dört şey peygamberlerin sünnetlerindendir: Sünnet olmak, misvak kullanmak, güzel koku sürünmek ve evlenmek..”

“Hitan fıtrattandır, erkeklere sünnettir.”

Kelime-i şahadette olduğu gibi, Müslümanla Müslüman olmayanı birbirinden ayıran bir alamet telakki edilen sünnet, bazı âlimlerce vacip ve hatta farz denecek kadar mühim dini bir emir olarak kabul edilmiştir.

Türk milleti İslâm’ı kabul ettikten sonra sünnete o kadar çok ehemmiyet vermişlerdir ki “hitan “a “sünnet” adını verecek ve hatta Müslüman olmanın şartlarından biri sayacak kadar ileri gitmişlerdir. Osmanlılarda sünnet merasimleri günlerce devam ederdi. Halk bilhassa İstanbul’da sünnet çocuklarını yağız ata bindirir, Eyüp Sultan’ı ziyarete ve dua etmeye götürürdü. Ayrıca çocukları eğlendirmek için orta oyunu, karagöz eğlenceleri tertip edilirdi. Sünnet ve ziyafetten sonra da mevlit ve Kur’an-ı Kerim tilavet edilirdi. “Edilirdi” diyoruz çünkü bu güzel adetler bugün çok az icra edilmektedir. Bugün, modernlik telakkilerine kapılanların bazıları zenginliklerine güvenerek, bazıları da çevreye gösteriş yapmakta geri kalmamak için, borçlanarak da olsa şatafatlı bir “balo” havası estiriyorlar.

Cumhuriyetin ilk yıllarında güzel adetlerimiz ve kültürümüz konusunda olduğu gibi, sünnet hakkında da aleyhte konuşmalar, hatta sünnetin yasaklanmasını isteyenler bile olmuştur. Kadri Reşit Paşa ve Nazım Şakir sünnete karşı çıkanlardandır. Hatta Nazım Şakir, artık medeni olduğumuzu, her gün banyo yaptığımızı, bu sebepten sünnet yapılmasına gerek kalmadığını, bu mülahaza ile iki çocuğunu da sünnet ettirmediğini söyleme bahtsızlığında bulunmuştur.

TIPTA SÜNNET

Tıp bugün “Sünnet mutlaka yapılmalıdır” ikazında bulunuyor. Zira sünnetsizlerde balanitis posthitis adı verilen derin iltihaplar, sünnet derisi altında taşlar, fimozis denilen sünnet derisi darlığı, mesane, idrar yolları ve böbrek iltihapları, zührevi hastalıkların sık ve tez bulaşması, nihayetinde erkeklerde penis kanseri ve bu şahısların birlikte yaşadıkları kadınlarda da rahim ağız kanseri sıklıkla görülür.

Tıp literatüründe pek çok penis kanseri vak’ası bildirilmektedir. Ülkemiz ve diğer Müslüman ülkelerde bu kanser son derece nadirdir, hatta son elli yıllık tıp raporlarımızda tespit edilen 20-25 kanser vak’asının tamamen gayri müslim vatandaşlarda ve böyle hayata özenenlerde ortaya çıktığı belirlenmiştir.

Çocuk bakımı ve eğitimi” kitabının sünnetle ilgili bölümünde Dr. B. Spock şöyle der: “Tıp dilinde sünnet, penisin başındaki bir deri katının kesilerek alınmasıdır. Sünnetin sağlığı koruma bakımından faydası pek çoktur. Bu deri fazlalığı, “smegma” adı verilen ve beyaz tortuya benzeyen bir madde salgılar. Bu madde deri altında toplanır ve buraya yerleşen mikroplar, iltihaplanmaya yol açar. Sünnet işte bu sakıncayı önlemektedir.” Yaptığı araştırmalar ışığında C. Kahlweit, “Hindularda kanser daha çok görülmektedir” der ve ekler “Sünnet özellikle ABD’de artık devamlı ve ihtimamla yapılan bir sağlık ihtiyacıdır”. Sünnet olma yaşı psikolojik olarak çocuğu etkilemektedir ki, bu psikolojik yönü ayrı bir makale konusudur.

Efendimiz (sav)’in de beyan buyurduğu gibi, “En iyisi doğumun yedinci günüdür.” Sünnet ne kadar erken yapılırsa o kadar iyidir. Bebeklik döneminin ilk yirmi günü tercih edilebilir. Zira bu günlerde çocukların ağrı duyguları tam teşekkül etmediği için sünnet esnasında ağrı hissedilmez ve yara çabuk kapanır.

Böylesine mühim bir konunun örf ve adet misali toplum bünyemizle bütünleşmesi Hakk’ın bize büyük bir lütfüdür. Zira son asırda vücudun sıhhat odaklarından birini teşkil eden bu amel vahyin dışında kolay kolay elde edilemeyecek tıbbi bir hakikattir.

KAYNAKLAR

— Arslan, Ali; Büyük Kuran Tefsiri, Arslan Yay. C. 1, Bakara/124

— Sahih-i Buhari, Tecrid-i Sarih terc., Diyanet Yay 1971, C. 9

—Canan, Doç., Dr. İbrahim; Peygamberinizin Sünnetinde Terbiye, Tuğra Neşr. İstanbul 1987, s.88.

— Taberi, Milletler ve Hükümdarlar Tarihi 1, (Çev. Ahmet Temir, Zakir Kadiri Ugan), Milli Eğitim Bakanlığı Yay, İstanbul 383-389.

— Heredot Tarihi, Hürriyet Yay., 1973

— Puchmann; Age et Cause de la Circoncision, (Terc. Mavroyeni Pacha-Abidin Paşa), İstanbul 1982

— Spock. Dr. B.; Pflege und Vorsorge vo ben Kindem, Bilgi Yay. İstanbul 1983,s,134

— Kahlweit, Cathrin;‘Beschneidung bei Maennem und Frauen’,P.M. Magazine/9-l990

— Die rituelle Beschneidung in İslâm, Zeit Magazin/1992

— Nevevî; Şerhü’l Müslim, Mısır, tarihsiz.