Sızıntı Arşivi

Ağustos 1992 · s. 5 · 4 dakikalık okuma

Sun''i Kan

Tarık Çelik · Tıp

agu92

Tarık Çelik

Son yıllarda ortaya çıkan ve gün geçtikçe, özellikle Amerika ve Avrupa Topluluğu olmak üzere, milyonlarca insanı tesiri altına alan AIDS hastalığı yüzünden tıp sahasında sun'i kan çalışmalarına ağırlık verildiği dikkati çekmektedir. AIDS hastalığı sağlam kişilere değişik yollarla bulaşabiliyor. Bunlardan bir tanesi de kan nakli ile bulaşmadır. Bugün yüzbinlerce insan, bu hastalığa yakalanmalarını gerektirecek bir hayat yaşamadıkları halde, kan nakilleri yüzünden bu hastalığa yakalanıyorlar. Yurdumuzda da bu hastalık, seyrek de olsa görülmeye başlandı. Biraz önce de bahsettiğimiz gibi, ister bu hastalık isterse diğer sebeplerle, sun'i kan nakilleri konusuna ve sun'i kan üretilmesine hız verildi. Şu an elde edilmiş olan bu kan, kırmızı renk yerine süt gibi beyaz görünüme sahip. Kendine has bir kokusu ve tadı da yok. Bu kan Japonya, Almanya, Amerika ve Rusya'daki laboratuvarlarda kendilerine organ nakli yapılan hastalar üzerinde de denenmiş bulunuyor. Kullanılan kanın kimyevî adı: Perflorkarbon (PFCs) Karbon-flor bağlarından meydana geliyor ve perflorkarbon olarak da adlandırılıyor. Bu maddenin özelliği; gazları çözebilmesi, eğer oksijen gaz şeklinde sıvı PFC'ye püskürtülürse çok ince olarak dağılabilmekte ve bu sıvı içerisine, denemek için daldırılmış olan bir fare, solunumuna devam edebilmektedir. Aynı durum insan için de geçerlidir. Fakat sun'i kan ile dolu bir küvete daldırılacak bir insan bulunsa bile, böyle bir işin maliyeti 100.000 Alman markını bulmaktadır.

agu92

Sun'i kanın damarlarımızda dolaşan tabii kana göre şu hususiyetleriyle daha üstün olduğu söylenebilir:

-Bu kan her insanda, kan grubu dikkate alınmaksızın kullanılabilir.

-Normal kandan daha ince olduğundan en ince kanal ve gözeneklere kadar girebilir. Normal kan, kişide enfarktüs veya damarlarda pıhtı teşekkülü durumlarında, böyle bir imkana sahip değildir.

-Brom ihtiva eden sun'i kan, röntgen şualarını geçirmediğinden sun'i kanın dolaştığı en ince damarlar bile röntgen filimlerinde gölgeli olarak görülür. Bu yolla organizmadaki oksijenin dağılımı ve kullanılması da gözlenebilmektedir.

-Kan nakillerinde problem teşkil eden enfeksiyon tehlikesi, kimyevî açıdan daha temiz olan bu kanda görülmemektedir. Bugün hiçbir doktor, kan nakilleri için kullanılan kanlardan insanlara bazı enfeksiyonların geçmesini önleyebileceklerine ait bir garanti verememektedirler.

Bütün bu gelişmelere rağmen, insanlar için sun'i kanın tamamen kullanılabileceğine dair ilim çevrelerinde yeterli ilerleme sağlanamadı. Zira bu mesele sadece oksijen-karbondioksit taşıma meselesi değildir. Bizlere yaratılışımız ile hassas ölçüler ve miktarlar içerisinde programlanan kan içerisinde kan hücreleri dışında pek çok vazifeler de yüklenmiş bulunmaktadır. Bunlardan bazılarını ise şöylece sıralayabiliriz:

-Kan, hormonların ve bağışıklık sisteminin bir parçasıdır.

-Açığa çıkan zararlı maddeler kan yolu ile atılırlar.

-Yaraların kapanmasında ve organizmanın devreye soktuğu savunma maddelerinin taşınmasında kan mühim vazifeler icra eder.

agu92

Almanya ULM Üniversitesi'nden Prof. Meinert, kendisi de sun'i kan üzerinde çalıştığı halde, gerçek kanın yerini hiçbir şeyin tutamıyacağını ifade etmektedir. Neticede, insan kanının bütün özelliklerini taşıyabilecek bir sun'i kan üretilmesinin oldukça güç ve pahalı olacağı tahmin edilmektedir.

İnsan kanının plazmasına benzeyen maddeler birkaç yıldır üretilmektedir. Interleukinler ve interferonlar yıllardır gen teknolojisinin getirdiği imkanlarla ilaç olarak kullanılıyor. Kana kırmızı rengini veren ve oksijen ile karbondioksidin taşınmasında vazifeli olan eritrositlerin uzun süredir bir benzerlerinin yapılabilmesi çalışmaları da başarılı olamamıştır. Kanın her 1 mm3'ünde bu hücrelerden yaklaşık olarak 5.000.000 adet bulunuyor. Cüsseleri oldukça küçük, gördüğü vazife ise oldukça büyük olan bu hücrelerin toplam satıh büyüklüğü ne kadardır dersiniz? Standart ölçülerdeki bir futbol sahasının yarısına yakın bir yüzey oluşturuyorlar. Bu eritrositler (alyuvarlar) her gün 1000 litre oksijeni akciğerden kalbe, oradan da hücrelere kadar taşımaktadırlar. Gidişlerinde vazife gören bu hücreler, kalbe dönüşlerinde de boş dönmezler. Karbondioksidi kalbe ve akciğere getirirler ve nefes verme esnasında da bu gaz dışarı atılır. Hayatın idamesi için zaruri olan bu gaz alış verişi, eritrositlerin içindeki hemoglobin maddesi vasıtası ile olmaktadır. Eritrosit içindeki bu molekül, oksijeni yapısına bağlamakta ve oksijenin dolaşımı mümkün hale gelmektedir. Oksijenin az olduğu veya olmadığı vasatlarda, hemoglobine bağlı oksijen serbest bırakılmaktadır. Oksidasyon adı verilen işlemle de gıda maddeleri yakılmaktadır. Kanın diğer hücrelerinde olduğu gibi, eritrositlerde de istirahat kelimesi kullanılmamaktadır. Bu hücrelerde insanlardaki gibi mesai anlayışı ve hafta sonu tatili söz konusu değildir. Kendilerine kader programı ile takdir edilen 120 günlük ömürlerinde sadakatle ve yorulmadan çalışırlar. Kemik iliğinde her saniye 2-3 milyon eritrosit yapılmaktadır. Bir günde ise 250 milyar eritrosit, vücudun ihtiyacı ve sağlıklı kan dolaşımını gerçekleştirmek için oluşmakta ve bir o kadarı da vazifesini bitirip terhis olmaktadır. Bu hassas dengenin sağlanması için ilahî programda eritropoietin maddesine vazife verilmiştir. Bu hormonun salınımı için de böbrekler vazifelendirilmiştir.

agu92

Böbrek hastalıklarındaki renk solukluğu ve kansızlık, bu hormonun yeterince salgılanamaması ve dolayısı ile de yeterli eritrosit yapılamamasına bağlıdır. Bugün, eritropoietin denilen bu hormon da sun'i olarak yapılabilmektedir. Bu maddenin ilaç olarak kullanılması ile böbrek hastalarındaki kansızlık giderebilmektedir. Ancak ani kan kayıpları durumunda, eritropoietin verilmesinin faydası olmamaktadır. İşte bu durumlarda da yapılacak iş ya sun'i kan veya insandan alınan kanın kullanılmasıdır. Japonlar "Fluosul" adı altında sun'i bir kan türünü piyasaya sürmüşlerdir. Fakat sevinçler uzun sürmemiştir. Dayanıklılık ve berraklık konusunda bu kan beklenenlere cevap verememiştir.

agu92

Neticede, insanlık yeniden kendi bünyesindeki kana dönmüştür. Doğuşunda tertemiz olan, daha sonra değişik hastalıklarla kirlettiği kanını, insanoğlu başlangıcında olduğu gibi temiz tutmayı öğrendiği gün, korktuğu hastalıklardan kurtulacak, sağlıklı ve huzurlu bir hayata kavuşacaktır.