Ağustos 1992 · s. 6 · 5 dakikalık okuma
Bir Hamle Daha

Şemseddin Nuri
Billah, birgün cihan anahtarlarını sana teslim edeceğiz Ya Rasulallah! Yemin olsun, Hendek'te, her manivela indirişinle sert kayadan kopan kıvılcımlar içimizdeki indifayı tutuşturmaya yetecek ve Hakk'ın sana gösterdiği yerleri kâh fetih, kâh istirdat ile yeni bir dünya coğrafyası çizerek huzuruna öyle geleceğiz, Ya Nebiyallah! Mus'ab ruhuyla yapacağız bunu. İbn-i Cahş şuuruyla üstesinden geleceğiz bu işin. "Ebu Akil Destanı''yazacak kanlarımız bizim de. Sümeyra tebessümüyle dönecek analar Uhud'dan. Değil mi ki sen sağsın, bütün musibetler artık yas tutsun, başına toprak saçsın.. Nesibe Hatun olacak kadınlarımız, kızanlarının, yavrularının omuzunu sıvazlayacak, "Var git oğul Rasulullah'ı müdafaa et" diyecek herbiri gönü! meyvelerine.. Ateşe salacaklar onları. Kandan irinden deryalara gönderecekler yol vurup gitsinler için.. Hatta atalarının varamadıkları yerlere varıp sancaklar diksinler İçin.. Hansa vasiyeti fısıldanıyor dudaklarda. Analar "İlk ölen sen ol" diyor canlarından birer parça yavrularına.. Duyuyorum sanki şimdiden bu sesleri.. Görüyor gibiyim atını denize süren Işık Süvarilerini. Olmak istiyorum ben de onlar arasında. Dua dua yalvarıyorum Rabbim Sana. Bitmek, tükenmek istiyorum yolunda. Bir kefenim olsa yeter diyordum önceleri.. Şimdi onu da istemiyorum, bir muhtaca versinler kefenimi. Kalmışsa bir parça "Izhır Otu" onu kefen yapsınlar bana. "Er kişi" diye niyet edilsin yeter ki namazımda. Sözünde durdu desinler, borcu yok masivaya.. Bir can borcu vardı onu da ödedi Mevlâ'ya.. Desinler ve böyle gömsünler beni mezarıma.. Döndürme başka yere Yâ Râbb, Sana döndükten sonra!..
Teslimiyetten bir hâle olacağız "nûr neykel"inin etrafında. Haydar gibi gece kurulan tuzakta ve Sıddîk gibi sekîne iklimli "Gâr" da.. Bizim teslimiyetimiz teslim alacak Necâşi'yi; tasaffî etmiş hristiyan kitleyi.. Önce bizden öğrenecek onlar, iktidayı, uymayı, itaati ve söz dinlemeyi.. Necâşi'nin, ilk muhacirlerden öğrendiği gibi..
Şuur âbidesi Necâşi'nin. Teslimiyet burcuna demir atmış Necâşi'nin. Işıl ışıldır iç yapısı onun. Müsamaha ve insana saygı onunla billur avize haline gelmiştir. İseviyetin ilk günleri gibi saftır, durudur onun gönül dünyası. Gece-gündüz zıddiyeti vardır teniyle ruhu arasında. Saçlarının kıvrımlarıyla karakterinin düzlüğü ve pürüzsüzlüğü de aynı zıddiyeti taşır onda. Ku-reyş'in politik dehâsı Habeş'te iflas etmiştir. Taşa söz dinleten hatipler Necâşi şuuru karşısında taş kesilmiştir. Bir parça taviz dahi koparıp götürememişlerdir ülkelerine o granit iradeli adamdan. Feraseti yıpranmamış, aşıma uğramamıştır da ondan. Çevresinin tesirinde kalmamış, saltanat onu aldatmamıştır. Kraldır, hükümdardır, emir ve buyruk sahibidir; fakat adalet perçemini elinden hiç bırakmamıştır.
Hayranımdır ona. Adını duyduğumda, bilmediğim bir çağrışımla hep Ebu Talib'i hatırlarım ben. Burkulur içim Ebu Talib'in îmânını ilân edemeyişine. Teselli bulurum, hiç olmazsa ikinci Ebu Talib îmânını ilân etti diye.. İkisi de aynı devrede himaye ettiler müslümanları. Zira Allah Rasulü hep bir aziz misafir olarak ağırlandı Ebu Talib otağında. Ebu Talibin oğlu Cafer (r.a.) de Necâşi'nin yanında. Cennetten gelmiş bir ulak gibi baktı hep Necâşi ona. Hatırını hoş tuttu ve isteklerini hep buyruk saydı. Zira ki o orada Rasulullah'ı temsilen vardı. Seviyordu Necâşi müslümanları, gönülden seviyordu. Onlar üzerinde hep hassasiyetle titriyordu.. Elbette Ebu Talib'in hassasiyeti ondan da artıktı. Çünkü onun yanındaki hem yeğeniydi hem Rasulullah'tı.. Gel gör ki Ebu Talib çevre denen çeperi aşamadı ve istenen seviyede, ondan beklenen ölçüde "teslimiyet yakalayamadı. Eğer ikinci Ebu Talib de aynı durumda kalsaydı, içimizdeki hicran ikiye katlanacaktı. Şükür ki Necâşi bu engele takılıp kalmadı.
Bir nâme, bir mesaj gelmişti Dost'tan, şöyle diyordu:
"Silm ente! (Müslüman ol sen, kurtul sen!) Ben senin vesilenle, Melîk, Kuddüs, Selâm, Mü'min, Müheymin, Azîz, Cebbâr ve Mütekibbir olan Allah'a hamdederim. Ve şehadet ederim ki İsa (a.s.), Allah'ın rûhu ve kelimesidir ki, Allah onu, temiz, iffetli ve bâkire olan Meryem'e ilka etmiştir. Meryem, İsa'ya (a.s.) bu suretle hâmile kalmış ve Allah O'nu ruhundan yaratmıştır. Nitekim Allah (c.c), Adem'i de ruhundan ve kudretiyle yaratmıştır.
Şimdi ben seni Allah'a davet ediyorum. Sana amcamın oğlu Cafer'i ve yanındaki arkadaşlarını gönderiyorum. Zulmü bırak, nasihatimi dinle!. Selam olsun hidayete tâbi olanlar üzerine!. "
Ve Habeş Hükümdarı Necâşi (Erma b. Eshame) Nâme-i Hümâyun'a şu cevabı veriyordu:
'Rahmân ve Rahim Allah'ın adıyla: Selâm sana Ey Allah'ın Nebisi! Kendinden başka ilâh olmayan Allah'ın rahmet ve bereketi Senin üzerine olsun! O Allah ki, beni İslâm'a hidayet etti.
Bundan sonra: İçinde Hz. İsa (a.s.)ın durumunu da anlatan mektubunuz bana geldi. Yerin, göğün Rabbi'ne yemin ederim ki, Hz. İsa (a.s.) da sizin dediğinize, hurma çekirdeğinin üzerindeki zar kadar birşey ilave etmiyor. Ve o aynen sizin buyurduğunuz gibidir. Bize gönderdikleriniz (in kıymet ve değerinin) şuurundayım. Amcanızın oğlunu ve arkadaşlarını kendimize en yakınlardan kabul ediyorum. Ben şehadet ediyorum ki, Siz, sadık ve masduk (doğru ve doğrulanmış) Allah'ın hak peygamberisiniz. Size biat ediyorum. Biatimi Size bedel ve Sizi temsilen amcanızın oğluna yaptım. Ve bu vesile ile âlemlerin Rabbi olan Allah'a İmânımı ilân ettim. Ben de Size oğlum Erma'yı gönderiyorum. Ya Rasulallah, şu anda ancak kendime mâlikim. Emir buyurursanız, herşeyi bırakır ve yanınıza gelirim. Dediklerinizin hepsinin hak olduğuna şehadet ediyorum. Selam Size Ya Rasuiallah!."
Psiko-sosyolojik mucize. Allah Rasulün'den gelen mektup Necaşi'ye. Ve her ikisi de istikbale ait birer şifre.. İrşad ediyor Allah Rasulü bu mektubuyla bizleri. Hristiyan dünyaya karşı konuşmanın tekniğini öğretiyor ümmetine. Evvela düşüncede faslı müşterekleri tesbit etmeli ve tebliği bu usulle yürütmeli.. İfadeler ılımlı olmalı ve işe onların yanlışıyla başlamamalı..
Bir müjdedir Necâşi'nin İslâm'ı kabullenişi. Tasaffî edecek hristiyanlığın İslâm'a dehaletini sembolize eder gibidir o. Mesajdır dindaşlarına, İslâm'ı kabullenme adına. "Seçin İslâm'ı ve kurtulun" demektedir Hristiyan dünyaya..
Ve hele mektuptaki son cümle.. Teslimiyette zirve.. "Emrederseniz hemen gelirim" sözü onun Sahabi olduğuna belge.. Görmeden Allah Rasulünü sahabi olmak imkansız, Ama; Necâşi için bu böyle değil. Çünkü onun orada kalışı emirle.. Aynen Hz. Osman'ın biatinin kabul edilmesi gibi Hudeybiye'de.. Zira o da emirle gitmişti Mekke'ye ve bulunamamıştı biat edilen yerde. Fakat gerçekleşmişti biat, Allah Rasulü'nün vekalet eden eliyle.. Necâşi de Allah Rasulünü yine onun gözüyle görmüş oluyordu böylece.. Sahabi'nin ulularından kabul edilmeli Necâşi (r.a.) bence.. Sahabi denmeli o teslimiyet âbidesine.
Meşrûiyet payandalı olunca, zordur makam, mansıp ve saltanatla imtihan, oldukça zordur. Ne şehvetle ne de bir başka şeyle imtihana benzer O. Herşey kabul edilirken, hiçbirşey olmayı iradeyle kabullenmek ve hele bu neticeyi gönülden istemek pahalı adam işidir, seçkin ruh fiilidir. İşte bunu becermiştir. Necâşi, bunun kahramanı olmuştur. Öyle ki birgün dudaklarından şu ölümsüz sözler dökülmüştür: "Keşke burada sultan olacağıma, gidip Allah Rasulü 'ne hizmetkâr olsaydım.."
Belki bütün dünya söyleyecek birgün bu sözü. Necâşi'nin dedikleri yankılanacak dörtbir bucakta.. Denizler aşırı ülkelerden gelecek sesler.. "Lebbeyk" diyen sesler, name götüren ışık süvarilerine.. Biat yemini edecekler, emir bekleyen Necâşiler, Allah Rasulünün ruhaniyatı önünde.. Yeterki Cafer-i Tayyarlar uçuşsunlar o yörelerde.. Meryem Sûresini okuyabilsinler asrın anlayış seviyesine göre.. Ahde vefâdan ayrılmasın yiğitler. Zaten yiğitler döneklik nedir bilmezler.. Ve dönmesinler gittikleri yerlerden.. "Hoşgeldin" denmesin artık onlara. Dudaklarda bir ürperti gibi dursun hep "Uğurlar ola!"
Haydi dostlar bir hamle daha! Yeni ufuklara, hep yeni yeni ufuklara! Gitmezsek bizim olmaz o ufuklar bilinmiş ola!.