Sızıntı Arşivi

Haziran 1986 · s. 193 · 2 dakikalık okuma

Sonsuzluk Denizi

Mehmet Erdoğan · Edebiyat

Mehmet Erdoğan

Sonsuzluğu her insan arzu eder... Fenayı, hemen tükeneni, göz açıp kapayıncaya kadar geçeni kim ister ki...

Her gönül ebed-müddet hayatı teneffüs etmek ister... Görkemli manzaralar seyretmek yemek-içmek ve ilahi sanat karşısında mest olmak ister...

İnsan, elinin altındakine, kolay elde edilene sahip çıkma, onu elde etmede daha hahişkar davranır. Ücret ötedeyse ona pek itibar etmez...

Halbuki kolay elde edilen kolayca elden çıkar. Zor elde edilen ise insanın elinin altındadır. İnsanlar fıtraten fazla olana yahut sonsuzluk fikri ve tasavvuru husule getirene karşı meyyaldirler.

Fakat maalesef kainatta bunu herkes göremiyor ve sonsuzluk senfonisini her kulak işitemiyor. Nice büyük insanlar gelmişler bütün varlık hesabına ve en kudsi şeylerin üzerine yeminle imzalanıp mühürlenmiş şu değişmez mesajları sunmuşlardır:

“Bir ebedi dünya var, burası sadece bir konaklama yeri.” “Dünya ahiretin bir tarlasıdır. Burası ekim, orası biçim ve harman yeri.”

Sonsuz bir hayat, ebedi bir ömür insan ruhuna, sonsuza uzanan duygularına ne kadar uygun. Ama fani ve fena olan dünya ise, vicdanı nasıl ağlatır, ruhu nasıl inletir ve nasıl feryat ettirir.. Heyhat! Bu farkı bütün derinliği ile kaç kişi farkedebiliyor!...

Eğer insan sonsuza her baktığı cisimden, resimden bir yol bulamazsa, ruhun teneffüsü imkansızlaşır. Bunun ardından insan gayri ihtiyari bunalımların iğneli fıçısına düşecek, ruhu, kalbi ömür boyu elem çekecek, his ve duyguları bu karanlık ve zulmet içinde, her hadisenin tesiri altında kalarak delik deşik olacak, işe yaramaz bir hale gelecektir. Böyle kişiler gayri yalama olmuş, ruhlarıyla kendilerine işrethanelerde, kumarhanelerde, teselli arayacak. Fakat ebed-müddet hiç mi hiç mutlu olamayacaklardır.

Ey bir katre içinde sonsuza aşık, ruhunu kandırmaya onu faniliklerle avutmaya çalışan insan, sonsuzluk denizine yönel ve kalbini onun ufkuna yönelt.

Bu ebede namzet ruh ancak o ebedi iklimde ve onun sonsuz iksiriyle abad olacak, böylece hakiki yerini bulan kalb, dünyanın dar, sıkı ve sıkıcı atmosferinden çıkıp, fıtraten sümbül ve semere vereceği diyara kendini atmış, tezgahını kurmuş olacaktır...