Sızıntı Arşivi

Mart 1989 · s. 36 · 4 dakikalık okuma

Sizden Gelenler

Sızıntı · Edebiyat

mar89-43.jpg

YOLLAR SENİNDİR

Issız gecelerde Emre uyup bir zaman

Dönerim Kıbleye, o yön benimdir.

Akıl zincirini kırar bir zaman

Doğarsın gönlüme, o Nur Senindir.

Dertler dert üstüne konar bir zaman

Söylerim dinlersin, o dil benimdir.

Nice sevgiliki göçer bir zaman

Gözyaşımı silen o El Senindir.

İnkisarlar ümidi yıkar bir zaman

Buruk buruk dolaşan, o ten benimdir.

Vefa lügatlardan kalkar bir zaman

Açarsın bağrını, O Kol Senindir.

Şehirlerdeki cesetler kusar bir zaman

Yabancı kaldığım iller benimdir.

Ve insanlardan üç—beş garip bir zaman

Düşerler yollara, yollar Senindir...

Mesut Güneş / ESKİŞEHİR

AĞLAMAK

Ağlamak; doyasıya ağlamak,

Sonra deryalarda susamak

Koşarcasına geçmek kızgın çölleri,

Kavşakta Resulün gittiği yolu aramak.

İnlemek; geceleri yorganın altında

Sessiz bir şekilde geçmişe ağlamak

Çizgi çizgi gerçeğin yüzünü görmek şeytanın suratında

Dönüp Rabbime sonsuza kadar ağlamak.

Toprağın altında yeşermek; ümit.

Yeniden doğuş yeniden diriliş gibi,

Gökyüzünü, fezayı fethetmek; umit

Yollar güne doğru çizilmiş gibi.

Ufkunda karanlığın acısını çekmek,

Eziyet, merhamet duygular karışık

Bir yığın insanın üstünden edayla geçmek

Kin, nefret, sevgi, umut birbiriyle barışık.

H. Atılgan

HÜZÜN

Zamanın çarkına düştü, tarih oldu hüzün,

Yayıldı barut gibi acılar, savaş meydanlarında...

Bir er kuşandı silahını, bekçisi oldu hüznün,

O da düştü şehid kaldı serhad boylarında.

Dolandı sonra hüzün mürekkebe-kaleme takıldı,

Kalem inledi ah etti, yazarken mürekkep tonlarında...

Yazan el yoruldu, satırlar hep yarıda kaldı,

Kelimeler dağıldı gitti, sütunların sonlarında

Kalbe düştü hüzün, maziler bir kez daha yaşandı,

Kaybolan anılar hayat buldu gözyaşlarında..

Sevgi çoştu; ümid gibi.. mutlu anlar yaşandı.

Bir nişane oldu hüzün, geleceğin yollarında..

M. Sakid Çağ / İSTANBUL

ANNEME MEKTUP

Nerede yavrunun biricik yüzü

Ayrılık rüzgârı aldı mı anne.

Yolumu bekleyen o hüznün gözü

Boşluğa takılıp daldı mı anne.

Ele gittiğinde ömrünün özü

Yalnızlık kapını çaldı mı anne.

Gecenin bağrında sessizlik közü

İçine ateşler saldı mı anne.

Hayatın hep yokuş bulmadı düzü,

Mutluluk ufukta kaldı mı anne.

Mustafa A li Uğurtan

ÖMÜR

Sayılı günler geldi geçti,

Hayatının yazı geçti,

Bir bahardı soldu geçti

İşte ömrün sonundasın

Hatırladın mı geçenleri

Çocukluğunu gençliğini

Al misketi ver şekeri

İşte ömrün sonundasın.

İsmail İzmitlioğlu / KASTAMONU

YAŞADIĞIM BOŞUNA

İndi men ömrümün teze çağında

Karannığa yürüyürem boşuna

Görünmemen için onun bağında

Öz özümü bürüyürem boşuna

Hakigat varıymış çözebilmirem

Möhübbet bağını gezebilmirem

Bedasıl nefsimi ezebilmirem

Bu canımı sürüyürem boşuna

Neyi ühlenmişem men de bilmirem

Her gün ağlıyıram bir günn gülmürem

Bir şey yapammadım niye ölmürem

Bir it kimi hürüyürem boşuna

İblis yuva gurmuş bahtım bağıma

Sesderi de dolmuş hem gulağıma

Belece bozulan öz otağıma

Bahıf bahıf eriyirem boşuna

Kafkasyalı deyir bir hal olmuşam

Dertli bülbül ile hemal olmuşam

Dilim yoh ağzımda men lal olmuşam

Öt dediler kiriyirem boşuna.

Gökçehan Kafkasyalı/İSTANBUL

BİR DÜŞ

Sen beni sılaya hasret koyan kafes,

Bülbül gibi şakımam için, bu altın gümüş hep boşa heves,

Bencileyin o da sevdalı,

Senin için çıkarmaz, tek nefes,

Bazılarında oldun sonsuz heves,

Bana yalnız hapis...

Beni de sarmak için kor dolu koynunda,

Oluyorsun altın gümüş,

Beni yardan diyardan alansın,

Düş artık dünya yakamdan düş,

Açsamki gözlerimi yar diyar,

Dünya dedikleri korkulu bir düş...

Ruhan Ç. Eskin

YİNE SEN!

Her nefeste, bülbül beste yine sen,

Anan kalbte, gündüz gece yine sen,

Ayrı düşsek, yaşlı gözde yine sen,

O gün bugün, olsa son gün—yine sen.

Nereye baksam, nereye varsam yine sen,

Şebnem gülde, esen yelde yine sen,

Yolda izde, bal çiçekte yine sen,

Can kafesten hasret kalsa yine sen.

Alemleri yazan kudret kalem sen,

Nur zişana, müjde mesaj ikram sen.

Aczimize şefkat kucak sultan sen,

Mührü a'zam, ya Bismillah sevda sen.

Muhlis Güneş Ozan Kardeşler / İSTANBUL

FEDAKARLIK RUHU

Her türlü zahmet ve meşakkate göğüs gererek davası uğruna sabretmektir fedâkârlık. İster hak bir dava için olsun ister bâtıl bir dava için olsun sâliklerinin fedâkârlıkları olmadan bir davanın devam etmesi ve yücelmesi mümkün değildir. Fedâkârlık ruhuna sahip olmayan, dava adamı ise mensubu bulunduğu fikrin ve mefkurenin misafiridir.

Hizmetin ve mesuliyetin büyüklüğü ölçüsünde fedâkârlık da büyük olmalı, aksi takdirde küçük fedâkârlıklarla büyük davaların altına girmek veya küçük himmetlerle büyük işlerin yapılacağını zannetmek hayâlperestlikten başka birşey değildir. Tarihte misallerini gördüğümüz büyük dava adamları hep aynı düşünce ve aynı metodla hareket etmişlerdir. Hayatında sadece üç defa gülen Hz. Peygamber, çocuklarına ne bıraktın dendiğinde onlara Allah'ı ve Resulünü bıraktım diyen Hz. Ebubekir ve bu davanın kara sevdalıları hep aynı fedâkârlık ruhuyla davalarını omuzlamışdır.

Onların taşıdıkları bu kudsi davanın bugünde aynı fedakârlık düşüncesiyle yürüyeceğinden kimsenin şüphesi olmamalı. Hem böylesi ulvi bir düşünceye inanıp onun uğrunda fedâkârlıktan bahsetmek, hem de gününü gün edenlerin hayatlarını arzu etmek hakikate aykırıdır. Zira Kâinatın efendisi "İki korku ve iki emniyetin bir arada bulunamayacağını buyurarak fedâkârların durumunu izah etmiştir.

Mahir Şahin / ERZURUM

Bize yazı ve şiir çalışmalarını gönderme zahmetinde bulunan, fakat sayfa sayımızın sınırlı olması sebebiyle yayınlıyamadığımız, aşağıda isimleri yazılı okuyucularımıza "Sızıntı"ya olan sevgilerinden dolayı teşekkür ediyoruz.

Rahmi Doğan/Zonguldak, Murat Küçük/Erzurum, Gülten Eren/Zonguldak, Hatice Şen/Samsun, Leyla Akcebe/Samsun, Kibar Ayaydın/Samsun, Ahmet Atilla/Elazığ, Mustafa Çetin/Manisa, Celali Bayrak, Mustafa Avşar, Hamza Gülzar/Ankara, Yunus Emre Özkan/İstanbul, Mehmet Yılmaz/Kırıkkale, Nur Yasemin Karaca/Afyon, Burak Özcan/Kırıkkale, Veysel Kahya/İstanbul, Muhammed Köse/Ankara, Fikri Yıldırım/Ankara, Aziz Mızrak/Gölcük, Ersin Erol/Gaziantep, Emin Günaydın/ Samsun, Hakan Fakir/K.Maraş, Atilla Dallı/Malatya.