Sızıntı Arşivi

Kasım 1988 · s. 412 · 4 dakikalık okuma

Sizden Gelenler

Sızıntı · Edebiyat

PORTRELER

Sabaha en yakın yerinde gecenin

İçiçe karanlıklar…

……………………….

Başlarında ışık haleleri, attılar

14 asır öncesindeki gibi portreler

Dört bir yandaydılar

Bin ruhlu Hubeyb!

Pür vefa Musab!

Can parem Halit!

İrade abidesi Ebu Katade!

“Ve ey Şirpençe…

En Kutlu’nun dediğince dediler

Emanete refakatçi gibiydiler

…………………………

Şafak vakti, her yer aydın

Nur içinde nur...

………………………..

14 asır öncesinden portreler

Emaneti verip geri döndüler..

Sabahattin Server / ESKİŞEHİR

SELAM GELECEĞE

Sen çoktan beridir umutların bağrında yemyeşil etrafı bahar türküleriyle kuşatıyordun. Yer ve sema bu ahengin erguvanına adeta eşlik ediyordu. Toprak susuz kaldığında, kuruyan bir dudak gibi, semaya doğru başını bulutlara dokunduruyordu. Uzatıp kollarını ağaçlar gibi yükseltiyordu. Ve damlalar inci gibi tane tane dökülüyordu.

Dün ve bu gün kanayan yaraya merhem olsun diye simaları güneşe yöneltiyordun. Ama yarın hangi bakarın eşiğinde olacaksın kim bilir?

Bir bahar ki, dünkü Yavuz’u bugün de yürüyor görmek demektir. Zaman hiç eskimemiştir. Yine aynı tazelik ve ruh iç in- de sen bu milletin bağrında bir çiçek gibi dirilivereceksin.

Gözler alabildiğine şaşkın seni süzecek, gökler ve yerler seni konuşacak. Sular baharda büklüm büklüm burulacak. 0 gün çağlayanlar bir sel gibi önüne katıp götürecek.

Fakat sen bu baharın hengâmında meyvenin olgunlaşması gibi ruhunda kıvama ermesini bileceksin. Gündüz gibi aydınlık yollar seninle beraberdir, kalpler seninle beraberdir.

Selam Altın Nesle, Selam,

Enes Güler

BULDUK

Gelip beka baharından bu tenhada kışı bulduk

Atomlardan ta arşa dek şaşılacak işi bulduk

Düşüp gurbet âlemine şaşkın şaşkın dolaşırken

Hasta ruha hayat veren tesirli bakışı bulduk

Her bir sözü hakikatten haber verir aşıklara

Şükür hayret diyarına varan bir aşığı bulduk

Attık herşeyi aradan temizlendik masivadan

Eserlerden, nakışlardan geçip nakkaşı bulduk.

İlknur Özen / İSTANBUL

SİZİ GÖRÜNCE

— Çocuklara —

Sizi görünce

Eriyor yüreğimdeki buzlar

Yüzümde çiçekler açıyor birden

Zamanı süzüp içtiğim

Ilık yaz akşamlarını hatırlıyorum

Kehribar tanesi gözlerinizden

Durdu Şahin /SAMSUN

GARAZI KİNİ SİLMELİ

Mutluluk sırrına ulaşmak için

Sevgiyi, saygıyı önce bilmeli

Dikenli yolları hep aşmak için

Kalplerden garazı, kini silmeli.

Hakkı da yaşamak tüm insanların

Dünya milletleri böyle bilmeli

Barışı yaşayıp, yaşatmak için

Kalplerden garazı, kini silmeli.

İnsanız, insanca duygular bizim

Geçiyor zamanlar kaygılar bizim.

Hakk’ın divanına erişmek için

Kalplerden garazı, kini silmeli.

Gören gözler kalpte, ağlamak niye?

Kalmadı bu dünya hiç bir kimseye.

Misafir gelmişiz üç günlük diye

Kalplerden garazı, kini silmeli.

Ülker AYGÜN/ISPARTA

ÜMİT YELKENİ

Bir güneş doğuyor, şafak sökmekte!

Belli ki murada ererek gönül,

Büyüyor bağrımda bir kırmızı gül

Dert dalım hıncından yaprak dökmekte.

Boş kalan ellerim bir anda doldu,

Bahçemde ağaçlar meyve vermişler.

0 eski dostlarım yine gelmişler!

Dert denen o cadı saçını yoldu.

Ve artık esmiyor gazap rüzgârı,

Melteme benzemiş sakin ve serin.

Yüreklere dolmuş pek canlı, derin...

Yırtmış umutları bağlayan zarı!

Necip Mürsel/ İSTANBUL

VEFASIZ YILLAR

Hüznünden ağlarken bahar

Gözyaşlarım yaprak yaprak düştü geçti

Vuslata ereyim diye yıllar

Önümden sular gibi aktı geçti

Dünyaya gönül verenlere

Vefa vermedi, yüzüne baktı geçti

Yoluna ölü nen nice sevgililer,

Yüz vermedi bir yürek yaktı geçti.

Cihanlara sığmayan hülyalar

Söndü yıldırım gibi çaktı geçti,

Ölüm çırpınırken döşeğinde,

Fanilere bir çelme taktı geçti.

Hakan Tolunay / ANKARA

DERMANSIZ

İçim eziliyor havanda gibi

Kafam kaynıyor kazanda gibi

Bedenim masalla taşında gibi

Bu halime çare bulamadım ben.

Başım düşüncenin oyun bahçesi

Kalb ve aklım vehimlerin elinde

Koştum bu yolda bin ışık senesi

Bu derdime derman bulamadım ben

Ümit Yıldırım / ELAZIĞ

SIZINTI’YA

Karanlığa açılan kapıya... Ben yelkensiz, rotasız bir gemiyken dilmen olduğunuzu, kışın açan tomurcukken su olduğunuzu, karanlıkta bir ışık ararken aydınlık olarak sizi bulduğumu anlatmak istedim.

Şimdi onaltı yaşımda kendime yepyeni bir yol ararken siz çıktınız karşıma... İçimdeki duyguları harekete geçirdiniz. Kendimin, ben oluşumun, var oluşumun farkına varmamı, fikirlerimi bulmamı sağladınız. Derginizi o günden beri elimden bırakamadım. Bıkmadan, severek okuduğum Sızıntı’ya bundan sonra da gönlümden ırak tutmayacağım. Gecelerdeki yalnızlığımda o elimden tuttu. İçimden yükselip anlatamadığım hislerimin tercümanı oldu.

Yalnızlığımın desteğine sesleniyorum.

Teşekkürler... Bütün gençlik adına, Ruhum ve bedenimdeki gerçekleri tanımama yardımcı oldunuz. Bundan sonra da benim gibi arayışta olan gençlere ışık tutacağıma ve yolumuz da her birimize kılavuzluk yapacağınıza kalpten inanıyorum.

Hülya Bektaş/KIRIKKALE

MEST OLALIM

Yetişir çorak toprak

Yetişir susuzluğun

Nerede bitmez kaynak

Vuslatı sonsuzluğun

Ne zaman yağmur yağar

Bu çatlamış kalplere

Ne zaman umut doğar

Pek karanlık semtlere

Deryalar gelin gayri

Akın kuru özlere

Bilsin ölümün seyri

Bahar gelsin gözlere

Gelin de hasret dinsin

Sonsuzluk dolsun gönle

Gökten Cibril de insin

Mest olalım o günle

Muhammed Altınoğuz