Sızıntı Arşivi

Ocak 1992 · s. 536 · 5 dakikalık okuma

Sinir Cidarlarının Çöküşü

Veli Ulupınar · Dr. · İnceleme

Dünya ihtiyarladıkça beraberinde çeşitli problemleri de getirmektedir. Bunda teknolojinin ve bize bahşedilen tabiatın sorumsuzca kullanılması önemli bir sebebtir. İşte bu problemlerden biri, günlük hayatımızın bir parçası haline gelen stresdir. Herhangi bir problemle karşı karşıya kalan insan, onu çözmek için çeşitli çareler arar. Sinirlenme, endişelenme, engellenme, kızma vb. günlük hayatta çokça karşı karşıya bulunduğumuz hallerdendir. Stres, çağımızın hastalığı olarak görülmektedir. Eski devirlerde ölümler daha çok açlıktan neşet eden hastalıklardan, kıtlıktan, savaşlardan ve salgın hastalıklardan dolayı genç yaşlarda olabiliyordu. Ancak bugün, açlıktan neşet eden hastalıklardan, kıtlıktan ölümler, cebi geniş, karnı büyük modern insanlarımız (!) oldukça bitmeyecektir. Tıp bilimindeki ilerlemeler sayesinde günümüz insanı hastalıklarına daha fazla çare bulma imkânına sahiptir. Fakat günümüzde ölüm daha çok stresin sebep olduğu hastalıklardan (kalp krizi, hipertansiyon, damar sertliği) olmaktadır. Bunun yanında pekçok hastalık da, stresin vücudun savunma gücünü kırması dolayısıyla ortaya çıkmakta ve ölüme yol açabilmektedir. Pek çok hastalıkta, tıbbın yaptığı şey insana moral vermek ve varolan savunma mekanizmasına yardım etmektir.

Vücudumuzda stres, insanın sinir sistemini alt eder. Sinir sistemi başlıca iki kısımdan oluşur. Motor ve otonom sinir sistemi. Otonom sinir sistemi de sempatik ve para sempatik sinir sisteminden oluşur. Motor sinir sistemi, ihtiyarî hareketlerimizi yapmamızı sağlar. Otonom sinir sistemi ise, gayri-ihtiyârî vücut faaliyetlerimizi idare eder. Meselâ yürümek istediğimizde kalkıp yürürüz. Bu isteğimizle yaptığımız bir harekettir; ama kalbimizi istediğimiz zaman durduranlayız. Bu ve benzeri faaliyetler otonom sinir sistemimiz tarafından yönetilir. Kalb atışlarımız hızlanır veya yavaşlar ama bu, bizim irademiz dışında olur.

İşte çözülmesi gereken bir problemle karşılaştığımızda otonom sinir sisteminin sempatik kısmı harekete geçer ve böbreğimizin üzerinde bulunan böbreküstü bezinden stres hormonları salgılanır. Bunlar kan basıncını arttırır, kalb atışlarını hızlandırır, kanda şeker seviyesini yükseltir. Ayrıca iç organlarımızdaki düz kas (isteğimiz dışında çalışan kaslar)daki kan damarları kasılıp-daralır. Çizgili kaslarımız (isteğimizle çalışan kaslar)daki kan damarları genişler. Solunum sayısı artar ve derinleşir. Göz bebeklerimiz büyür. Kısacası vücudumuzun kapasitesi arttırılır ve bir kavgaya veya kaçmaya hazır hale getirilir. Bu, karşılaştığımız problemi çözmeyi, engeli aşmayı kolaylaştırır. Bu gibi olaylar, geçici bir süre için vücudun savunma mekanizmalarıdır ve oldukça faydalıdır. Ancak, karşılaşılan problem çözülemezse bu savunma mekanizmaları, kişinin zararına olmaya başlar.

Uzun süre vücutta böbrek üstü bezi hormonlarının kanda bulunması metabolizmayı (tamir ve yeniden yapma) durdurur, katabolizmayı (yıkımı) arttırır. Vücut aldığı besinlerden gerekli tamir ve yenileme işlemlerini yapamaz ve hazır olanı kullanır; yani keseden yer. Ancak şu da bilinmelidir ki vücut bu kadar basit değildir; iki-üç kuralla işlemez. Bu mükemmel organizma çok farklı ve değişik savunma sistemleri geliştirir. Olaylar karşısında çabuk pes etmez. Ama herşeyin bir sonu vardır. Savunma sistemleri de, birgün biter ve vücut tam anlamıyla bitkin, kırgın ve verdiği savaştan yenik düşer.

İşte o zaman kişi hem sosyal hâdiselere hem de biyolojik hâdiselere daha çabuk yenilir. Karşısına çıkan daha küçük problemlerle başa çıkamaz. Meselâ, uçuk; herpes simplex adı verilen bir virüs tarafından yapılır. Toplumun çoğu bu virüsü taşır. Hiçbir belirti olmaz. Bir stres anında yıpranan savunma mekanizması, bu virüsle kurulmuş olan denge bozulur, ayrılır ve uçuk oluşur.

Peki insanlar neden strese girer?

Belki de strese ilk kapı inançsızlıktan açılmaktadır. Zira Yüce Yaratıcı’yı tanımayanlar hayattan gerçek mânada zevk alamazlar ve mutlu olamazlar. Hem O'nu tanımama hem de O'nun nimetlerinden en iyi şekilde faydalanma mümkün değildir. Zira O, Yüce Kitabında "Kalbler ancak Allah'ı anmakla huzura erer." (Rad, 28). "Kim Ben'im zikrimden yüz çevirirse onun için sıkıntılı bir hayat vardır" (Taha.121) buyurur ve onların hayatını bir seraba benzetir. "İnkâr edenlerin içleri engin çöllerdeki serap gibidir. Susayan kimse, onu su zanneder fakat oraya geldiğinde hiçbir şey bulamaz" (Nur. 39).

Stresin çağımızın hastalığı olmasının bir sebebi de, hayatımızın bir saatin saniyelerine bağlı olması, her şeyi zamanında yetiştirmek durumunda kalmamızdır. Bir köylü, buğdayını bir ayın, bir günün bir saatine kadar ekmek zorunda değildir. Bir hafta sonra da ekse olur. Ama büyük şehirlerde bir iş, mutlaka belli bir saate kadar bitmek zorundadır. Bu sebeple stres, daha çok büyük ve endüstrileşmiş şehirlerdeki makineleşmiş insanların meselesidir.

Bu makineleşme aynı zamanda ruhun tatminsizliğine yol açar. Ruhun tatmini, stresi önlemede ilk adımdır. İbadetlerin bu husustaki rolü tartışılmayacak kadar büyüktür.

Ahiret inancı, kadere teslimiyet ve musibetlere karşı sabır stres için en güzel teskin edici ilaçtır. Bunları bilmek ve Allah'a inanmak strese girmeyi önlemeyebilir. Çünkü inanmak ayrı, bilmek ayrı, içimizde itminana ermek daha ayrıdır. Bu imanımızın zayıflığından gelen illetlerden biridir.

Düşünülürse bizi strese sokan olayların, hep maddî başarısızlıklar, bizim dışımızda olan engellemeler olduğu görülecektir. Aslında bir Müslüman olarak strese girmememiz gerekir. Çünkü stresin altında kadere razı olmamak, kanaatsizlik vardır. Peki ne yapacağız, bir hırka bir lokma mı diyeceğiz? Elbette hayır. Çalışacağız, üstümüze düşeni yaptıktan sonra gerisini Allah (cc)'a havale edeceğiz ve O'nun takdirine razı olacağız.

"Bazen kötü gördüğünüz bir şey, sizin için hayırlı olabilir, hayırlı gördüğünüz bir şey de sizin için şer olabilir. Doğrusunu siz bilemezsiniz. Halbuki Allah bilir" (Bakara. 216).

Maddîleşen dünyamızda, olaylara hep maddeci görüşten bakmak ve çözümler aramak bizi dar kalıplara sokmakta, olaylara biraz da dışarıdan bakmamızı engellemektedir. Bu da, bizim olayların altında kalıp ezilmemize sebeb olmaktadır. Üst üste gelen problemler karşısında, yalnız olduğumuzu ve onlara tek başımıza karşı koymak zorunda olduğumuzu düşünmek elbette problemleri daha da başa çıkılmaz yapacaktır.

İnancın ruhî ve bedenî bir rahatsızlığı tamir ettiği bir gerçektir. Hayatın bir ma'nâ kazanması, ölüm endişesinin son bulması ve herşeyin Kudret-i Sonsuz birinin emrinde olduğunun düşünülmesi elbette kişiyi rahatlatacaktır. Bir türlü ölümü kabul edemeyen insan, küçük rahatsızlıklar karşısında bile muvazenesini ve istikrarını kaybetmektedir. "Allah (cc) hiç kimseye gücünün yettiğinden fazlasını teklif etmez" (Bakara, 286). Bunun bilinmesi ve Allah inancı hadiselerin altında ezilmemizi önler; onların yükünü üzerimizden atar.

Ahiret inancı, kadere teslimiyet ve musibetlere karşı sabır, stres için en güzel teskin edici ilaçtır. Ama bunları bilmek ve Allah'a inanmak, strese girmemizi önlemeyebilir. Çünkü inanmak ayrı, bilmek ayrı içimizde itminana ermek daha ayrıdır. Bu imanımızın zayıflığından gelen illetlerden biridir.

Stresle başa çıkmada günlük yapabileceğimiz işler de vardır. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav); "Sizden biriniz gazaplandığında ayakta ise otursun, oturunca kızgınlığı ve gerginliği geçmezse uzanıp yatsın" (Ebu Davud Sünen H. No: 4782) buyurmaktadır. Çünkü sinirlendiğimizde, harekete geçmiş olan sempatik sinir sistemi oturarak veya yatarak yerini para-sempatik sinir sistemine bırakır; rahatlamamızı sağlar. "Gazap şeytandandır. Şeytan ise ateşten yaratılmıştır. Ateş suyla söndürülür, biriniz gazaplandığında abdest alın" (Ebu Davud, Sünen, H.No: 47S4).

Kadere iman, “her güçlükle beraber bir kolaylığın olduğu," (inşirah. 5,6) hayattaki sıkıntılara sabretmenin gereği ve sabrın neticesinde sevap kazanma düşüncesi, hayatın sıkıntılarını atmada muhakkak ki önemli bir rol oynar.

Özetle hayattaki sıkıntıları küçük görmek, onları küçültür. Müsamaha, sabır, Allah'a tevekkül ve teslimiyet, ümit ve kadere iman bizi stresin tesirlerinden kurtaracak en ehemmiyetli prensiplerdir.