Kasım 1986 · s. 427 · 2 dakikalık okuma
Sevmek

Mehmet Erdoğan
Sevmek bir gönül işidir. Esas sevgi kalbin çerağıdır. İnsanı ısıtır ve karanlıklarını izale edip etrafını aydınlatır.
Sevmek, adeta gönle taç giydirmek gibidir. Hele hele mükemmeli sevmekte o büsbütün kabiliyet isteyen bir husustur.
Sevmek, sedef içinde inci gibi kalbin sabır denizinde oluşur, parlar ve ışımaya başlar dış dünyaya...
Sevginin aslı kalbte ve gönülde yeşerir ve filiz verip dallanır budaklanır. Sonra bir hasretle budanır. Daha gür daha görkemli yükselip boy atmaya başlar. Çevredeki bütün varlıkları cezbedip onlara hayat suyundan ikram eder ve yudum yudum içirir.
Sevgi bir çift kanattır. Sahibini öteler ötesine yüceltir.
Sevmek bir gamze, bir bakış için ömür boyu ızdırap çekmektir. Sevmek O’nun tek sözüyle ülkeler terk etmek, hatta ve hatta sevgili isterse canını dahi verip bu diyarı terk edip gitmektir. Sevmek O’nun uğrunda yokluğu baştan kabullenmektir.
Sevmek O’nun saçının tellerinden birine dahi zeval gelmemesi için iki büklüm her an Hakk’ın huzurunda ağlayıp inlemek; yalın kılıç savaş meydanlarında nurdan şualarla parlatılmış elmas kılıçlarla savaş vermek, kalblerin fethi uğrunda cihad etmek ve beraberce bu yola baş koyabilmektir.
Sevmek, kanatlanmak ve sevgilinin ufkuyla bütünleşmek. O’nunla manada aynı atmosfere girip yekvücud olup, ötelere aynı vücutta bir ruh olarak, nurani bir meyve gibi tebessüm etmek, meleklerin dahi gıpta ettiği bir noktada onlara gamze çakıp tebessümle ışık saçmaktır...
Sevmek, elele ebed müddet öteler ötesi hedefe doğru bu uzun yolculukta sevgilisiyle yürümek, dostuyla her dem beraber olmak ve yüzlerde çizgi çizgi hayat haritası oluncaya kadar hiçbir dem ahde vefasızlık etmemek ve devamlı sevginin seyrinde ve ahdu peymanında sadık kalmak sonra aynı toprağa girip, yine el ele bir gölge gibi orada eriyip gitmek, mana aleminde, ebed ülkesinde sümbüllenmektir.
Sevmek yeknesaklığı sevmez, atalet sevginin semtine dahi uğrayamaz. Hele hele sevilen kişilerdeki vasıflar ceyyid olmayı gerektiriyorsa, aksi hareket etmek sevginin yokluğunu gösterir. Zira her kişi sevdiği zatın vasıflarını üzerinde göstermelidir. Onlar ile kendini tezyin edip, ruhunu nakış nakış örmeli ve bir mana eri olarak arz-ı endam etmelidir.
Hele hele o zat bir neslin yok oluşa gidişi karşısında iki büklüm ve gözyaşları ceyhun ise, saçları ak ak olmuş, gözlerinin fen bu nesil için çalışıp çabalamaktan sönmeye yüz tutmuş ise, o zat nasıl sevilmeye layıktır bir düşünülsün. Onun uğrunda sel olup çağlamak, ırmak olup ağlamak, bulut olup hüzünlü gözyaşlarına benzer damlalar ile gönül toprağına yağıp o katı ve sert his ve duygu kayalarını yumuşatmak, orada asıl sevgilinin timsali Gül-ü Muhammedi’yi yeşertmek için.