Kasım 1986 · s. 428 · 3 dakikalık okuma
Tarihte Jeoloji
Nevzat Bayhan · Jeo. Yük. Müh · Jeoloji

Jeo.Müh. N. Bayhan
Herşeyi batı mahsulü olarak gördüğümüz günden beri, yavaş yavaş içten çürümüş ve pırlanta gibi berrak geçmişimizden utanır olmuşuzdur. Geçmişimiz hep karanlık gösterildiğinden, çoğumuz inceleme gereği duymamış bundan da batılılar faydalanarak, bizden öğrendiklerini kendi mahsülleriymiş gibi bize satmaya başlamışlardır.
Jeoloji adı altında batıdan aldığımız ilmin çıkış zamanına baktığımızda Kitabüş-Şifa’sının beşinci kısmını oluşturan El-fennül-hamismin tabiiyyat eseriyle, İbn-i Sina karşımıza çıkacaktır. Bu eser, batıda yıllarca Aristo’nun eseri diye tanındı, fakat objektif şarkiyatçılar son zamanlarda madenler ve jeolojiye ait o zamanki bütün makalelerin İbn-i Sina’ya ait olduğunu ispatladılar.
İbn-i Sina’nın, adı geçen eserinin birinci makalesi, kayaların ve dağların meydana gelişme dair üç bölümden ve mineralojiye dair olan ikinci makalesi de tek bölümden ibarettir. Kayaların meydana gelişine ait olan bölümde; ham toprağın çeşitli fiziki kuvvetler sebebiyle çoğu zaman taşlaşmadığını, kayaların ise bu toprakların çeşitli fiziki ve kimyevi tesirlerle taşlaşarak (diyagenez geçirerek) meydana geldiğini belirtmektedir.
İbn-i Sina, bir cins “kil”i çocukluğunda Ceyhun ırmağı kıyısında gördüğünü, insanların bunu saçlarını yıkamak için kullandıklarını ve bu kilin, 23 yıl sonra yumuşak bir taşa dönüşerek kiltaşını meydana getirdiğini bizzat müşahede etmiştir. Kayaların meydana gelişinde İbn-i Sina önemli iki faktör olarak yergücü (sıkışma) ve su gücünü (ayrışma) göstermiştir. Taş yapacak maddelerin su içinde erimiş halde bulunmak için bir yer gücü (aşınma) ve bir de sugücü (ayrışma) nın var olduğunu bunlardan birincisi (sıkışma) söz konusu olduğunda taşlaşma olduğunu, ikincisinin (ayrışma) olması halinde ise taşlaşmanın oluşmadığını belirtmektedir.
İbn-i Sina, o gün için inanılması oldukça zor olan hayvan ve bitki fosillerine dikkat çekerek “— Gerçekten hayvan ve o gibi nesnelerin taşa dönüşmesi, sularda taş oluşmasından daha fevkalade bir şey değildir.” diyerek bunun ilmi ispatını yapmıştır.
İbn-i Sina, meteorlara da dikkat çekerek bazı taşların da gökten düştüğünü ve bunların çok sert olduğunu (demir, nike li olduğunu) yazmıştır.
DAĞLAR NASIL OLUŞUR?
Dağların meydana gelmesini de günümüz bilgilerine paralel olarak açıklayan İbn-i Sina, dağların meydana gelmesinde iki sebebin rol oynadığını, bunlardan birinin asıl diğerinin ise tali sebep olduğunu, asıl sebebin yerin içinde meydana gelen rüzgarların (konveksiyon akımlarının) yerin belirli kısımlarını kabartıp alçalttığını, tali sebep olan seller, rüzgar ve güneşin aşındırmasıyla engebelerin oluştuğunu sualtında yumuşak kayaların karaya dönünce sertleştiğini, karaların giderek yükseldiğini (izafiyet teorisine tam uygunluk), günümüzdeki karaların geçmişte suların altında olduğunu, daha sonra yavaş yavaş karaya dönüştüğünü ve kayalar içindeki kabuk ve fosillerin bunu ispatladığını belirtmektedir.
Biruni’nin eserlerinde de bulunan bu düşünceye uyarak İbn-i Sina, kayaların ve dağların meydana gelişini akla yatkın ve bugünkü ilime son derece uygun bir şekilde açıklamışken kendisinden sonra Leonardo da Vinci’ye kadar batı bu görüşü kabul etmemiş, fosillere tabiat ucubeleri (Lusus Naturae) gözüyle bakmıştır. En açık düşünenleri bile,fosillerin Nuh tufanından kaldığını kabul etmişlerdir. Hatta İbn-i Sina’nın bu eserini inceleyerek kendi kitabına kaynak edinen Büyük Albert bile fos iller hakkında bn-i Sina kadar açık bilgi verememiş ve “Hayanları taş haline getirmek için, maden haline getirici güç çok şiddetli olması) mecburiyetine ilişkin bir bölüm eklemek ihtiyacını duymuştu. Albert’ten sonra batıda ilk defa fosiller hakkında İbn-i Sina’nın görüşüne benzeyen bir görüşü belirten Vinci’dir.
İbn-i Sina, kitabının Mineralojiye dair olan kısmında madenleri ve kayaları sınıflamış, bunların hususiyet ve niteliklerini birer birer tarif etmiştir. Sonunda Kimyacılara da çatarak bir madenin başka bir madene çevrilmesi imkânsızlığını belirterek bu yolda yapılan alaşımların gayet kurnazca yapılmış taklitlerden ibaret olduğunu söyleyerek kitabına son verir.