Haziran 1997 · s. 216 · 3 dakikalık okuma
Sekr Ve Sahv-2
Sızıntı · KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNDE

Bazıları
sekti, kelimenin ifade ettiği mânâ itibariyle yadırgamış, aklen ve şer’an
mezmum olan bir mefhumun tebcil edilmesi şeklinde anlamış ve ona karşı belli
tavırlar içinde olmuşlardır. Aslında aşk u vecdin gereği kendinde olmama “hali”
diyebileceğimiz sekir, Hazreti Tecellî’nin insanı mest ve sermest eden vâridat
veya tayflarına bir mânâda ma’ruziyet, bir mândâa da mazhariyetten kinaye
olarak kullanılmıştır. Cihet-i câmia da, zevk u lezzet ve temyiz edememe gibi
hususlar olsa gerek... Tevbe ile alâkalı bir hadis-i şerifte Hazreti Sahib-i
Muhkemât, böyle muvakkat, fakat aşkın bir sevinç karşısında: “
”
bedevi misalindeki beyanıyla bize
bu konuda kapı aralar.
Kaldı ki, her zaman hâle mağlup, aşk u iştiyakla yanıp tutuşan dünya kadar insan gelip geçmiştir. “Ey mutribâ çal sazları mest u harabem men bu gece” (M. Lütfî) diyen zat, mecazın cevazıyla, başka değil, âşıkların şevk u tarâbını anlatıyor.
Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da pek çok hakikat yolcusu, her yerde temâşâ ettikleri ilâhi nur, renk ve şekil karşısında, kendi çerçevelerine göre hep aynı şeyleri mırıldanacaklardır. Aslında, sâlikin kalbi vecd ile sarıldığı, gönlü Ebedi Mahbub’a aktığı, vicdanıyla gidip maiyyet yaşadığı esnada, Enbiya basiret ve azmi gerekir ki bu türlü iltibaslara girilmesin. Yoksa, muhabbet çağlayanlarına yelken açan aşık u sadıklar, yer yer mecralarından taşarak aşkın yaşayacaklardır.. yaşayacak ve beraberliğin verdiği neşve ve sürurla her zaman kendilerini, o aşk dalgalarına salacak ve hep “Hû” deyip hayret avlayacaklardır.
Sekir süresince hak yolcusunun gaybet duygusu hep “Hû” ile seslendirilir. Aşağıdaki mısralar -iltibasa açık yanları mahfuz- bu vadide söylenmiş güzel sözlerdendir:
Dîdemin envarı Hû’dur, aklımın fermanı Hû;
Dilimin ezkârı Hû’dur, nalemin efgânı Hû;
Gönlümün seyranı Hû’dur, canımın cananı Hû;
Âşık-ı sermest olanlar Hû iledir Hû ile,
Nakd-i cânın harç kılmış yoluna dildârının,
Vaslı Hû’dur, faslı Hû’dur, derdine dermanı Hû.
(Abdiya)
Sahv, arifin, his ve şuur gaybûbetinden sonra, ikinci bir ihsas ve idrakle kendine gelmesi veya ömrünü, Enbiyâ-i İzâm gibi hep gözleri açık, ihsasları tam ve şuuru yerinde olarak geçirmesinden ibaret sayılmıştır ki, ona sekrin zıddı da diyebiliriz. Tokadîzâde Şekîb’in:
“Bezminin mahrem-i bîhûşu olan ehl-i huzûr,
İstemez neşvesini sahv ile etmek tağyir” beyti, konuyla alâkalı önemli bir çerçeve sayılabilir.
Sekir bir hâl ise, sahv bir makamdır ve sekre göre daha objektif, daha sıhhatli ve daha istikametli bir makamdır. Sekir, sübjektif Hak mülâhazasına istinad etmesine karşılık sahv, isimleriyle mâlum, sıfatlarıyla muhat, nâ kabil-i idrak Zat-ı Ecell u A’lâ mülâhazasına dayanmaktadır. Diğer bir tabine sekir, infisal televvünlü, sahv ise ittisal edâlıdır. İlkinde az-çok “fena fillâh” işareti, ikincisinde de “bek billâh” remzi sezilir. O’nun bekâsıyla bir bekâ billâh ki, böyle bir hal, “bekâ billâh maallah” sözcükleriyle ifade edilir.
Bazıları,
sekri sahva tercih etmiş ise de, bu, ya hale mağlup olmuş mestlerin
mülâhazasıdır veya sülûkun televvün vadilerinde cereyan etmesinden
kaynaklanmaktadır; zira sekirde gaybet, sahvda huzur vardır. Sekrin hale
mağlubiyeti, sahvin ihsas ve şuura merbut bulunması, sekrin televvün, sahvin
temekkün ifade etmesi, sekrin, bazı velilerin yolu, sahvin Enbiya ve Asfiyanın
mesleği olması gibi hususlar, sahvin birkaç kadem önde olduğunu göstermektedir
ve
-Gelmesi
muhakkak yakın gelinceye dek Rabbine ibadet et!” diğer bir yaklaşımla; gözlerin
ölümle iman rükünlerinin hakikatine uyanacağı âna kadar, seyr u sülük-i
ruhâniyi devam ettir.. ettir, zira nâmütenâhiye müteveccih seyahat de
nâmütenâhidir.
Bundan başka
sahv, hayat mülâhazasıyla da sımsıkı irtibatlı ve cem’-i irade hâlidir. Sekirde
“cem’-i vücud” ve “cem’-i şuhud” mülâhazalarının yer yer iradeyi baskı altına
almalarına karşılık, sahvde “
—Benimle duyar, Benimle görür, Benimle tutar ve Benimle yürür” gibi Allah
maiyyetinin tezahür ve tecellileri sayılan bir hususi inayet, hususi riayet ve
hususi medet söz konusudur.
