Sızıntı Arşivi

Haziran 1997 · s. 220 · 6 dakikalık okuma

Hayatın Temel Nirengisi:DENGE

Ziya Aydın · Anatomi

Bütün kâinatta bir denge vardır ve canlı cansız, küçük-büyük herbir varlık kendi durumunu koruyan bir dengeye sahiptir. Galaksilerden dünyamızdaki ekolojik sisteme kadar, kısacası hayatın her şeyi, bir denge üzerine kurulmuştur. Dünyamızın akıllı ve şuurlu tek varlığı olan insan da her bakımdan bu dengelere göre yaratılmış olup, bu dengelerin en başında ise maddi bedenimizin hareketlerinin ve duruşunun dengede olması gelir. Bazen olur, âniden dengemizi kaybeder, ne olduğumuzu anlayamadan yere yığılıveririz.

Biyoloji ve tıp tahsili yapmamış birçok kimse hususi bir merakla ilgilenip okumadıysa kulağımızın sadece işitme organı olduğunu zanneder. Hâlbuki iç kulağımızdaki denge organıyla bir ömür boyu devam edegelen yakın münasebetimiz ve bu duyumuzun hayret verici marifetleri olmasaydı, ayaklarımızın üzerinde durmamız hayal olurdu. Bazen şiddetli seslere karşı kulağımızı tıkayarak kendimizi koruruz ama denge duyumuzu istediğimiz zaman devre dışı bırakma imkânımız yoktur. Belki gözlerimizi kapatır, kulaklarımızı tıkar, burnumuzu tutabiliriz, ama denge organımıza dokunamayız. İster koşalım, ister oturalım, isterse uyuyor olalım, denge organımız, vücudumuzun mekândaki konumunu kesintisiz olarak beynimize iletir.

Vücudumuz üzerindeki basınç da, bu organımızın beyne ilettiği bilgilerden biridir. Bu durumu özellikle asansörde fark edebiliriz. Yukarı çıkan asansör durduğunda, “kısaldığımızı”, aşağı inen asansörde ise, hafifleyip “uzadığımızı” zannederiz. “Bu nasıl olur?” diye aklımızdan geçebilir. Denge organımız; hızlanma, yavaşlama, dönme, inme, çıkma ve titremelere karşı son derece hassas yaratılan ve “reseptör” adı verilen alıcı duyu hücreleriyle donatılmıştır.

Vücudumuzun ve organlarımızın hangi durumda olduğunu bilmek, en temel ihtiyaçlarımızdan biridir. Çünkü şuurlu hareketler, ancak dengede olduktan sonra yapılabilir. Meselâ dengeli bir şekilde ayakta durmadan, yürümek veya oturmak mümkün değildir.

Denge organının alıcı duyu hücreleri, merkezi sinir sistemini, kan damarlarını, göz, boyun, göğüs kaslarını ve onlara bağlı organları harekete geçiren oldukça kompleks bir sisteme bağlıdır. Bundan dolayı dengenin her bozuluşunda, başın ve gözlerin durumu adeta otomatik olarak düzeltilir. Buna paralel olarak göğüs, kol ve ayaklar da düzelerek, denge tekrar kurulur. Gözlerden ve denge sisteminden gelen bilgiler birbirine bağlıdır. Yine de insan, gözlerine diğer canlılardan daha çok güvenir.

Tabii şu soru ister istemez akla gelebilir:Denge, görmek ve duymaktan daha mı önemlidir? Bütün canlılar üzerinde yapılan araştırmalarda denge organının diğer bütün duyu organlarından daha önemli bir rol üstlendiği tespit edilmiştir. Suda ve karada yaşayan canlıların hepsi yerçekimine karşı koyarak, yaratıldıkları ideal duruşu koruma gayreti gösterirler, çok hücreli hayvanların hepsi bu ihtiyaçlarını karşılayacak özel denge organlarına sahiptirler.

Omurgasız hayvanlarda statosist adı verilen bu denge organı, küre şeklinde içi sıvı dolu bir organ olup, bu sıvı içinde serbest hareket eden denge taşı yardımıyla, durdukları halde yerçekiminin yönünü tespit edebilirler. Dolayısıyla denge organı, omurgasız hayvanlarda bulunan “en mükemmel organ” olarak bilinir.

Omurgalı hayvanlarda ve insandaki denge organının en önemli bölümleri, üç düzlemde sıralanmış olan üç adet yarım daire kanalıdır. Bunlar birbirine dik bir şekilde duran üç su terazisi gibi görev yapar ve başın üç uzay eksenindeki her dönüşünü kaydederler. Her baş hareketinin en azından bir yarım daire kanalına tesiri vardır. Denge organının diğer bölümleri olan hortumcuk (urticulus) ve kesecik (sacculus) içindeki duyu hücreleri düzgün ivmeyi ve yerçekimini kaydetmekle görevlidirler. Reseptör hücrelerinin yapısı her duyu organımızda farklı farklı olsa da duyulan beyne iletme prensipleri bütün organlarda aynıdır. Denge duyumuza ait reseptörlerin üst kısmındaki tüycük (sil) şeklindeki uzantıları jelâtin benzeri çeşitli yoğunlukta maddelerin içine yerleştirilmiştir. Hortumcuk ve kesecikteki jelâtin üzerinde, kireç taşından yapılmış statolith (denge taşı) adı verilen küçük kristaller bulunur. Reseptör hücrelerin duyu alıcı uzantısı olan silleri, jelâtinin içerisine doğru yükselir. Yarım daire kanallarının dönme hareketini tespit eden reseptörleri de benzer şekilde çalışır. Fakat içlerinde statolytler (denge taşları) yoktur. Bu kanallar, içlerinde yukarıda belirtilen jelâtinimsi maddeyi barındırır ve birleşim noktalarında genişleyerek ampulleri meydana getirirler. Ampullerin içinde yine jelâtine benzer bir sıvı ile titrek tüylü (silli) hücreler bulunur. Dönme esnasında kanallar içindeki sıvının hareketi ile meydana gelen basınç ve ampul içindeki reseptöre çarpan sıvının değişik hareketleri sonucu oluşan farklı basınçlar, alıcı hücreleri faaliyete geçirerek sıvı hareketiyle oluşan basıncı elektrik akımına çevirir ve sinirler vasıtasıyla beyne ulaştırarak dengenin sağlanmasına yardımcı olurlar.

Amerikalı fizyolog Prof. James J. Gibson bununla ilgili olarak, “Balıktan insana kadar hiçbir canlının denge organında herhangi bir kusur bulmak mümkün değildir” der. Denge organı sadece hareketin ivmesini kaydeder. Tekdüze hareketleri kaydetmez. Hareket muntazam olmaya başlar başlamaz, yarım daire kanalındaki reaksiyon normale döner ve beyin, hareketsiz halde olduğu gibi davranır. Bunun sonucunda, içinde bulunduğumuz bir uçak veya asansörün hareketlerine hemen uyum sağlar ve hatta hareket ettiğimizin bazen farkına bile varamayız. Eğer Rabbimiz, en uygun şekilde yerleştirdiği denge sistemimizi bu mükemmellikte yaratmasaydı, değil yüzlerce türlü akrobatik hareket yapmak, yürümemiz bile mümkün olmayacaktı.

Yapılan araştırmalar, denge sisteminin duyu organları için birleştirici bir fonksiyon icra etmekle beraber, görme ve konuşma kabiliyeti ile psiko-sosyal büyümenin daha olgun bir hale gelmesine yardımcı olduğunu ortaya koymaktadır. Bu gerçeğin pratikteki faydasını pek çoğumuz bilir ve şuursuzca da olsa uygularız. Mesela, her anne ve baba, ağlayan yavrusunu kucağına alır ve hiç düşünmeden sallamaya başlar. Böylelik de çocuğun denge sistemi uyarılmış olur. Salıncak veya beşikteki çocuklar da böyledir.

Hemen hemen bütün insanlar, bir çocuğun yumuşak hareketlerle sakinleşebileceğini, buna karşılık, sarsıcı hareketlerle de uyanık ve dikkatli tutulabileceğini hissederler. Kırsal bölgede yer alan birçok köylerde anne, bebeğini sırt torbası içinde vücuduna bitişık olarak taşır. Bununla, sadece bebekler için hayati önem arzeden deri teması değil, aynı zamanda denge organının devamlı uyarılması da sağlanmış olmaktadır. Denge organının kinematiğinin (hareket mekanizması) olgunlaşması, bulûğ çağında tamamlanır. Bu zamana kadar sistemin sağlıklı bir şekilde gelişebilmesi için, sürekli olarak uyarılmasına ihtiyaç vardır.

Dönme ve devrilmeler, keskin iniş-çıkışlar, ani hızlanma ve frenlemeler denge sistemini harekete geçirir ve onu, ileride hayati önem arzeden görevleri için alıştırır. Bu durum insana heyecan da verir. Havaya fırlatılmanın niçin küçük çocukların en büyük zevki olduğu; atlıkarıncayı ve dönme dolabı hangi sebeple bu kadar çok sevdikleri de bu noktada düşündürücüdür.

Denge organlarımızın zevk verici tesiri, çocukluk yıllarının sonunda bitmez. Sadece metot değiştirir. Gençler hareketli sporları tercih ederken, erişkinler de gevşemek için spor yapmaya gayret ederler. Denge organının uyarılması dolaylı yoldan da olabilir. Mesela, vecd içindeki yüksek bir duygu, insanların hareketlerine tesir eder. Mevleviler’in semâlan ve ilâhi dinleyen bir insanın sallanması buna en güzel misâldir.

Yeni doğan bebekler üzerinde yapılan araştırmalarda, denge merkezinin, beynin en erken olgunlaşan bölümlerinden biri olduğu anlaşılmıştır. Denge sistemi ile bağlı sinir ağları, yirmi haftalık ceninde görev yapabilmektedir. Bu sistem diğer bütün duyu organlarından, hatta görme duyusundan da önce gelişir. Bu demektir ki vücut için denge pek çok organdan daha önemlidir. Nitekim çok virajlı yollarda veya çok dalgalı denizlerde yolcuların midelerinin bulanması, baş dönmesi, sararma ve terleme gibi belirtilerle ortaya çıkan vasıta tutması hastalığı da tamamen denge sistemimizin aşırı uyarılmasıyla ortaya çıkar. Ancak yolcuları vasıta tuttuğu halde arabayı kullanan sürücünün sağlığının bozulmamasının sebebi şudur: Araba viraja girdiğinde sürücü de direksiyonla birlikte kendisi virajın yönüne göre dönmektedir ve denge organına, aykırı bir uyarı gitmemektedir. Yolcular ise viraja girerken kendilerini virajın yönüne göre ayarlayamadıklarından denge organları içindeki sıvı aksi yöne savrularak duyu hücrelerini aşırı bir şekilde uyarır ve denge siniri de kusma merkezini uyararak yolcuların hastalanmasına sebep olur.

Sirklerde çalışan akrobatlar ve değişik sporlarla meşgul olan insanlar, yaptıkları sporun cinsine göre gerekli denge durumlarına antrenmanla alışarak intibak ederler. Yaratıcımızın denge organlarımıza ve beynimize koyduğu bu intibak özelliği sayesinde gemicilik gibi denge organına çok iş düşen mesleklere bile kolayca alışılır

Kaynaklar:

— Verkörperte Gefühle, Stanley Keleman, “Vom inneren Bewegungsfluss zur Fortbewegung”, s.30–32. Kösel Verlag, Müncheri.

— P.M. dergisi “Lebru und Gleichgewicht”, Martin Tzschaschel, 1/95. Bild der Wissenschalft, “Hören; ererbt und erworben”, Emst Petir Fischer, 1989.