Sızıntı Arşivi

Kasım 1993 · s. 40 · 3 dakikalık okuma

Sanata Yeni Bir Bakış

Ö.Faruk Şahin · Sanat

SANATA YENİ BİR BAKIŞ

Allah insanı yarattı. Uzuvları, organlarıyla anatomik açıdan, ruhi yapı ve derinliğiyle psikolojik yönden; cemiyet kurup arza yayılmasıyla sosyolojik bakımdan bir mükemmellik sergiledi insan. Ahsen-i takvim suretinde, bütün güzelliklere mebde ve menşe olabilecek şekilde yaratılmıştı.. ama esfel-i safiline de düşebilirdi. Ve Allah eşref-i mahlûkat olan insan içinde bir ferdini “En Şerefli” eyledi, “Sun-u Bediim” dedi O’na...

Allah insanları yarattı. O hem kendi sanatına bizzat, hem de insanlığın gözüyle bakıyordu. Kendi bakışı ve aldığı haz tarifler üstüydü. Ama insanların gözüyle bakışında, sanat bir vasıta oldu yaratılış sırlarının ince detaylarına ve sanatçı da, o Büyük Rehber’in gölgesinde, bir sözcü insanlık için...

İnsan, ruhi yapısı bakımından “güzele” meftundu. Çünkü Allah tarifler, tasavvurlar, tahayyüller üstü güzeldi ve güzeli seviyordu. Ötesinde, ülfet ve ünsiyet diyebileceğimiz alışkanlık, güzeli zamanla bayağılaştırabiliyordu. Bu açıdan, güzel olan herşeyin üzerindeki tozlan, zamanı gelince alıp, insanlara tekrar gösterecek sanata ihtiyaç vardı. Ona, yeri geldiğinde bir sinek kanadının zerafetini -ki hepimiz sineği, zahirde pis bir canlı olarak biliriz- sanatçı hikmet dairesinde herşeyin güzel olup, güzele doğru gittiğini bilir ve onu tattıracak resime.. yeri geldiğinde “kötürüm olmuş eski bir askerin, tekrar yürümeye başladığında attığı çığlığı” duyuracak şiire. Sanat kırıyordu bu ülfet zincirlerini ve dünyayı, ukbaya mezra olması yönüyle insanlığa sevdiriyordu.

Betonlaşan bir hayat, dumandan görünmez hale gelen gökyüzü... Hayır, hayır! Günümüzde sanata her zaman-kinden fazla ihtiyaç vardı. Yanlış anlaşılmasın: Çizdiğimiz tablolarda, bir kayıtsızlık ve miskinlik içinde, nostalji soluklamaktan öte, sanat, dirilecek bir medeniyet için elimizdeki kroki olacak. Uzun vadede ise, bu medeniyeti diğer memleketler taşımada bir iletişim unsuru. Avrupa ve Amerika’daki mahfillere çıktığımızda, zannedersiniz, en çok karşılaşılan suallerden biri, İslam’ın günümüzde sanata bakışı olacak. Neden? Çünkü bir medeniyeti, maddi platformda sanat planlar, ilim inşaa eder. Bunun yanında, sanatın (Mana-ı İsmi yönüyle), Batı için ifade ettiği kıymet hayli fazladır. Bunun sebepleri arasında da, garb insanının bunalımlarından kurtulup, gerçekte var olmayan dinlerine bir alternatif olarak sanata yapıştığı ve daha pek çok şey söylenebilir... Az önce dediğimiz gibi günümüzde sanata her zamankinden fazla ihtiyaç vardı. İnsanlar, sanatla, tatmayı unuttukları kemmiyeten küçük ama keyfiyeten büyük hazları tatmalıydı. Gizli kalmış noktalar, detaylar aydınlatılmalıydı sanatla.

Umumen, kâinatta Allah adına müşahede edilen ne varsa Marifetullahdır ki, neticede insanı hayretlerle O’na yaklaştırır, yaşasınlarla O’nu sevindirir. Bir edebi eserde şehirli köyü, köylü de şehirliyi tanır. Günümüzün kitle iletişim vasıtalarının getirdiği ezici sıkletten bizi bir an olsun koparır. İnsanlar, kendilerini tanıma ve bulma yoluna girişirler. Bir araya geldiklerinde, beyaz cama hapsolmazlar ve belki şiir okurlar birbirlerine. Neden olmasın? O, halktan kopuk dedikleri divan edebiyatına. Anadolu’nun köylerinde bile rastlayabilirsiniz. Günün yorgunluğunu birkaç beyit okuyarak atan insanlar vardır orada.

Ama sanatta tasvir edilen sadece bir köy veya şehir değildir; aksine o, insam bir ideal hayata doğru götürmede yardımcı olur. Bir ideal hayattır ki, insanı tabiatın bir parçası haline getirmez ve şehirde bizi siyah bir nokta yapmaz... İnsan kainata meydan okur. Zemin yüztindeki halifelik kemerini bir kez daha kuşanır; kendini bulur ve ruh dirilir böylece!

İnsanların kabile kabile, millet millet yaratıhp sonra da, “ki birbirinizle tanışasınız” diye bir ek getirilmesindeki milletlerüstü buudun yolu sanata çıkar. Ortak bir dil, beraberce hissediştir sanat. Nasıl bir dil, nasıl bir hissediş? Bütün bir insanlık, esas Sanatkâr’ın yaratışından çıkmış hakiki sanata bakarak, her an O’nu hatırlar.

Sanat; hem Marifetullaha vasıta olması yani bütün masnuat-ı İlahiyeye bir ayna tutması, hem de Muhabbetullahı yani Allah sevgisini beraberinde getirmesinden dolayı sevilir. Bu yönüyle sanat, iman soluklar.. insanı insana tarif eder ve insana kainatı anlatır. Sonunda ahireti öyle bir tüllendirir ki; gözlerimizde, ölüm pek tatlı bir başlangıç olur herkes için.

Sanat bizim için bir vasıtadır; O’na ulaşmadaki köprücüklerden bir köprücüktür. Vasıtanın gaye yapılma hatasına düşülmemelidir. Sanatçı, bir misyonu yüklenmiştir.. Allah ve Rasülü’ nü anlatma vazifesini. Bu vazifede ona tanınabilecek imtiyazlar, bahşedilmiş ve edilecek olan istidatlar olabilir. Ama, “Allah indinde en kerim, takvaca en ileri olandır” sırrınca, kendini ve sanatım hiçbir şeyden üstün görmez.

Ö.Faruk ŞAHİN