Sızıntı Arşivi

Mart 1988 · s. 71 · 1 dakikalık okuma

Şafak

Nizamaddin Karaahmetoğulları · Edebiyat

Ufuklar, yeni bir müjde almışçasına fecr vaktinde ağarırlar. Uzun karanlık geceler, güneşin ilk ışıklarıyla bu vakitte parçalanmaya başlar. Işık ve ışığı arayanlar, iki sergilinin birbirine kavuşma heyecanı içinde bu vakitte vuslata ererler. Fecr, sevgili için vuslat saatidir.

Bülbül, goncanın başını tomurcuktan çıkarmasını görebilmek için bu vakte kadar nöbet tutar.

Ötelerden gelen esintilerin başında fecr, adeta bir besmele gibidir. Horozların ötmesi, civcivlerin salıverilmesi, ruşeymlerin başlarını çıkarıp etrafa gülücükler dağıtmaları hep fecr anındadır.

Karanlıkla ışığın iç içe olduğu bu vaktin manzarası, bir yönüyle ümit sahiplerini tehyiç edip, yüreklerini hoplatacak mahiyettedir.

Gecenin canhıras feryadıyla bülbülün nağmesi bu vakitte iç içedir.

Batmış, çökmüş asırların ardından büyük hamlelerin, iyi himmetlerin, Kamet-i balaların boy göstermesi fecr anını hatırlatır. Mus ‘ab (r. a) öyle bir anın hasretiyle doğranmış, Hubeyb (r.a)’e şehadet şerbetini aynı hasret nuş ettirmiştir.

Keza, şairin; “giden şanlı akıncı ne gün döner yurduna?” soruşuna verilecek en doğru cevab da “fecr anında “ olacaktır.

Sabrın tükendiği, bıçağın kemiğe dayandığı anda fecr, Rabbin Hızır gibi yetiştirdiği sekinesidir.

Fecr, UMUT İNSANI’yla, içimizde bin bir umut, bin bir ızdırabla, düşe kalka geçirdiğimiz zaman tünelinin en son geçididir.

Fecr, ümitlerin mihraklaştığı en son noktadır.

Nizameddin Karaahmetoğulları